Şeyma Kısakürek Sönmezocak
Şeyma Kısakürek Sönmezocak
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Hıristiyan Türkçü, Müslüman Filozof Ziya Gökalp!

GİRİŞ 22.11.2013 GÜNCELLEME 22.11.2013 YAZARLAR

Askeri lisede Kolağası İsmail Hakkı Bey'in özgürlük fikrini aşıladığı Ziya Gökalp.

Amcası Müderris Hacı Hasip Bey'den geleneksel İslam ilimlerini öğrenen Ziya Gökalp...

Son sınıfta öğrenciyken, “Padişahım çok yaşa” yerine, “Milletim çok yaşa” diye bağırdığı için hakkında soruşturma açılan Ziya Gökalp…

Sonradan İttihat ve Terakki'ye dönüşecek İttihad-İ Osmani Cemiyeti adlı gizli örgütü kuran beş tıbbiyeliden biri olan Abdullah Cevdet'in; kolera salgını nedeniyel Diyarbakır'a gelmesiyle fikirlerinden etkilendiği Ziya Gökalp…

İdadideki hocası Dr. Yorgi Efendi'den aldığı felsefe eğitimi ile ailesinin verdiği dini terbiye arasındaki çatışmalar yüzünden bocalayan, ve 18 yaşında kafasına kurşun sıkarak intihar etmeye kalkan Ziya Gökalp…

İnsanları şekillendiren, kişiliklerini oturtan en büyük etken aile ve çevre etkileriyken; bu saydığımız birbirleriyle çelişen onca fikir karmaşası içinde, sonunu intihara sürükleyecek kadar bocalayan Ziya Gökalp'in, ne oraya ne buraya ait olamayacağı aşika …

Üstad'ın Ziya Gökalp'ten bahsi ;

“Ziya Gökalp… Mehmed Ziya… 1875'de, Diyarıbekir'de doğdu. Dinde lâûbali baba terbiyesi aldı. Diyarbekir'de Rüştî ve İdadî tahsilini bitirdi. Fransızcaya çalıştı.Ziya Gökalp kurtuluş getirecek büyük mütefekkirin yakınlarına kadar yaklaşmıştır. Fakat girememiştir içeriye; ve tam aksine, dönmüş, her şeyini feda etmiş. ( Feliks Kulpa ) mânasındaki mütefekkirin tâ kendisi olmuştur. Demin dokunduğumuz nefs muhasebesinden bir şey yaşar gibi oluyor onda… Genç çağında kendisini vuruyor. İçinde yaşadığı yeni ve sahte dünyaya inanamaz oluyor. Dayanamıyor bu sahte âleme ve hakikati arıyor. İntihar ediyor. Kurtarıyorlar onu…Bu bir nefs muhasebesi başlangıcıdır. Fakat kendisini saadete götüremedi. Aksine, tersine götürdü. İstanbul'da Baytar mektebine giriyor. Yarım tahsil… İttihat ve Terakki hareketi… Selanik… “Genç Kalemler” dergisi… Ve ittihadın “Merkez-i Umumî” âzası, ( İdeolog )u, fikriyatçısı oluyor. Sade Türkçe ve Türkçülük cereyanının sahibi… Bu sade Türkçede hizmeti vardır. Benim neslim, ana dilimizle yazanlar, o cereyana borçluyuz kendimizi… Yalnız burada bir incelik var. Sade Türkçe ile uydurma Türkçe arasındaki fark… Biri anamın babamın dili, öbürü kurbağaların dili…

Türkçülüğüne gelince…

(Feliks Kulpa)ların en büyüğü… Çünkü kendi (orijinal) bir filozof değildi. Bir sistemin sahibi değildi, bir esas getirmedi. E. Durkheim (Emil Dürkaym) isimli (sosyolog) ve filozof bir Fransızın kopyacısı oldu. Kopyayı da aslına sadık kalarak yapmadı. Çünkü - burası en ince nokta - (Emil Dürkaym)ın kafasında, anlayışında, milliyetçilik, ruhî muhtevânın, yani inanılan şeyler mecmuunun, bilhassa dinin, o milletin hususiyetlerine serptiği renkler ve çizgilerden meydana gelme duygu… Milliyetçilik budur! O, bunu, İslâmiyeti kaldırıp yerine bir şey getirmek suretiyle telafi yoluna saptı. Yani Reşat Paşadan beri gelen İslam düşmanı hareketi, İslamın ruhunu anlayıp ona göre çürüğe çıkaracağı yerde, aksini yaptı. İslam düşmanlığında hepsinden ileri gitti. Fakat temelsizliğini de anladı, İslam yerine Türkçülüğü getirmeye kalktı. Binaenaleyh, bilinmesi lazımdır ki, - kimsenin taassubuna hitap etmiyorum; yalnız, hal ve vicdan duygusuna hitap ediyorum ! - İslamiyetin yaptığı o muazzam fütühatın, ruhî ve maddî o muazzam hamlenin yerine, manevî bir unsur olarak ırkçılığı getirdi. Evvelâ ustasına (Dürkaym) sadakatsizlik gösterdi. Çünkü (Emil Durkaym)ı okuyan, milliyetçiliğin ruhî muhteva üzerinde tecelli ettiği (doktrin)inden ötürü, onun kıymeti İslamiyete vermesi gerektiğini anlar. Hem onun çırağı oldu, hem de ustasına, ustasının (doktrin)ine sadakatsizlik etti. Felsefe tahsili yapanlar bu hakikati bilir. Türkçülüğü de İslamiyeti bir şeyle değiştirmek için benimsedi. Buna vesika isteyenler benden derhal laboratuar tecrübesi kadar emin bir şekilde senet talep edebilirler. İki tane vesika: Birini şimdi okuyacağım. “Türkçülüğün Esasları”nı okuyanlar onun İslamiyete karşı tavrını anlar:

“Bir ülke ki, camilerinde Türkçe ezan okunur,

Köylü anlar mânasını namazdaki duanın,

Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kur'an okunur,

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdanın

Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın!”

Bu şiiri yazan İslamiyeti feda ediyor demektir. Kuran'a Türkçe demek topyekûn İslam ölçülerini ve Allah'ı inkâr etmeye müsavidir. Çünkü Kuran ne şudur, ne budur - ne Türkistan, ne bilmem ne dediği gibi - ne de Arapçadır. Kuran Allah'ın Arapça üzere inzal ettiği öz kelamdır ve Arapça dâhil, hiçbir lisan ile kıyas ve iştirak kabul etmez bir keyfiyettir. Bu sırrı anlatabilmek ve anlayabilmek için, Yunus Emre'nin dediği gibi, bir ömür, toprakla kepeği birbirine karıştırıp yiyebilmek lazımdır.

Bu arada, Ziya Gökalp'in, Allah'a karşı tavrına ait bir müşahade… Tarihin ve kimsenin bilmediği bir hadise… Benim 40 yıllık bir hatıram!

Bundan 40 küsur yıl önce, Abdülhak Hamid'in evinde bir hanımefendiyle tanıştım. Bu hanımefendi, ömrü Avrupa'da geçmiş, ne Ziya Gökalp'i tanıyan, ne Türkiye'yi ve Türk Edebiyatını bilen, züppe, Avrupalılaşmış bir kimse… Kimsenin, kastla, ne lehine olabilir, ne aleyhine… Ben Abdülhak Hamid'e, Ziya Gökalp'in dinsizliğinden bahsederken birden doğruldu ve aynen şunları söyledi:

-İstanbul'a gelişlerimden birinde hastalandım ve Fransız hastanesinde yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu. Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın kim ve ne olduğunu sordum. Meşhur Ziya Gökalp, dediler. Mebusmuş, profesörmüş… İsmini bile yeni duyuyordum. Öldüğü gece, başını duvarlara çarparak, sabaha kadar, Allah'a en galiz kelimelerle sövdü.

