Prof. Dr. Zakir Avşar
Prof. Dr. Zakir Avşar
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Siyasette isnadın sınırı, özrün erdemi

GİRİŞ 19.10.2026 GÜNCELLEME 19.10.2026 YAZARLAR

Siyaset farklı görüşlerin yarıştığı, alınan kararların sorgulandığı ve kamu gücünü kullananların hesap vermesi gereken bir alandır.

Eleştiri siyasette vazgeçilmezdir. Kamu görevlilerinin icraatları, tercihleri ve sorumlulukları tartışılır, konuşulur, eleştirilir ve hesap vermeleri de istenir.

Ne var ki eleştiri ile iftira-isnat, sorgulama ile suçlama, siyasi rekabet ile kişilik haklarına saldırı arasındaki sınır ortadan kalktığında demokratik tartışma niteliğini kaybeder.

Gerçeğe dayanmayan suçlamalar üzerinden yürütülen mücadele zamanla siyaset kurumunun güvenilirliğini de aşındırır.

Fon işlemleri üzerinden iki bakan hakkında gündeme getirilen iddialar bu ayrımın önemini yeniden ortaya koydu.

İddiaların doğruluğu araştırılmadan kişilerin suistimalle ilişkilendirilmesi, siyasi tartışmanın hangi noktada ciddi bir sorumluluk sorununa dönüştüğünü gösteren bir örnektir.

Bir kişinin adıyla hukuka aykırı bir eylemi yan yana getirmek kolaydır. Ancak bu ilişkinin gerçek olmadığını ortaya koymak çoğu zaman oldukça zordur, zahmetlidir. Üstelik suçlamanın kamuoyunda dolaşıma girmesiyle düzeltmenin aynı etkiyi oluşturamayabileceği de açıktır…

İletişim ve sosyal psikoloji alanındaki çalışmalar olumsuz bilgilerin insanların değerlendirmeleri üzerinde güçlü etkiler oluşturabildiğini, ilk izlenimlerin sonraki bilgilerle bütünüyle değişmeyebildiğini göstermektedir.

Bir iddia, doğruluğu kanıtlanmadan tekrarlandığında zihinlerde bir şüphe çerçevesi oluşturabilir. Daha sonra gelen açıklama veya düzeltme bu çerçeveyi her zaman ortadan kaldıramaz.

Dijital iletişim ortamlarında içeriğin hızla yayılması ve farklı hesaplar üzerinden yeniden üretilmesi sorunu daha da büyütür.

Böylece suçlama gerçekliği araştırılması gereken bir iddia olmaktan çıkıp kişinin kimliğine yapışan bir etikete dönüşebilir.

İtibar suikastı kavramının işaret ettiği tehlike tam da burada belirir. Bir insanın itibarını zedelemek için onun hakkında mutlaka kesin bir hüküm vermek gerekmez.

Sürekli şüphe uyandırmak, kanıtlanmamış iddiaları kesinlik taşıyan bir dille sunmak ve ima yoluyla suçluluk algısı oluşturmak da benzer sonuçlar doğurabilir.

İsnadın etkisi kimi zaman hukuki süreçlerden çok daha önce ortaya çıkar ve kişinin mesleki ilişkilerini, toplumsal konumunu ve kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini etkiler.

Bu sebeple demokratik siyasette temel ölçü bir iddianın ne kadar çarpıcı olduğu değil hangi kanıtlara dayandığıdır.

Masumiyet karinesi hukuki bir ilke olmanın ötesinde, kamusal tartışmanın da önemli bir referans noktasıdır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi suçluluğu hukuken sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılmasını güvence altına alır.

Bu ilke kamu gücü kullanan kişilerin eleştiriden muaf tutulması anlamına gelmez. Eleştirinin somut olgulara dayanması iddia ile kanıt arasındaki ayrımın korunması ve hüküm verme yetkisinin keyfî biçimde kullanılmaması gerektiğini hatırlatır.

Elbette siyasette her iddianın önceden kesinleşmiş bir hükme dayanmasını beklemek de doğru değildir.

Kamu yararı bulunan konularda araştırma yapmak, soru sormak, şeffaflık talep etmek ve şüpheli görülen işlemleri gündeme taşımak meşru faaliyetlerdir. Ancak araştırma talebiyle suçluluk ilanı arasında önemli bir fark vardır.

Bir konuda açıklama istemek başka, yeterli dayanak bulunmadan kişiyi suistimalle itham etmek başkadır. Siyasi sorumluluk bu farkı gözetmeyi gerektirir.

Yanlış bir isnadın ortaya çıkmasıyla birlikte yeni bir sorumluluk alanı doğar: özür dilemek.

Özür kimi çevrelerde zayıflık veya geri adım olarak yorumlanabilmektedir. Oysa kişinin kendi sözünü, değerlendirmesini ve davranışını gözden geçirebilmesi, düşünsel olgunluğun ve ahlaki sorumluluğun göstergesidir.

Yanılgı varsa kabul etmek hakikate bağlılığın bir gereğidir. Gerçeğin ortaya çıkması karşısında ısrar etmek yerine hatayı düzeltmek kamusal tartışmanın niteliğini yükseltir.

Samimi bir özür yanlışlığın kabulünden ibaret de değildir. Haksızlığa uğrayan kişinin itibarının onarılmasını, yanlış bilginin yayıldığı mecralarda düzeltme yapılmasını ve benzer hataların tekrarlanmaması için gerekli özenin gösterilmesini de kapsar.

Suçlama geniş kitlelere ulaştırılmışsa düzeltmenin dar bir çevrede kalması yeterli olmaz. Hatanın etkisi hangi ölçüde yayılmışsa giderilmesi için gösterilen çaba da o ölçüde güçlü olmalıdır.

Siyasette güven, kişilerin hiç hata yapmaması üzerine kurulamaz. Asıl mesele hata karşısında nasıl davranıldığıdır.

Yanlış bilgiyi sürdürmek, yeni imalarla ilk suçlamayı korumaya çalışmak veya sorumluluğu başkalarına yüklemek güvensizliği derinleştirir.

Buna karşılık kanıta bağlı kalmak, hatayı kabul etmek ve haksızlığa uğrayanın itibarını gözetmek, siyasi rekabetin meşru sınırlar içinde yürütülmesine katkı sağlar.

Siyasi mücadele rakibin itibarını ortadan kaldırma yarışına dönüştüğünde kaybeden tek bir kişi olmaz.

Kamuoyunun bilgiye duyduğu güven, siyaset kurumunun saygınlığı ve toplumsal tartışmanın niteliği de zarar görür.

Eleştiri demokrasiyi güçlendirir, kanıtsız isnat ise eleştirinin güvenilirliğini zayıflatır. Aradaki çizgiyi korumak hem söz söyleyenlerin hem de sözü kamuoyuna taşıyanların sorumluluğudur.

Özür dilemek siyasi rekabette yenilgiyi kabul etmek değildir. Gerçek karşısında sorumluluk üstlenmektir.

Bir kişiye yöneltilen iddia doğru çıkmadığında bunu açıkça kabul edebilmek adalet duygusunun ve demokratik olgunluğun gereğidir.

Siyasetin niteliği insanların birbirleri hakkında ne kadar ağır sözler söyleyebildiğiyle değil, söyledikleri sözlerin doğruluğuna ne kadar özen gösterdikleriyle ölçülmelidir.

Çünkü hakikate bağlılık siyasi rekabetin önünde bir engel değil, onun meşruiyetini koruyan temel şartlardan biridir.

Şimdi iddia sahibinin ve partisinin çok açık, anlaşılır, net bir şekilde Bakanlar Ömer Bolat ve Mahinur Göktaş’tan özür dilemeleri gerekmektedir. Bu öyle yarım ağız olmaz. Dilemiş gibi yapılarak geçiştirilemez.

Sayın Özgür Özel’in iddialarına adını karıştırdıkları Mahinur Öztaş’ın babasından özür dilediğine dair açıklaması önemlidir ama yeterli değildir. Çünkü adı karıştırılmış olsa da esas hedef o değildir. Hedef başta bakanlar olmak üzere bu milletin büyük çoğunluğunun oyunu alan, güvenini temsil eden AK Parti’dir…

Siyaseti çirkinleştirmemek için özür şarttır. Ama dar kapsamlı bir özür olmaz. Açıktır ki iftira ve isnat iki bakan üzerinden ama tüm AK Parti camiasına yapılmıştır. Özür çerçevesi de bu şekilde olmalıdır…

YORUMLAR 5
  • mustafa 9 saat önce Şikayet Et
    İftiracılar özür dilemezler, amaç zaten iftirayı atıp nifak çıkarmak.
    Cevapla
  • samet semavi 14 saat önce Şikayet Et
    AK PARTİ camiasından özür dilemelidir. Kasıtlı olarak birine iftira atan, yalan haber yapan kim olursa olsun daha ağır cezalara çarptırılmalıdır. Bence mevcut kanunun caydırıcılığı yok. Yoruma açık olmayan ve net cezai sonuçları olan kanuni düzenleme yapılmalıdır. Bu ÜLKE başka türlü fitnecilerden, vatansızlardan temizlenmez.
    Cevapla