Serdar Turgut
Serdar Turgut
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Medya patronlarına okuma ödevi

GİRİŞ 28.12.2008 GÜNCELLEME 28.12.2008 YAZARLAR

Her zaman söylerim; medya patronluğu dünyanın en tatsız işi olmalı. Çünkü özellikle gazeteler hem çok masraflı hem de fazla para kazanamıyor. Yani bir işadamının rasyonel karar aldığında yanından bile geçmemesi gereken bir iş bu. Tüm bunların üstüne de bir sürü egosu yüksek hatta egosu yüzünden neredeyse çıldırma raddesine gelmiş insana maaş verip onları da çekmek zorundalar.

Anlayacağınız medya patronluğu ‘Çekilecek bir iş olmamalı’ diye düşünüyorum ben.

‘Bari egosu yüksek insan çalıştırmayım’ deseler bu da olamaz. Çünkü gazetecinin egosu düşüğü bir işe yaramaz. Hele bir yazarın egosu düşük ise hiçbir işe yaramaz. Medya patronu egosu bayağı yüksek insanları bulup, onlara para vererek çalıştırmak zorunda olduğundan, bu işkence çekmek gibi bir şey olmalı.

Özetle; medya patronluğu için biraz mazoşist olmak gerekiyor galiba.

Bir de medya patronunun özel aşkı olmalı bu.

Bugün gazeteye aşk duymanın anlamını biraz inceleyeceğiz. Türk medyası çok ilginç bir döneme giriyor. Hem çok zor bir dönem olacak bu hem de heyecan verici. Çünkü rekabet çok kızıştı. Medya sahipleri doğru insana yatırım yaparak belki sayısı daha azalmış insanlarla muhakkak kaliteli iş yapmak zorunda kalacak. Varolan gazeteler zorlanırken piyasaya yeni gazeteler girmeye hazırlanıyor. Halen piyasada olanlar da içerik kalitelerine önem vermek zorunda. Bu da tabii ki egosu yüksek insanlara yatırım yapmak anlamına gelecek. Çünkü kaliteli işi sadece onlar çıkarabiliyor. Gazete aşkı yoksa içinde, eğer bunu hissedemiyorsa hiçbir patron bu zor işe giremez.

Tam bu dönemde yayınlanan bir kitabı mümkünse tüm patronların alıp okumasında yarar var. Bu hayırsız işi yaparken onlara belki moral verir diye düşünüyorum.

Gazete aşkını bu dünyada en fazla hisseden insan olduğuna inandığım Rupert Murdoch’un son birkaç yılını anlatan bir biyografi yayınlandı. Kitabın adı: The Man Who Owns the News-Inside the Secret World of Rupert Murdoch.

Yazarı Michael Wolff.

Bu kitabın, medya patronlarına ‘Bir kitap okudum, hayatım değişti’ dedirtecek kadar önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü içinde gazete aşkı yanmasının bir insana neler yaptırabileceğini gösteriyor.

Murdoch son olarak birçok insana çılgınlık olarak gelen bir iş yaptı ve 5 milyar dolar gibi fantastik bir fiyat ödeyerek dünyanın en kaliteli gazetesi olan Wall Street Journal’ı satın aldı.

Kitap o satın alma sürecinin nasıl işlediğini, büyük patronun o süreç boyunca nasıl düşündüğünü anlatıyor. Umuyorum, bunu okumaya karar veren her medya patronu “Keşke onun yerinde ben olabilseydim” diye düşünecektir.

Murdoch’un bilinçaltı

The Wall Street Journal’ın patronu olmak bir medya patronu için ulaşılabilecek en yüksek düzey olmalı. Murdoch, bu gazeteye değerinden yüksek fiyat ödeyerek soyadına saygın bir hatıra abidesi bırakmak istemiş. Ayrıca Murdoch yıllardır genelde tabloid gazetelerin sahibi olduğundan yerleşik sermaye sahipleri tarafından hep küçük görüldü hep dışlandı. Sonunda öyle bir iş yaptı ki; daha önce kendisini küçümseyen burjuva sınıfının elinden düşmeyen hatta onlara hayatı ve yaşamayı öğreten bir gazeteyi satın aldı ve o dünyanın da hâkimi oldu.

Nasıl yazıldı

Vanity Fair dergisinin medya yazarı olan Michael Wolff’a bu kitabı yazması için her türlü imkân verilmiş. Murdoch onunla baş başa saatler geçirmiş ve her şeyi açıklıkla sormasına izin vermiş. Bununla da kalmamış, karısı ve çocukları başta olmak üzere etrafında bulunan her insanın da açık konuşmasını teşvik etmiş.

O nedenle Murdoch’un tüm düşünme sürecini ve hatta bilinçaltının nasıl çalıştığını görüyorsunuz.

Tabloidçi yürek uslanmaz

Murdoch’un çok saygı duyduğum, bir tabloidçi gibi çalışan beyni var. Dedikoduyu seviyor, müstehcen hikâyeler anlatmaya bayılıyor.

Wall Street

Journal’ı aldıktan sonra oraya kendisine çok önem veren yönetimiyle ilk toplantısını yapmaya giderken yanına New York Post’un alkolik, durmadan sigara içen, kendisine abartılı önem veren ve yönetici tiplerden özellikle iğrenen yayın yönetmenini almış.

İlk toplantıya onu da götürmüş.

Ve o da ilk toplantıya katılmış.

Yani dünyanın en saygın gazetesinin sahibi olsam da ben ruhen aynıyım. Şimdi saygınların dünyasında da değişim zamanı işaretiydi Murdoch’un.

İlk işaret genç karısından gelmişti

Murdoch kendisinden hayli genç Çinli Wendi ile evlenince aile içinde hayli şaşkınlık yaratmıştı. Çünkü genelde işi dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen ve içine kapalı olan Murdoch, eş seçimi ile hayatında bir ‘style’ değişimi yapacağını ilan ediyordu. Sonra da aniden New York’un en pahalı dairesini satın alarak herkesi tekrar şaşırttı. Çünkü o böyle abartılı işler pek yapmaz diye biliniyordu.

44 milyon dolar verdiği daireyi karısı Wendi’nin istediği sanılıyordu. Oysa genç kadın daireyi ilk gördüğü an kocasına “Deli misin, bu yere bu kadar para verilir mi?” demişti.

Oysa Murdoch bir daireyi değil bir geleneği satın alıyordu. O dairede yıllardır ‘Eski para’ olarak adlandırılan ailenin fertleri oturuyordu.

Murdoch sınıf atlıyordu. Daireyi almak kolaydı ama Wall Street Journal’i almak o kadar kolay değildi. Çünkü o gazetenin sahibi bir başka aristokrat aile olan Bancroftlar’dı. Onlar da ‘Eski para’ydılar. Bir başka soyadı ağacı olanlar da New York Times’ın sahibi Sulzberger ailesiydi.

Murdoch da kendi soyadının ağacı çıkarılacak kadar önemli bir insan olmak zorundaydı. Bunun için diğer ailelerin oturduğu dairelerde oturmak, onlar kadar zengin olmak yetmiyordu. Hatta Fox televizyonunun ve tabloid gazetelerin sahibi olmak yetmiyordu. Murdoch ya New York Times ya da Wall Street Journal’ı satın almak zorundaydı.

İkinciyi yaptı. Şimdi gözü New York Times’ta. Bu da duyuluyor çünkü hissedar yapısı ile oynamaya başlamış bile.


Serdar TURGUT / AKŞAM
serdar.turgut@aksam.com.tr

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL