Maduro’ya çakmak için “Tayyipçi” oldu
Ertuğrul Özkök denilen şahıs, bunca yıllık gazetecilik(!) hayatında hep yanlış yerde durmasıyla hatırlanagelmiştir. Kendisi, bugüne kadar, haklının değil, daima güçlünün yanında olmayı tercih etmiştir. Şimdiye dek ortaya koyduğu tutumla, gayrimeşru muktedirlerin safında hizalanmayı meşru iktidarların hukukunu savunmaya yeğlemiştir.
•
İşbu Ertuğrul, eskisi gibi gündem olamamanın beraberinde getirdiği halet-i ruhiyeyle olsa gerek, ortaya yine ilginç mi ilginç bir tez atmış. Kendi ismiyle yan yana geldiğinde bile komik duran kelimeleri diline dolayıp, Venezuela’daki son gelişmeler üzerinden bir pozisyon belirleme gayretine girişmiş. Belki okumuşsunuzdur, “Kimse kusura bakmasın ben Madurocu değilim” başlığı altındaki yazısında, yine türlü herzeler yumurtlamış.
•
Elbette ki herkes gibi Ertuğrul’un da “Madurocu” olmama özgürlüğü bulunmaktadır.Tıpkı Türkiye’deki pek çok kişi gibi Özkök’ün de Venezuela’daki bazı uygulamaları eleştirme hakkı vardır.
Ancak 28 Şubat’ta darbenin gönüllü tetikçiliğini yapıp, cuntacıların sözcülüğü görevini deruhte eden, halkın oylarıyla seçilmiş meşru hükümetleri alaşağı etmek için canhıraş bir gayret sarfeden “tescilli postal yalayıcı”nın bugün bize demokrasi dersi vermeye hakkı yoktur.
Niçin böyle söylüyoruz?
Gayet açık efendim...
“Apoletli Ertuğrul”, milletin aklıyla alay edercesine, “Maduro seçilmiş de karşısındaki tayinle gelmiş darbeci mi” sorusunu soruyor da ondan.
Adam(!), açık açık, ABD’nin vali atar gibi atadığı “korsan devlet başkanı” Guadio ile Maduro’yu bir tutuyor.
Genel yayın yönetmenliği koltuğunda oturduğu Hürriyet’te, Refah-Yol iktidarına karşı gerekirse silah kullanacağını açıklayan ABD güdümlü askerlerin borazanlığını yapan mezkur şahıs, şimdi de yine ABD güdümlü Guadio’nun avukatlığına soyunuyor.
28 Şubat sürecinde, Fetullah Gülen’in Erbakan Hoca’ya hitaben “Beceremedin, çek git” diyerek efelenmesini manşetine çeken cibiliyetsiz, yıllar sonra, bu defa da Maduro’ya istikamet çizmeye yelteniyor.
Her şey bir yana, Maduro’nun seçilmiş olduğunu, ama bunun Türkiye’deki seçimle ve meşruiyetle yakından uzaktan alakası bulunmadığını belirtip “Türkiye’de yapılan seçime katılma oranı yüzde 87... Ülkemizin seçilmiş Cumhurbaşkanı böyle bir katılımla yapılan seçimde yüzde 52 oy almış. O adamın yaptığı seçime gerçek katılma oranı ise yüzde 28... Onun da yüzde 67’sini aldı... Yani gerçekte seçmen sayısının yüzde 20’si ile bu ceberut rejimi yürütmeye çalışıyor” zırvasını ortaya atıyor.
•
Dediğimiz gibi, eleman, gerçekten pişkinlikte sınır tanımıyor. Her satırıyla nasıl bir şark kurnazı olduğunu bize bir defa daha gösteriyor. Ama baltayı her zaman olduğu gibi yine taşa vuruyor.
Öyle ya, Ertuğrul denen bu seyyar kıbleli, bugün sırf Maduro’nun meşruiyetine gölge düşürebilmek için savunmak zorunda kaldığı Tayyip Erdoğan’ı köşesinde her gün yerden yere vurmuyor muydu?
Acaba biz mi yanlış hatırlıyoruz?
Şimdilerde, “Türkiye’de yüzde 87’lik katılımla gerçekleşen seçimlerde yüzde 52 gibi rekor bir oy almış ülkemizin seçilmiş Cumhurbaşkanı ile Maduro’yu aynı kefeye koymamak gerekir” diyen dansöz, daha düne kadar, o seçilmiş Cumhurbaşkanı’na “tek adam”, “diktatör” gibi alçak ifadelerle saldırmıyor muydu?
Bu ahlaksız, Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyken okuduğu bir şiir gerekçesiyle hapis cezası aldığında, neredeyse zil takıp oynayarak “Siyasi hayatı bitti”, “Muhtar bile olamaz” türünden manşetler döşenmiyor muydu?
Bugün “Maduro’nun ülkesi, dünyada petrol yataklarının en zengin olduğu ülkelerden biri, ama halkı açlıktan kıvranıyor. Benim ülkemin ise böyle bir yeraltı zenginliği yok ama demokrasisi sayesinde harikalar yaratıyor”ifadelerini kullanan soytarı, hemen her yazısında, “Türkiye’de demokrasi değil, diktatörlük var” diye bir yerlerini yırtmıyor muydu?
Lütfen anımsayın...
“Maduro’nun zulmünden kaçan insanlar başka ülkelere sığınıyor... Benim ülkem ise başka ülkelerin zulmünden kaçanlara kucak açıyor” satırlarının sahibi, yakın zamana kadar “Biz bu Suriyelileri niçin ülkemize aldık? Bu, nasıl bir insanlık borcu?” türünden oldukça sığ ve popülist söylemlerde bulunmuyor muydu?
•
Arka çıktığı ucundan kıyısından “demokratik” olsa, karşısında durduğu azıcık “anti demokratik” olanı temsil etse inanın hiç gam yemeyeceğiz...
Ama olmuyor, bir türlü olmuyor. Yıllar geçiyor, fakat Ertuğrul, “Alışmış kudurmuştan beterdir” atasözü mucibince alamet-i farikası olan huylarından inatla vazgeçmiyor. Zat-ı şahanelerinin geçmişten tevarüs ettiği kronikleşmiş hastalığı bir türlü şifa bulmuyor.
Ne diyelim, Allah Şafi ismiyle şifa versin!
YENİ AKİT GAZETESİ