Prof. Dr. Zakir Avşar
Prof. Dr. Zakir Avşar
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Güvenli okul ve biz…

GİRİŞ 20.04.2026 GÜNCELLEME 20.04.2026 YAZARLAR

Milletçe hepimizi derin elem ve üzüntülere boğan iki olay yaşadık. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde ülkemizde görmeye alışık olmadığımız ama özellikle ABD’de yaygın olarak gerçekleşen okul saldırıları ile karşılaştık. Hayatını kaybedenlere Allah rahmet eylesin, yaralı kurtulanlara acil şifalar diliyorum.

Sorun bu haliyle şimdi baş vermekle birlikte, okullarımıza ilişkin kaygılarımız, eğitim-öğretim sistemimize yönelik önerilerimiz hep var. Nitekim 2020 yılında tamamlayıp kamuoyu ile paylaştığımız Güvenli Okul (Pegem Yayınları, Ankara, 2020) adlı çalışmamızda konunun ne kadar önemli olduğunu paylaşmıştık. Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile birlikte gerçekleşen bu çalışmamızda bu gün her biri ile ayrı ayrı yasal düzenlemeler yapılarak çözüm aranan hususlara ve elbette bu şiddete de değinmiştik…

Okullarda yaşanan silahlı şiddet olayları artıyor ve günümüzde toplumlar açısından en karmaşık ve çok katmanlı kriz alanlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür hadiseleri bireysel patolojiler, güvenlik zaafları ya da anlık sapmalar üzerinden açıklamak, meseleyi indirgemek anlamına gelir. Bu olaylar; iletişim kopukluklarının, değer erozyonunun, kurumsal zafiyetlerin ve kültürel çözülmelerin kesişim noktasında ortaya çıkan sistemik kırılmalardır. Dolayısıyla “güvenli okul” yaklaşımı da aynı ölçüde bütüncül, disiplinlerarası ve derinlikli bir perspektif gerektirir.

Geleneksel güvenlik yaklaşımları, okulu koruma altına alınması gereken bir “mekân” olarak ele alır. Bu çerçevede kamera sistemleri, giriş-çıkış kontrolleri, güvenlik personeli gibi araçlar ön plana çıkar. Ancak son yirmi yılda yapılan araştırmalar, bu tür önlemlerin tek başına şiddeti önlemede sınırlı etkiler ürettiğini göstermektedir. Bunun temel nedeni, şiddetin çoğu zaman fiziksel mekânda değil, bireyin zihinsel ve duygusal dünyasında filizlenmesidir.

Bu noktada “güvenli eğitim iletişimi” kavramı önem kazanmaktadır. Güvenli eğitim iletişimi, zorunlu öğrenim çağındaki bireylerin eğitim hayatlarında karşılaşabilecekleri güvenlik sorunları ile ilgili tüm paydaşlar arasında gerçekleşen iletişimsel süreç ve becerileri kapsamaktadır.

Kavramın arkasındaki yaklaşım paydaşlar arasındaki iletişim süreçlerinin, iletişim kuranlar ve iletişime konu olanlar için güvenli bir niteliğe sahip olması ile okul güvenliğinin güçlendirilebileceğidir.

Bu kavram özünde, bireyin kendisini ifade edebildiği, duyulduğunu hissettiği, anlamlandırıldığı ve değer gördüğü bir etkileşim iklimini ifade eder. Bu iklimin yokluğunda, bireyde oluşan görünmez kırılmalar zamanla davranışsal sapmalara dönüşebilir. Dolayısıyla güvenli okul tehditleri dışarıda tutan ama içerideki kırılmaları da erken aşamada fark edebilen ve onarabilen bir sistemdir.

Okul saldırılarının önemli bir kısmında faillerin ortak özellikleri incelendiğinde, belirgin bir aidiyet eksikliği ve yoğun bir yabancılaşma duygusu dikkat çekmektedir. Bu durum, Sosyal Kimlik Teorisi çerçevesinde değerlendirildiğinde daha anlamlı hale gelir. Birey, kendisini ait hissettiği gruplar üzerinden kimlik inşa eder; bu bağ zayıfladığında ise hem benlik algısı hem de toplumsal uyum bozulur.

