Prof. Dr. Vehbi Ünal
Prof. Dr. Vehbi Ünal
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Kadının görünmeyen emeği: Ev hanımlığının/kadınlığının değersizleştirilmesi (Aile Yazıları IV)

GİRİŞ 18.07.2026 GÜNCELLEME 18.07.2026 YAZARLAR

Bir önceki yazımızda kadın istihdamı arttıkça birçok ülkede doğurganlık oranının düştüğünden bahsetmiştik. Güney Kore, İspanya, İran, Türkiye gibi ülkelerde kadınların işgücüne katılımının daha düşük olduğu dönemlerde doğum oranlarının genellikle daha yüksek olduğu istatistiklerden anlaşılmakla birlikte, günümüzde kadın istihdamının doğum oranlarını tek başına "düşürdüğünü" söylemek nedensellik açısından fazla iddialı olabilir. Kadınların işgücüne katılımı arttıkça, özellikle eğitim, kentleşme, gelir artışı ve çocuk bakım maliyetleriyle birlikte toplam doğurganlık hızı çoğu ülkede düşme eğilimi göstermiştir.

Tarım toplumunda kadın emeği büyük ölçüde ev içi üretim ve bakım sorumluluklarıyla sınırlıyken, günümüzde özellikle kentli kadınlar hem ücretli işte çalışmakta hem de ev işleri ile çocuk/yaşlı bakımını çoğu zaman tek başına ya da eşit paylaşılmadan üstlenmektedir. Bu durum, kadınların "çifte yükünü" artırmaktadır.

Tüketim toplumunda ev kadınının emeği ücretli/piyasa değeri olan bir faaliyet olarak görülmez. Oysa yemek pişirme, temizlik, çocuk/yaşlı bakımı, ilişki yönetimi gibi işler gerçek bir emek ve zaman gerektirir. Bu emeğin parasal karşılığı hesaplanacak olsa (bakıcı, temizlikçi, aşçı maliyeti gibi), ülke ekonomilerine katkısının çok yüksek olduğu ortaya çıkar. Mevcut sistemde ev içi emeğin ücretlendirilmemesi, onun ekonomik değersizmiş gibi algılanmasına yol açmakta; oysa bu emeğin piyasa koşullarında karşılığı hesaplandığında, ülke ekonomisine yaptığı katkının göz ardı edilemeyecek düzeyde olduğu görülmektedir.

Modern toplumda birey, çoğu zaman "ne iş yapıyorsun?" sorusuyla tanımlanır ve bu sorunun cevabı ne yazık ki piyasa ücretiyle sınırlı bir çerçevede değerlendirilir; oysa bu dar bakış, ev kadınlığının barındırdığı çok yönlü emeği ve sorumluluğu görünmez kılarak "ev hanımıyım" cevabını düşük statülü, hatta "hiçbir şey yapmıyor" algısına hapseder. Sonuç olarak kadın, hem kendi gözünde hem de toplum nezdinde "üretmeyen", "değersiz" bir kimliğe indirgenirken; bu algı onun özgüvenini, sosyal kimliğini ve toplumsal saygınlığını derinden zayıflatır — hâlbuki bu, gerçeği yansıtmaktan çok, emeğin görünürlüğünü yalnızca ücretle ölçen çarpık bir bakış açısının ürettiği asılsız bir yargıdan ibarettir. Üstelik bu emeğin milli gelir hesaplarına dahi dahil edilmemesi, görünmezliğin sadece toplumsal algıda değil, istatistiksel ve ekonomik sistemin kendisinde de ne denli yapısal bir sorun olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Yine konumuzla bağlantılı olarak çekirdek aile yapısının idealize edilmesi ve buna karşılık ev kadınlığı ile ev içi emeğin değersizleştirilmesi; bireylerin aile kurma ve çocuk sahibi olma kararlarını dolaylı yoldan etkileyerek, doğurganlık oranlarındaki düşüşü daha da derinleştirmektedir. Bireyin özgürlüğünü merkeze alan çekirdek aile yapısı, kişisel gelişim ve irade kullanımı açısından önemli fırsatlar sunmakla birlikte; ailevi sorumlulukların azalması ve toplumsal bağların kopması gibi olumsuz sonuçları da beraberinde getirmektedir.

Günümüzde yüceltilen bireycilik anlayışı ve cinsiyet ayrımını aşmak amacıyla söylenen söylemler, annelik rolünün küçümsenmesini, kadının ev içindeki emeğinin küçümsenmesini de beraberinde getirmiştir. Madde merkezli kurgulanan bir dünyada her şey para ve kazanç olarak değerlendirildiği için, özgürlük de "çalışıp para kazanmak"la ölçülür hale gelmiştir; evde kalmak ve ev içi emek ise küçümsenip aşağılanmaktadır.

Ev kadınlığının çalışan kadın karşısında konumlandırılması, kadın emeğini ücretli–ücretsiz diye hiyerarşiye ayırarak ev içi emeği görünmez kılar ve değersizleştirmektedir. Kadın özgürleşmesinin ücretli çalışmayla eşdeğer görülmesi, ev içi emeği tercih eden kadınları da dolaylı olarak "başarısız" veya "geri kalmış" konumuna itmiştir.

Ev içi emeği değersizleştiren ve yalnızca ücretli istihdamı kadın başarısının ölçütü haline getiren yaklaşımlar yerine; kadınların ister ev içi emekle ister ücretli istihdamla yaşamlarını sürdürsün, ekonomik güvenceye ve toplumsal saygınlığa eşit biçimde erişebileceği dengeli politikalara ihtiyaç vardır. Kadınların çalışma yaşamına katılımı bir zorunluluktan ziyade gerçek bir tercih alanına dönüştürülebildiğinde, hem aile kurumunun dayanıklılığı artacak hem de kadınlar yeteneklerini ve enerjilerini arzu ettikleri alanlara yönlendirerek topluma daha güçlü katkı sağlayacaktır.

Bu çerçevede, ev içi emeği ve çocuk bakımını görünür kılacak şekilde; evlilik süresi ve çocuk sayısı kriterlerine bağlı olarak ev hanımlarına kademeli emeklilik hakkı veya oranlı sosyal güvence tanınabilir. Örneğin 10 yıllık evlilikte (2–3 çocuk) belirli bir düzeyde prim desteği/sigorta sağlanması; 20 ve 30 yıl gibi daha uzun evlilik sürelerinde bu desteğin artırılması, hem çocuk sahibi olmayı teşvik edebilir hem de aile içi ekonomik kırılganlığı azaltarak boşanma riskini sınırlayabilir.

Sistemin kadına yalnızca "bakım verici" rolü atfedip ekonomik bağımsızlık için gerekli hiçbir güvenceyi sunmaması, ev kadınlarını yaşam boyu sürecek bir bağımlılık kapanına hapsetmekte; bu kapan, boşanma ya da eşin ölümü gibi kriz anlarında yoksulluk ve çaresizlikle yüz yüze gelme riskini derinleştirmektedir.

Sonuç olarak; kadın istihdamını doğurganlık düşüşünün tek sebebi göstermek yanıltıcı olabilir; asıl sorun, madde merkezli bir dünyada emeğin yalnızca parayla ölçülmesi ve ev içi emeğin bu yüzden değersizleştirilmesidir. Çözüm, kadını "ya ev ya iş" ikilemine hapsetmeyen, her iki tercihi de ekonomik güvence ve toplumsal saygınlıkla destekleyen politikalardır. Gerçek özgürlük, para kazanmakla değil, özgürce seçim yapabilme ve bu seçimin değer görmesiyle mümkündür.

Prof. Dr. Vehbi ÜNAL

YORUMLAR 10 TÜMÜ
  • Abdullah TAŞKESEN 11 saat önce Şikayet Et
    Emeğinize sağlık saygıdeğer Vehbi hocam. Hassas konulara bilimsel yaklaşımlarınızı kutluyorum. Yazılarınızı takdirle takip ediyorum. Selam ve saygılarımla Abdullah TAŞKESEN
    Cevapla
  • Abdullah Özcan 13 saat önce Şikayet Et
    Türk Milleti ve Devleti ancak aileler, anneler, çocuklar ve babaların toplum içinde olması gereken konumda tutulması ile mümkündür. Kamu gücü bu konuyu öncelikle gündeme almalıdır.
    Cevapla
  • Abdullah Özcan 13 saat önce Şikayet Et
    Sayı Vehbi ÜNAL Bey, size çok teşekkür ederim. Önemli bir konuyu kısaca enine-boyuna özetlediniz. Devletin güvenliği ve toplumun sağlığı, saygın ve istikrarlı aile kurumunun çağın şartlarına uygun olarak kamusal ve bireysel boyutuyla güven altına almakla mümkündür.
    Cevapla
  • Kademeli emeklilik 13 saat önce Şikayet Et
    Kademeli emeklilik mağdurları ve Bağkur tescil mağdurları ve de staj ve çıraklık mağdurlarını da unutmayın
    Cevapla
  • Emir 14 saat önce Şikayet Et
    Tarım toplumunda kadının çalışmadığı tam bir yalan hepimizin büyükleri tarlada çalışıyordu hayvanlara da bakıyordu bebekleri yanında gidiyordu tarlaya çoğu zaman
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle