Sayın Cumhurbaşkanı "Kızgın Demiri" soğutabilecek mi?

Serdar Arseven Serdar Arseven

GİRİŞ 24.11.2020 GÜNCELLEME 24.11.2020 YAZARLAR

 “Büyük partilerin” belli başlı yöneticilerini gözünüzün önüne getirin…

Büyük ihtimalle “çatık kaşları”, “öfkeden kabarmış suratları” göreceksiniz.

Hatırlarsınız;

Sayın Erdoğan, yedi ay önce “kızgın demiri soğutmaktan” bahsetmişti.

Buradaki “kızgın demir”, toplumdaki “öfke birikmesi”ne işaret ediyor.

Hiçbir meselemizi sağlıklı bir şekilde tartışma imkânı vermeyecek kadar “haşin” bir ortamdayız.

Güzelim fıkralar, zarif tepkiler çok gerilerde kaldı.

Bir vakitlerin “nükte” yüklü siyasi tartışmalarının yer aldığı videolar tekrar tekrar izleniyor…

Milyonlarca vatan evlâdı, “kızgın demirin soğutulmasını” istiyor.

Bu meseleye nice yazımızda dikkat çektiğimizi hatırlarsınız…

Özellikle gençlerin “politikacılar arasındaki gerginlikten” bıkıp usandıklarını, memleketin “çok daha sakin bir atmosfere” ihtiyaç duyduğunu belirttiğimiz nice yazımız olmuştu.

Bir yazımızda yer verdiğimiz şu ifadeleri tekrar dikkatlerinize arz etmek isteriz:

“Sayın Cumhurbaşkanı, aşırı sertliğin gayedeki hikmeti yok ettiğinin bilinciyle ‘kızgın demiri soğutmak’ için çaba sarf ediyor...

Lâkin…

Araya giren olaylar, provokasyonlar, muhalefetten ve AK Parti çevrelerinden sâdır olan ‘gerilimi arttırıcı’ tavırlar, okların aynı anda kendisini ve hele ailesini hedef alması, vesaire…

Birçok faktör, ‘kızgın demiri soğutma’ çabasına yardımcı olmuyor.

Ben, ‘kızgın demiri soğutma çabası”nın devam etmesine, bunlara rağmen  ‘evet’ diyorum.”

***

Görüldüğü üzere…

O günlerde, “kızgın demiri soğutmak” mesajını çok önemsemiştik.

Ne yazık ki Türkiye’nin gündemi, bitmez tükenmez kavgaları buna müsaade etmedi.

Bizi birbirimize yaklaştırması gereken “felâketler” bile “gerginliği tırmandırma” vesileleri oldu.

Sıkılı yumruklarla karşılıklı tehditler birbirini takip etti.

Taraflar,  İşlerin bu noktaya gelmesinin sorumluluğunu karşı taraflara atabilir ama gerçek değişmez:

İçinde “politikadaki gerginliğin de” bulunduğu birçok sebep bizi “öfke toplumu” haline getirdi.

Takip edenlerimiz bilir;

Biz bu süreç içinde sürekli olarak “Hilm ve Teenni” çağrılarında bulunduk.

Hilm:

Tabiat yumuşaklığı, sakinlik, insanları etraftan uzaklaştıracak sertlikten uzak durma hali… Müjdeleyen, nefret ettirmeyen üslup…

Teenni:

Fevrilikten uzak, ihtiyatlı tavırlar…

 

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- insan neslinin en mülâyimi idi. Bu yüzden insanlarla muâmelesinde dâimâ kolaylığı tercih eder, zorluğa, öfke ve kızgınlığa yer vermezdi.

***

Sayın Cumhurbaşkanı, son vakitlerde  “kızgın demiri soğutma çabası” olarak değerlendirilmesi gereken “sıcak mesajlar”  veriyor.

Bunlar olumlu mesajlar.

Başarıya ulaşması için de “toplumsal mutabakat alanı”nın mümkün olduğunca genişletilmesi şarttır.

Ortamın sakinleştirilmesi için herkese düşen görevler vardır.

 En büyük görevler de, elbette en önemli mevkilerde bulunanlara düşmektedir.

Her eleştirinin “art niyetlilik” olarak değerlendirilmemesi gerekir.

Bazıları,  Siyasal İktidar’ın politikalarına  yönelik her eleştiriye peşinen tepki gösteriyor.

Evet, gerçekten de “art niyetli” davranan, “Erdoğan gitsin de memleketin başına ne gelirse gelsin!” diyen zihniyetler, kitleler var.

“Uyuyan Hücreler” var ve bunların uzantılarının “sistem içinde” hâlâ çok etkili olduklarını gösteren nice duruma yazılarımızda işaret ettik, ediyoruz.

“Toplumsal mutabakat alanını genişletme” çabasının, “yan tesir” olarak bu çevrelerin işine yaraması ihtimalinden elbette endişe ediyoruz.

Türkiye’nin ekonomisi zora girsin, dış politikası zora girsin, Türkiye enkazın altında kalsın diye uğraşanlar var.

Bunlar doğru…

Öte yandan…

“Dost olan ikaz edendir!” diyenler…

 İktidar’ın bazı politikalarına destek verip, bazı politikalarına ise karşı çıkanlar da var.

Bunlar içinde, siyasi tercihini hep AK Parti’den yana kullanmış olanların oranı da az değil.

