Prof. Dr. Vehbi Ünal
Prof. Dr. Vehbi Ünal
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Kul hakkının unutulan yüzü: Kamu hakkı

GİRİŞ 17.10.2026 GÜNCELLEME 17.10.2026 YAZARLAR

Şüphesiz kavramlar önce bireylerin zihin dünyalarından, sonra toplumsal yaşamın hafızasından süzülerek yaygınlaşır, süreç içerisinde bazı kavramlar doğduğu düşünce ve ahlak bağlamından koparılınca dönüşüme uğrayarak temel anlamını yitirir ya da anlam daralmasına neden olur. Modern düşünce/yaşam ile birlikte git gide yok olan ve toplumdan sessiz sedasız şekilde çekilen, sığlaşan kavramlardan biri de “kul hakkıdır”.

Hayatın tamamını kuşatan bir adalet ve sorumluluk bilinci olmaktan çıkıp, yalnızca cenaze törenlerinde veya vedalaşmalarda mırıldanılan kuru bir 'helallik' merasimine dönüşmüştür kul hakkı. Şu günlerde tartıştığımız, ülkemizin gündemini de oldukça meşgul eden fon tartışması, borsadaki manipülasyon, sanal bahis kul hakkı kavramının toplumsal hafızamızdan silinip yerine doymak bilmez “kısa yoldan zenginleşme ve köşeyi dönme” hevesinin nasıl yerleştiğini ve bu yozlaşmanın bedelini tüm toplumun nasıl ödediğini gözler önüne sermektedir. Helal-haram çizgisinin silikleştiği bir ortamda, adaletin yerini açgözlülüğün aldığının en acı tecellisidir.

Kul hakkı denildiğinde akla çoğu zaman yalnızca para ya da eşya gibi maddi unsurlar gelir. Oysa bir insanın emeğini yok saymak, hakkında asılsız sözler söylemek ya da mahremiyetini ihlal etmek de doğrudan kul hakkına girmektir. Bu nedenle kul hakkına dikkat etmek; yalnızca küçük yanlışlardan sakınmak değil, gündelik hayatın her anında insanın onurunu, emeğini ve özel alanını gözetmeyi gerektiren sürekli bir sorumluluk bilincidir.

Bu yazıda dikkat çekmek istediğim konu kul hakkının kamusal boyuttan bireysel boyuta indirgenmesidir. Kul hakkını yalnızca bireysel bir borç-alacak meselesine indirgemek, meselenin asıl ağırlığını ıskalamak demektir. Zira kul hakkı sadece iki kişi arasında yaşanmaz; bütün bir toplumun, yani kamunun hakkı belki de asıl üzerinde durulması gereken boyutudur. Kul hakkının en büyüğü “kamu hakkı”dır. İslam geleneğinde kamuya ait hakların “Allah’ın hakkı” (hukûkullah) olarak nitelendirilmesi de bu ciddiyetten kaynaklanır. Bireysel haklar meselenin buzdağındaki görünen yüzü ise, kamu hakkı görünmeyen o devasa gövdesidir.

Bireysel kul hakkında mağdur somuttur; borcun ödenmemesi, hakaret, hırsızlık ya da emeğin gaspı gibi durumlarda kişiyle yüzleşip helallik alma ihtimali mevcuttur. Oysa ne gariptir ki, tek bir kişiye karşı gösterilen bu çekince ve hassasiyet, milyonların ortak payı olan kamu hakkına gelindiğinde aynı ciddiyet ve vicdani titizlikle karşılık bulmamaktadır.

Kamu malını zimmete geçirmek, rüşvet almak, torpil yapmak, ihaleye fesat karıştırmak, yolsuzluk yapmak, vergi kaçırmak, ya da devletin imkânlarını şahsi menfaatler için kullanmak nasıl olur da yalnızca soyut bir "devlet kurumuna" verilmiş bir zarar gibi görülebilir? Aksine, israfa ve usulsüzlüğe göz yummaktan trafikte başkalarının canını hiçe saymaya kadar yapılan her sorumsuzluk; yüzünü dahi görmediğimiz, tanışmadığımız milyonlarca insanın hakkını doğrudan gasp etmektir. Ne tuhaftır ki milyonlarca insanı ilgilendiren rüşvet, usulsüzlük ve vergi kaçırma kul hakkı sayılmazken, bakkala olan üç beş kuruşluk borç vicdanımızı rahatsız eder? Bu nasıl bir terazidir.

Üstelik bu vebal yalnızca yaşayan insanlarla da sınırlı kalmamaktadır. Suyu kirletmek, yeşil alanları tahrip etmek ve ortak yaşam alanlarına zarar vermek, henüz doğmamış olanların, yani gelecek kuşakların da hakkına tecavüz etmek değil midir? Bir kişiden af dilemek mümkünken, hakkı çiğnenen koskoca bir toplumla ve yarınlarımızla nasıl helalleşilebilir?

Nitekim bugün sosyal medyada ve çeşitli mecralarda hiçbir bilgiye, belgeye dayanmadan insanlar hakkında ileri geri konuşmak, itibar suikastı yapmak da aynı sorumsuzluğun dijital tezahürüdür. Bir tıkla milyonlara yayılan bir yalanın, lekelenen bir onurun ardından o insanla yüzleşip helallik istemek artık nasıl mümkün olabilir?

Kısaca kul hakkı yalnızca bakkal defterine yazılan borcun değil, emeğin, onurun, mahremiyetin, kamu kaynağının ve hatta gelecek kuşakların hakkının toplamıdır. Bu kavram, bireysel bir muhasebe aracı olmaktan çıkarılıp hayatın bütününü kuşatan bir adalet bilincine dönüşmediği sürece, kendimiz aldatmaya devam edeceğiz. Oysa asıl mesele helallik dilemek değil, helallik dilemeyi gerektirecek bir hak ihlaline hiç yaklaşmamaktır. Çünkü kamu hakkı söz konusu olduğunda helalleşmenin muhatabı yoktur; milyonların kapısını tek tek çalmak, lekelenen bir itibarı eski hâline döndürmek, kirletilen bir suyu ya da yok edilen bir ormanı gelecek kuşaklara geri vermek mümkün değildir. Telafisi olmayan bir vebalin tek çaresi, onu hiç işlememektir.

Prof. Dr. Vehbi ÜNAL 

YORUMLAR 9 TÜMÜ
  • Haydar Ali 12 saat önce Şikayet Et
    Hocam çok güzel bir yere değinmişsiniz bakkalda ki teraziyle toplumun terazisi aynı fakat vicdan terazisinde sorun olduğunu düşünüyorum emeğinize sağlık.
    Cevapla
  • Ali 13 saat önce Şikayet Et
    Fonlardan vurgun yapanlar bile iade ediyorken, bu fona her girip çıkandan ve fonun tüzel kişiliğinden hazineye vergi olarak kesilen yüzde 17.5 payı fona geri iade etmemek kul hakkı değildmidir hocam. Fondan gelir elde edenlere geri ver diye hesap açanlar, hazineye aktarılan milyarları geri iade etmeyerek fon vurgunu yapanlarla kul hakkunda suç ortağı opmaz mı.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle