Prof. Dr. Vehbi Ünal
Prof. Dr. Vehbi Ünal
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Kurşunun gölgesi: Silaha kolay erişimin söndürdüğü canlar

GİRİŞ 26.09.2026 GÜNCELLEME 26.09.2026 YAZARLAR

Daha önceki yazılarımızda eğitim kurumları ve toplumdaki şiddet sarmalı üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda konunun farklı bir boyutuna değineceğiz. “Sapanda taş durmaz” diye bir atasözümüz var. Sabahları gözlerimizi açtığımızda bizi karşılayan ilk haberler artık çoğunlukla cinayet, silahlı saldırı ya da kaza kurşununa dair olaylardan oluşmaktadır. Bu tablo, bireysel bir trajedi olmanın çok ötesine geçmiş; toplumsal bir sorun hâlini almıştır. Peki, bu krizin kökünde ne yatmaktadır? Yanıt, göründüğünden çok daha yakınımızdadır: Silaha erişimin bu denli kolay olması.

Hemen her gün cinayet haberleriyle uyanıyoruz. Üstelik medyamız bu tür olayları, şiddete meyilli kişilerin aklına "karpuz kabuğu getirmek" bir yana, adeta kışkırtır nitelikte; en ince ayrıntısına kadar işleyerek sunmaktadır.

Bu medya yansımalarının ardında ise çarpıcı bir gerçeklik yatmaktadır. Bir yıl önce Kahramanmaraş'ta yaşanan okul cinayetinde failin evinde 4 adet silah bulunması, birkaç gün önce 16 yaşındaki bir gencin elinde kalaşnikof benzeri bir silahla ulu orta yerde ateş açması, Sakarya’nın Sapanca ilçesinde 16 yaşındaki şüpheli, annesini tabanca ile vurarak öldürmesi ve Manisa Turgutlu'da 3'ü ağır 11 çocuğun yaralanması… Tüm bunlar son birkaç gün içinde yaşanan olaylardan yalnızca birkaçıdır. Bu vakaların tamamında dikkat çekici ortak bir nokta bulunmaktadır: Faillerin tamamı 18 yaşından küçük çocuklardır ve başkası adına kayıtlı silahları kullanmaktadırlar.

Bu olayların her birinde dikkatimizden kaçan ya da görmezden geldiğimiz ortak bir soru vardır: "Eline geçirdiği silahla eşini, kayınpederini, arkadaşını…" diye başlayan haberlerde asıl mesele şudur: Bu silahları söz konusu çocuklar ve gençler nasıl elde etmektedir? Başka bir deyişle, insanlar bu silahlara nasıl bu denli kolaylıkla ulaşabilmektedir?

Silaha erişimin kolaylığının cinayetleri de beraberinde kolaylaştıracağı ve artıracağı tartışmasız bir gerçektir. Küçük bir tartışmada silaha sarılan, gözünü kırpmadan ölüm saçan bu bireylerin psikolojisi ise başlı başına ayrı bir tartışma konusudur.

Sorunun boyutunu anlamak için rakamlara bakmak yeterlidir. Hastanede görev yapan dostlarımızdan öğrendiğimize göre ruhsatlı silah alımı oldukça revaçta olup gün geçtikçe de artmaktadır. Türkiye'de silah sahipliği, ruhsatlı (yasal) ve ruhsatsız (kaçak) olmak üzere iki farklı boyutta ele alınmalıdır. İstatistiklere bakıldığında, Türkiye'de taşıma ruhsatlı silah sayısının yaklaşık 627.765 olarak kayıtlara geçtiği görülmektedir. Buna 370 bin olan bulundurma ruhsatlı silahlar da eklendiğinde, Haziran 2022 itibarıyla ruhsatlı silah sayısı 998.237'ye ulaşmaktadır. Ancak bunlar yalnızca kayıtlı silahlardır. Sivillerde bulunan ruhsatsız silah sayısı bakımından Türkiye, dünyada yedinci, Avrupa'da ise birinci sıradadır. Bağımsız araştırma kuruluşu Small Arms Survey (SAS)'ın 2017 yılı verilerine göre Türkiye'de sivillerde 13 milyon 249 bin silah bulunmaktadır. Ruhsatsız silah sayısının ise 10,7 milyon olduğu tahmin edilmekte; bu rakamla Türkiye'yi yaklaşık 10 milyon ile Almanya izlemektedir. Ruhsatlı ve ruhsatsız silahların toplamı dikkate alındığında, Türkiye'de her 100 kişiye 16,5 silah düştüğü hesaplanmaktadır. (Kaynak: Euronews 14 Ağustos 2023)

Bu rakamların bu denli yüksek olmasının elbette nedenleri vardır. İnsanların silahlanmasının en temel nedeni, kendilerini güvende hissetmemeleri ve kendi adaletini (vijintalizm/kısas) sağlama arzusudur. Bireysel silahlanmayı besleyen etkenler yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı değildir. Devlet kurumlarına ve yargı sistemine duyulan güvensizlik, kırsal bölgelerde kolluk kuvvetlerinin müdahale sürelerinin uzunluğu, organize suç yapılanmalarının yarattığı tehdit algısı ve bazı toplumsal kesimlerde silahın erkeklik, kimlik ve statü göstergesi olarak konumlandırılması; bireyleri yasal ya da yasadışı yollarla silahlanmaya iten başlıca yapısal ve kültürel dinamikler olarak öne çıkmaktadır. Avcılık gibi hobiler de bu tabloya ayrı bir boyut katmaktadır.

Ne var ki bu silahlanma eğiliminin bedeli ağır olmaktadır. Kolayca silahlanma; cinayetlerin artmasına, mafyalaşmaya, silahlı soygun, saldırı, tehdit ve şantaj gibi suç türlerinin yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Bunların yanı sıra çocukların silaha kolayca erişimi; İstanbul, Kahramanmaraş, Manisa ve benzeri yerlerde (eğitim kurumlarında) yaşanan olaylarda görüldüğü üzere ciddi, hatta ölümcül vakalara ve toplumsal infiale yol açabilmektedir. Öte yandan aile içi tartışmalarda anlık öfkenin olayı ölümcül bir boyuta taşımasını da kolaylaştırmaktadır. Evde silah bulunduran bireylerde intihar riski, istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksektir; silaha erişim, anlık kriz anlarında geri dönüşü olmayan kararların alınmasına zemin hazırlamaktadır. Kısacası silaha kolay erişim, bireyi koruma vaadiyle sunulurken aslında hem bireyin hem de toplumun güvenliğini ve ruh sağlığını tehdit eden bir unsura dönüşebilmektedir.

Tüm bu sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, sorgulanması gereken iki temel husus öne çıkmaktadır:

Birincisi; psikolojik ya da psikiyatrik tanısı olan ya da bu duruma yatkın bireylerin, silah ruhsatı için gereken sağlık raporunu bu kadar kolaylıkla alabilmesi başlı başına bir sorun teşkil etmektedir. Öfkesini yönetemeyen, en ufak bir gerilimde kontrolünü yitiren kişilerin bu süreçten geçebiliyor olması, denetim mekanizmalarının ne denli yetersiz kaldığının açık bir göstergesidir.

İkincisi; ruhsatlı silah sahiplerinin, yalnızca kendi kullanımlarına tahsis edilmesi gereken bu silahları yeterince güvence altına almaması kritik bir güvenlik açığı oluşturmaktadır. Yasal yollarla edinilmiş bir silahın; çocuklar başta olmak üzere aile bireyleri ya da üçüncü şahıslar tarafından kolaylıkla erişilebilir hâle gelmesi, ruhsat sisteminin bireysel sorumluluk boyutundaki en temel zafiyetini gözler önüne sermektedir.

Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için suçu yalnızca birkaç kişinin üzerine yıkmak yerine daha köklü ve kalıcı çözümler üretmek gerekmektedir. Bu bağlamda, silahın yalnızca ruhsat verilen kişi tarafından kullanılabilmesi ve başkalarının buna kesinlikle erişememesi sağlanmalıdır. Bunun için kapsamlı yasal düzenlemeler hayata geçirilmeli; silah sahibi bireyler ise bu silahları başkalarının kolayca ulaşabileceği şekilde ortalıkta bırakmamalıdır.

Silah, ellerde taşınan bir metal parçasından ibaret değildir; aynı zamanda toplumsal bir güvensizliğin, denetim eksikliğinin ve kültürel bir çarpıklığın somut yansımasıdır. Sabahları bizi karşılayan cinayet haberleri, yalnızca bireysel öfkenin ya da anlık kararların ürünü değildir; bunlar aynı zamanda yıllardır süregelen yapısal ihmalin (diziler, mafyalaşma, çeteleşme, şiddet, akran baskısı, ihmal, istismar, parçalanmış aileler, işsizlik, alkol, bağımlılık, dijital oyunlar vb.) faturasıdır. Silahı sokaklardan ve çocukların elinden çekmek istiyorsak önce zihniyeti, ardından yasaları ve son olarak denetim mekanizmalarını köklü biçimde değiştirmek zorundayız. Aksi takdirde her sabah aynı haberlerle uyanmaya devam edeceğiz.

Prof. Dr. Vehbi ÜNAL / Haber7


 

YORUMLAR 2
  • Haydar Çile 11 saat önce Şikayet Et
    Kalemine sağlık hocam farklı bir yöne dikkat çekmişsiniz.
    Cevapla
  • Adem Fatsa 13 saat önce Şikayet Et
    Sayın hocam yazılarınızı takip ediyorum sadece sorunu değil çözüm önerileri sunmanın harika
    Cevapla