Sayın Cumhurbaşkanı, birçok konuşmasında teşkilat mensuplarından “kibirden uzak durmalarını”, “vatandaşa çok yakın olmalarını”, hatta “ev, ev gezmelerini” tavsiye etti, ediyor.

Buna ihtiyaç olduğu ortada.

Aşağıdan yukarıya, taaa Sayın Cumhurbaşkanı’na kadar “sağlıklı bilgi akışının” olması da çok çok mühim.

Uzun yıllardır tanıdığımız ve samimiyetlerinden asla şüphe etmediğimiz pekçok vatan evlâdı bizi arayarak, “bilgi akışında tıkanmalar olduğu” yönünde “şikayetlerde” bulunuyor.

Biz, “Bunları görmezden gel, bilmezden gel, böylesi daha konforlu, böylesi daha güzel!” diyemiyoruz.

Her dert döken derdimizi arttırıyor.

Umarız, bazı konularda farklı düşünmekle birlikte “Bu memleket hepimizin. Her güzel işe destek vermeliyiz. Yanlış yapıldığında da ikaz etmeliyiz.” diyen her vatan evlâdına kulak verilir.

 

 

**************************************

 

Sayın Davutoğlu’ndan açıklama

Cumhur İttifakı ve “Erdoğan Gitsin de Ne Olursa Olsun İttifakı”nı ayrı ayrı ele aldığımız yazımızdaki bir bölüme tepkisini dile getirmek üzere aradı Sayın Davutoğlu.

Söylediklerini vermeden önce, o bölümü hatırlatalım:

“Benzemezler İttifakı’ndan korkunç çatırdılar yükseliyor!..

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun Kemal Kılıçdaroğlu ziyaretinden sonra verilen ‘Ortak Anayasa Çalışması’ mesajının, öncelikle ‘Erdoğan’ı indirme’ hedefine yöneldiği kanaati çok yaygın.

Sağdan, soldan, ortadan, üstten, alttan; neresinden bakarsanız bakın; ‘Muhalefet İttifakı’nı motive eden yegâne faktörün “Erdoğan’ı bitirmek!” olduğu görülüyor…

Neredeyse tamamen, ‘öfke, kızgınlık, kırgınlık’  gibi ‘hislere’ dayanan bir ‘muhalefet’ anlayışı bu. (..)

 ‘Erdoğan’ı bir şekilde indirelim de, sonrasına bakarız!’ gibi bir tablo var.

Yıkma plânı olan, yapma plânı olmayan bir organizasyon…”

*

Evet, geçen yazımızdan bir bölümü dikkatlerinize arz ettik.

Sayın Davutoğlu ile evlâdımız, damadımız Enes’in hastalığını duyurmamızdan kısa bir süre sonra “şifa” dileğinde bulunmak için aradığında görüşmüştük.

Geçtiğimiz günlerde de, yazımızdaki yukarıdaki ifadelere tepkisini dile getirmek üzere aradı.

Öncelikle, hiçbir zaman, “öfke, kızgınlık, kırgınlık” gibi “hislerin” etkisiyle hareket etmediğini söyledi.

“Erdoğan’ı indirelim de sonrasına bakarız!” şeklindeki bir yaklaşımın kendisiyle uzaktan yakından alâkalı olmadığını belirtti.

“Şehir Üniversitesi ve AK Parti’den ihracına” dair düşüncelerini tekrarladı.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”le ilgili çalışmalarının temel amaçlarına işaret ederken, “Bugün için o yetkilerin Sayın Erdoğan’da toplanmış olmasına anlaşılabilir sebeplerle destek verenler var. Ancak, bu gücün günün birinde Doğu Perinçek zihniyetinin eline geçmesi halinde neler olabileceğini de göz önünde tutmak lâzım.” dedi.

Yazımızda, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmeye yer verdiğimizi ancak, “Sayın Erdoğan’dan da randevu istendiği” gerçeğine işaret etmediğimizi vurguladı.

Parti olarak herhangi bir ittifak oluşumu içinde yer almadıklarının altını çizdi.

***

Sayın Davutoğlu, “tedavi süreci koşturmasında” olduğumuz sırada arayıp özetle bunları söyledi.

O yazımızda, yukarıda da belirttiğimiz gibi, hem Cumhur İttifakı hem de “diğer ittifak” açısından durumu değerlendirmeye, her iki tarafın da avantajlarına, dezavantajlarına dikkat çekmeye çalışmıştık.

Yazıda Gelecek Partisi ve Sayın Davutoğlu’nun bahislerinin geçtiği bir bölüm vardı.

Sayın Davutoğlu’nun bu bölüme cevaplarını siz kıymetli okuyucularıma arz ettim..

Bu konudaki düşüncelerinizi, @sarseven twitter ve serdararseven37@gmail.com  e-posta adresimize gönderebilirsiniz.

MİLAT

YORUMLAR 2
  • zizil 1 ay önce Şikayet Et
    doğu perinçeğe millet oy verip bizi yönet diyorsa davutgiller kim oluyor.perinçek en azından neyse o ya davutgiller müslüman kisveri altında haçlılara hizmet ediyor.
    Cevapla
  • Halk 1 ay önce Şikayet Et
    Tarafımızdan davutoğluna cevap halktan %50+1oyu Perinçek alırsa ülkeyi o yönetir davutoğlunun buna itirazı mı var cumhuriyet zaten bu demek
    Cevapla