O kadar fena oldum ki, bu hal karşısında, odamdan çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allaha inanmazmış…

Hem Allaha inanma, hem ona söv! Duyulmamış, görülmemiş şey!

Ben bu konferansı ilk defa, Ankara'da, Dil-Tarih Fakültesi konferans salonunda verirken, tam bahis bu noktaya gelince biri ayağa kalktı ve bağırdı:

-Yalan! Olamaz!

Dinleyenlerin adam aleyhindeki sert tezahürlerini önledim ve adama hitap ettim:

-Yalan kelimesini nasıl ağzınıza alabiliyorsunuz?

Cevap verdi:

-Sizin için değil, o hanım için söylüyorum!

-Asıl o hanım yalancı olamaz! Zira şununla, bununla alakasız, şahsî âleminde ve dışarıyla irtibatsız bir kadın… Böyle şehadetler tarih ölçülerinde en makbulleridir. Onlara “istikrâî-kendiliğinden” vesika denilir ve hiçbir garaz ve ivaz kollamadığı için en emin şehadet göziyle bakılır. Bu ölçüyü muhafaza edecek olursanız, her türlü peşin kasttan âzade bu hanımı doğrularsınız!”

Kadın hakkında bu görüşüm tamamiyle yerindeyken, ille onun verdiği vesikayı istinat diye de bir şey yoktu ortada… Din ve İslam düşmanlığına Ziya Gökalp'in, bizzat eserleri şahitti. Fakat o hanımın şehadetinde de; kahraman sanılan zatın ruhundaki maraza ait korkunç bir delâlet tütüyordu.”

(Sahte Kahramanlar / Necip Fazıl Kısakürek)

Üstad, son zamanlarda yine sıkça çıkan “o kadının sözleri yalandır” bahsine de cevabını vermiştir.

Asıl tartışma konusu ise Hristiyan olarak mı defnedildi kısmıdır. Yattığı Fransız hastahanesinde vefat etmesi sebebiyle çıkan bu haberlere en net cevap Özgür Sanal'dan geldi. Sosyal medyada paylaştığı Ziya Gökalp'in cenaze videosuyla net bir şekilde ortaya çıkmıştır ki, Ziya Gökalp Ayasofya'da kılınan cenaze merasimi ardından islami şartlar bir araya getirilerek; Fatih'teki II. Mahmut türbesine defnedilmiştir.  

Türkçülüğü dininden evvel tutan Ziya Gökalp için muhtemelen bizim bu tartışmalarımız hayli komiktir. Zira dini eğitimlerinin arasına karışan felsefi tohumlar, ve onun intihar edecek kadar bocalamasının yanında dininden bir şey öğrenmediği gerçeği ne şekilde defnedildiğinden ziyade , nasıl can verdiğini daha ilgilendirir nitelikte .. Bu fikir karmaşasının içinde boğulan Ziya Gökalp'in kıvrana kıvrana can vermesi bir yana, Ayasofya'dan cenaze namazıyla kaldırılması hayli enteresan ..

İnancındaki temelsiz zemine rağmen Ayasofya'dan kalkan Ziya Gökalp…

Acep bize de nasip olur mu Ayasofya'dan kalkmak…

Şeyma Kısakürek Sönmezocak - Haber 7

seymakisakureksonmezocak@gmail.com

YORUMLAR 7 TÜMÜ
  • Ümit SÜRAT 5 yıl önce Şikayet Et
    Ziya Gökalp’in, 1912’de, Balkan Savaşı’ndaki Türk askerleri için yazdığı “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük .İşin tuhaf tarafı bu şiiri okuyan kişiyi halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmak suçuyla cezaevine gönderen şiirin yazarı Kuranda sıkça bildirilen inanmış gibi gözüken ama inanmayan en tehlikeli tür huy MÜNAFIK. “Minareler süngü, kubbeler miğfer Camiler kışlamız, müminler asker Bu ilahi ordu dinimi bekler Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”.
    Cevapla
  • Anonim 7 yıl önce Şikayet Et
    Felsefe ve Sosyoloji bilmeden "bazı" kişilerin saçma sapan eserleri baz alınarak hazırlanan bir yazı bu . Ziya Gökalp , kendi dini ve fikirlerinin yanında , günümüz Kürt ve diğer ırklara karşı ayrılıkların çözümü , devlet ekonomi politikalarının ve durumunun iyileştirilmesi için ve daha birçok konuda birçok "sentez" yapmıştır . Ve bunu , asla amerikalı ve ya başka milletlerin aydınları gibi kendi çıkarına ve ya ırkının çıkarına yapmamıştır . O'nun Turan amacı , "Türkiye Turan Devleti"nden başlar ...
    Cevapla
  • Sabit Kal 12 yıl önce Şikayet Et
    2. Tabiki bu iddiamı destekleyecek çok canlı bir örnek ortada var: Hırıstiyanlık. Hz. İsa as İbranice dilinden başka bir dil konuşmadığı halde bugün. (özellikle) Avrupa'daki ibadet dili Latice ve o ülkenin kendi dilindedir...İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Macarca, Arapça vs. İbranice asla kullanılmaz ve Hırıstiyanlığı paramparça yapan olay karşımıza çıkar: Her kilisenin (kurum olarak tabi...Katolik, Protestan, Ortodoks ve sayısız diğerleri) İncil'î ayrıdır ve sizi Hırıstiyanlığa davet ettikleri zaman ellerindeki İncil'e davet ederler, diğerlerininkine değil. İbadet dilinde tercüme kullanmaktan kaynaklanan ve İncil'in aslını kaybettiren bu uygulama, İslam'ı ve Kuran'ıda ortadan kaldırıp onu devekuşuna çevirmek için muarızların sürekli kullanmayı teklif ettiği bir şeytanlıktır. Yıllardır bir kaç dilde tercümanlık yapan ve kiliselerlede ilişkisi olan ben, aynı tuzağa düşmeyelim derim. Biraz daha gayret ile Kuran'ı meal veya Arapçadan anlamak, ibadette orijinlini kullanmak mümkündür.
    Cevapla
  • Sabit Kal 12 yıl önce Şikayet Et
    Kuran ve Ezan'ın Türkçe okunasını istemek daha iyi anlaşılmalarını temin için değildir.... Aksine, tercüme ile yapılacak tahribata zemin hazırlamak içindir. İslam alimleri Kuran'ı izah için Arap dilinde cilt cilt tefsirler yazmışken ve her alimin tefsiri diğerinden farklı iken, bunu Türkçeye, Farsçaya, Fransızca ve İngilizceye, Çinceya vs. tercüme ederek o dilde ibadet etmeye kalktığınızda dininiz artık Allah'ın değil, mütercimin elindedir. Mütercim ne hissediyor, ne anlıyor, ne hissediyorsa, hangi kelime için hangi tercümeyi tercih ediyorsa, sizde artık o andan itibaren İslamın özünden ayrılmış, tercümanın özüne kapılmış olursunuz. Afet bununla bitmiyor tabi...birde bir tercümanın diğerini beğenmemesi, her tercümanın kendine göre yeni tercümeler yapması, her idarecinin, gücü yetenin keyfine göre tercümeler yaptırarak, özden uzaklaştırması, tercüme ile dinin ortadan kaldırılma yöntemlerinden biri olduğunu gösteriyor. Yoksa niyet gerçekte anlaşılmayı sağlamak için değildir.
    Cevapla
  • u.ugurlu 12 yıl önce Şikayet Et
    Ahmet Güneş'e. Ahmet Güneş kardeşim fikir yazarın fikri değil, alıntı yaptığı Necip Fazıl KISAKÜREK'in fikri. Sen malesef okudunuğu anlamamışsın. Necip Fazıl üstad da sadece bu hadiseye bakarak değil Ziya GÖKALP 'in icraatlarına ve bir çok söylemine bakarak bu kanıya varmıştır. Sosyoloji ve Felsefe okuyanlar bu konuda net fikirlere sahiptir emin ol..
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle