Kılıçdaroğlu’nun derdi siyaset değil, riyaset
Şu CHP bataklık gibi hakikaten.
Ne kadar uzak durmaya çalışırsanız çalışın, bir şekilde içine çekiyor sizi.
Görüyorsunuz, kaç gündür aynı mevzuyla yatıp aynı mevzuyla kalkıyoruz.
Neler olup bittiğini anlamak hiç de kolay değil.
40 akıllı, hâlâ “bir deli”nin kuyuya attığı o taşı tam olarak çıkaramadı.
Piyasada bin türlü iddia dolaşıyor. Hâl böyle olunca da kafalar fazlasıyla karışıyor.
Aslında ortada kafaların karışmasını gerektiren bir durum yok bizce. Zira tablo oldukça net: CHP siyaset üretemiyor. Siyaset üretemeyen bir partinin böyle derin sancılarla karşı karşıya kalması da gayet tabii dolayısıyla.
•
Siyaseten bitmiş birinin yapacağı tek şey vardır; o da riyaseten var olmaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu işte tam da bunu yapıyor. Türlü türlü kumpaslara bel bağlayıp genel başkanlığını sürdürmeyi amaçlıyor.
Onun için varsa yoksa koltuk.
Siz bakmayın, hazretin zırt-pırt “Koltuk sevdası olanların bu partide yeri yoktur” nutukları atmasına.
Derdi ilk günden beri siyaset değil riyaset.
Evet evet, ilk günden beri.
Hatırlayın, Deniz Baykal CHP genel başkanlığından malum sebep yüzünden istifa ettiğinde, gazetecilerin “Önümüzdeki günlerde kurultay var, genel başkanlığa aday mısınız?” sorusuna ne cevap vermişti Bay Kemal?
“Hayır, CHP genel başkanlığına aday olmayacağım. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil” demişti değil mi?
Ne oldu sonunda?
Ne olacak canım. Her zaman yaptığı gibi usta dansözlere taş çıkaran bir bel hareketiyle kıvırıp kurultayda aday oldu ve genel başkanlık koltuğuna oturdu.
Oturuş o oturuş.
Yapıştı, bir türlü de kalkmak bilmiyor. Sizin de gördüğünüz gibi, koltuğunu korumak için her yolu deniyor.
Kâh zat-ı şahanelerini eleştiren herkesi disipline vererek susturuyor. Kâh gazetecileri tetikçi olarak kullanıp partiyi dizayn etmeye çalışıyor.
Bunun sonu gelmez.
Öyle ya, olağanüstü kongre isteyenleri, “Parti içi kavgaya asla izin vermeyeceğiz. Kavga edenleri gerekirse kapının önüne koyacağız” diyerek tehdit eden bir genel başkandan kimse makamını kendi elleriyle teslim etmesini beklemesin.
Partisinin Meclis’teki grup toplantısında, konuşmak isteyen bir CHP’liyi, “Sen nasıl genel başkanının sözünü kesersin? Atın şunu dışarıya” sözleriyle yaka paça dışarıya attıran bir adamdan demokratik tavır sadır olmaz.
O ancak seçmene, “Adam gibi, tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” demeyi bilir. Kendisi “tıpış tıpış” gitmenin ne demek olduğunu hiç bilmez.
Vaziyet buyken, CHP’deki son operasyonun öyle Muharrem İnce’nin dediği gibi parti içindeki bir “çete”ye bağlanması abesle iştigaldir. Çünkü bu kumpas, bizzat Kılıçdaroğlu’nun işidir.
Öyle gözüküyor ki, “kurultay Kemal” bir yandan İnce’yi hedef tahtasına oturturken, bir yandan da Cumhurbaşkanlığı hayali kuran Ekrem İmamoğlu’na gözdağı veriyor. Yani açık açık “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diyor.
•
Tayyip Erdoğan’ı tek adamlıkla itham eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de tek adam olmanın yollarını aradığı çok belli. Fakat bizce “tüzüklerin efendisi”nin bu iş için öyle fazlaca kafa yormasına gerek yok.
İsmet İnönü, Atatürk’ün ölümünün ardından olağanüstü kurultayı toplayıp, nasıl kendisini “değişmez genel başkan” seçtirdiyse, Kılıçdaroğlu da pekâlâ aynı yola başvurabilir.
Korkma Kemal! CHP’nin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez diktatörü olmak senin elinde.
Unutma! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcut.
YENİ AKİT GAZETESİ