Okul ortamında dışlanma, akran zorbalığı, görünmezlik hissi ya da sürekli değersizleştirilme gibi deneyimler, bireyin sosyal bağlarını zayıflatır. Bu süreçte iletişim kanallarının kapalı olması, yani bireyin yaşadığı sorunları ifade edememesi veya ifade ettiğinde karşılık bulamaması, risk faktörünü katlanarak artırır. Şiddet, bu bağlamda çoğu zaman bir “iletişim çöküşünün” radikal ve yıkıcı bir ifadesi olarak ortaya çıkar.

Modern eğitim tartışmalarında disiplin kavramı sıklıkla problematize edilmekte ve otoriteye yönelik mesafeli bir yaklaşım öne çıkmaktadır. Ancak sahadan elde edilen veriler, normatif çerçevenin zayıfladığı ortamlarda belirsizliğin arttığını ve bu durumun risk davranışlarını beslediğini göstermektedir.

Disiplinin işlevi, kural ihlallerini cezalandırmakla sınırlı değildir, bunu yaparken öngörülebilir bir sosyal düzen kurabilmektir. Açık, tutarlı ve adil kurallar; bireyin sınırlarını bilmesini, sorumluluklarını içselleştirmesini ve davranışlarının sonuçlarını öngörebilmesini sağlar. Burada kritik mesele, disiplinin iletişimsel boyutudur. Otoritenin keyfi değil meşru, sert değil tutarlı, uzak değil erişilebilir olması gerekir. Bu denge kurulamadığında ya otoriter baskı ya da kontrolsüz serbestlik ortaya çıkar; her iki uç da güvenlik açısından risklidir.

Okul güvenliği tartışmalarında sıklıkla ihmal edilen ancak belirleyici olan bir diğer boyut, aile ile okul arasındaki değer ve iletişim sürekliliğidir. Çocuk ve genç, kimliğini okulla birlikte ailede, sosyal çevrede ve dijital dünyada eş zamanlı olarak inşa ediyor. Bu alanlar arasında ciddi değer farklılıkları ve iletişim kopuklukları varsa, bireyde parçalı bir kimlik yapısı oluşuyor.

Ailenin çocuğa kazandırdığı sorumluluk bilinci, empati kapasitesi, saygı anlayışı ve toplumsal hassasiyetler; okulun sunduğu kurumsal çerçeve ile desteklenmediğinde ya da çeliştiğinde, normatif bir boşluk ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle güvenli okul iletişimi, aileyi dışlayan değil, onu sürecin aktif bir paydaşı haline getiren bir model üzerine kurulmalıdır. Düzenli, şeffaf ve karşılıklı güvene dayalı iletişim, riskleri erken aşamada görünür kılar.

Günümüz gençliği, fiziksel çevresiyle birlikte yoğun bir medya ve dijital içerik akışıyla da şekillenmektedir. Şiddetin estetize edildiği, bireyin değersizleştirildiği ve çatışmanın normalleştirildiği içerikler, özellikle gelişim çağındaki bireyler üzerinde güçlü etkiler doğurmaktadır. Bu durum, Medya Ekolojisi perspektifinden ele alındığında, bireyin içinde bulunduğu sembolik çevrenin davranış kalıplarını doğrudan etkilediği görülür.

Bu nedenle güvenli okul yaklaşımı, okul içi iletişimi de öğrencinin maruz kaldığı geniş iletişim evrenini de dikkate almak zorundadır. Medya okuryazarlığı, eleştirel düşünme ve dijital farkındalık becerilerinin geliştirilmesi, şiddetin meşrulaştırılmasına karşı önemli bir koruyucu mekanizma oluşturur.

Birçok vakada saldırganların önceden çeşitli sinyaller verdiği bilinmektedir: tehditkâr söylemler, sosyal medya paylaşımları, ani davranış değişiklikleri, izolasyon eğilimleri vb. Ancak bu sinyallerin çoğu zaman ya ciddiye alınmadığı ya da parçalı bilgiler halinde kaldığı görülmektedir. Bu noktada, iletişim temelli erken uyarı sistemleri kritik bir rol oynamaktadır.

Öğretmenler, rehberlik birimleri, yöneticiler ve hatta öğrenciler arasında kurulacak güvene dayalı iletişim ağı; bu tür sinyallerin zamanında fark edilmesini ve uygun müdahale mekanizmalarının devreye girmesini sağlar. Burada temel mesele, ihbar kültürü değil; sorumluluk bilinciyle hareket eden bir farkındalık kültürü oluşturmaktır.

Son kertede güvenli okulu teknik önlemlerle yeterince tesis maalesef mümkün değildir, asıl belirleyici olan, okulun üzerine inşa edildiği ahlaki zemin ve iletişim düzenidir. Saygının, sorumluluğun, aidiyetin ve karşılıklı güvenin canlı tutulduğu bir okul iklimi; şiddeti engellemekle kalmaz anlamsızlaştırır da.

Bu çerçevede güvenli okul politikalarının, bireyi merkeze alan ama toplumsal sorumluluğu ihmal etmeyen; özgürlük ile düzen arasında denge kuran; iletişimi yüzeysel bir araç değil, kurucu bir unsur olarak gören bir anlayışla yeniden düşünülmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde okullar bilgi aktaran, güvenli ve sağlıklı bir toplumsal geleceğin inşa edildiği mekânlara dönüşebilir.

 

YORUMLAR 23 TÜMÜ
  • Burhan Sönmez 1 saat önce Şikayet Et
    Bu süreçte ilk etapta çocuklarımızın elinden en az bir ay bilgisayar, tablet ve akıllı telefonu alalım, lütfen. İletişim için akıllı saat yeterlidir
    Cevapla
  • Yener TAŞCI 1 saat önce Şikayet Et
    Zakir bey merhaba yazınızı okudum tamamen katılıyorum, benimde bir önerim var emekli olmuş binlerce polis ve asker emeklisi var bunları devletimiz değerlendire bilir .Ayrıca bu emekli polis ve asker özel güvenlik şirketlerinden,kahvehanelerden,Takside çalışmaktan kurtulur yine devletine hizmet yapmış olur
    Cevapla
  • Hasan 1 saat önce Şikayet Et
    Polis ve güvenlik güçlerinin silah edinme yasası acilen tekrar düzenlenmeli 5-7 belki 10 silah ne demek? Bunlardan devlet harç alacağım dese bir tanesi kalmaz.İşin suyu çıkmış..
    Cevapla
  • Biz 1 saat önce Şikayet Et
    Önce bir, şu birey kelimesini joker niyetine kullanmayı bırakmamız lazım. Sonra bir topluma mensup olduğumuzu idrak etmemiz, ait olduğumuz toplumun kültürünü sahiplenmemiz lazım. Evet! Kameralarla güvenlikçilerler bu sorun aşılmaz. Çözüm; gerek veli gerek öğretmen ve gerekse öğrencisiyle disiplinli yönetmeliğe tabi olmasından geçer. Herkes üzerine düşeni yapmalı. Ben değil biz!
    Cevapla
  • Orhun Yazıtları 1 saat önce Şikayet Et
    Yıllardır yüzlerce kez dile getirdik derdimizi kimseye anlatamadık. Şehirlerimiz beton yığını, çocuklar tüm gün 4 duvar arasında sürekli telefon, tablet, bilgisayar başında şiddet içeren oyunlar oynuyor. Çok acil tüm şehirlerimize binlerce sayıda çocuk oyun alanı, park bahçeler, spor alanları, yüzme havuzları, yürüyüş ve bisiklet yolları ile ailece gidilebilen mesire alanları yapılmalı.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle