Çanakkale’nin gerçek kahramanı bir devrik sultan!
Tıpkı Osmanlı tarihçilerinin Selçukluları ve Beylikleri görmezden gelip tarihi Osman Gazi ekseninde başlattıkları gibi, cumhuriyet dönemi resmi tarihçileri de tarihi Atatürk ile başlatma eğilimindedirler.
Öyle ki 19 Şubat 2015 tarihinde başlayıp 8 Ocak 1916’da biten Çanakkale zaferini, yüzlerce subaydan biri olan Yarbay Mustafa Kemal ekseninde anlatırlar.
20. yüzyılın en büyük savaşlarından ilki olan Çanakkale savaşlarında Osmanlı’nın 2 zaferi vardır: Birincisi 19 Şubat 1915’te başlayıp 18 Mart’ta elde edilen Deniz Zaferidir.
Deniz zaferinde Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal hiç yoktur.
İkincisi de 25 Nisan 1915’te başlayıp 8 Ocak 1916’da biten Çanakkale Kara Savaşları’dır.
8 ay süren kara savaşlarında ise Yarbay Mustafa Kemal Ağustos ayına kadar üç ay süreyle vardır. Savaş ondan sonra 5 ay daha devam etmiştir.
Bunları Mustafa Kemal’i görmezden gelmek için yazmıyorum, diğer kahramanları hatırlatmak için yazıyorum.
Benim bugün temas etmek istediğim asıl konu ne deniz ne de kara savaşlarının kahramanlarıdır.
Asıl yazmak istediğim bir bütün olarak Çanakkale Zaferi’nin (Eğer zaferse, zafer olmadığını Çanakkale’nin geçilmesinin daha faydalı olacağını söyleyenler de var!) gerçek kahramanına işaret etmektir.
Çanakkale Zaferi’nin gerçek kahramanı devrik sultan 2. Abdulhamid Han’dır.
Evet yanlış duymadınız, dönemin padişahı Mehmed Reşad değil, Beylerbeyi’nde mecburi ikamete tabi tutulan devrik sultan 2. Abdulhamid Han’dır.
Çünkü dönemin iktidar partisi İttihad ve Terakki bırakın Çanakkale’de savunmayı İstanbul’dan bile çekilmeyi kararlaştırmıştı!
19 Şubat 1915 tarihinde düşman donanması Çanakkale Boğazı’na hücum etmeye başlamış, boğazın girişini ele geçirmişlerdi. Donanma Komutanı Amiral Carden İngiltere’ye bir telgraf çekerek, “14 gün sonra İstanbul’da olacağız” diye yazmıştı.
İttihatçılar artık savunmamızın dayanamayacağına inanmışlar başkent İstanbul’un boşaltılarak Eskişehir ve Konya’ya nakledilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına karar vermişlerdi. Eskişehir ve Konya’da padişahın meclisin ve bakanların yerleşeceği binalar ayarlanmış tefrişi yapılmıştı. Hangi vasıtalarla intikal edileceği planlanmış ve cepheden her 10 dakikada durum raporu istenmiştir.
Anadolu’ya geçme planları yapılmıştı ama bir sorun vardı. İttihatçıların tahttan indirdikleri sabık sultan II. Abdulhamid Beylerbeyi sarayında zorunlu ikamete tabiydi ve onu da götürmek gerekiyordu. İstanbul’da bırakılırsa işgal güçleri onu padişaha karşı kullanabilirdi. Fakat 33 sene memleketi idare etmiş dirayetli Sultana bunu kim anlatacak ve kim ikna edecekti.