‘Duygusal kopuş': Birbirimizin cehennemi olduk
Oysa bu buluşmadan, yani yasama, yürütme ve yargının tepe noktalarındaki isimlerden, hazır bir araya gelmişlerken, hukuk devleti ve toplumsal barış adına umut verici, birleştirici mesajlar çıkabilirdi.
Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç Bey, davetine icabet edenleri, keşke ev sahibi alicenaplığıyla karşılayıp, “gömlek” gibi tarafların hassasiyetlerine dokunacağı belli, medyanın eline düştüğündeyse paramparça edileceği açık polemiklere girmeseydi... Ne oldu? ‘Çıkartıldı mı çıkartılmadı mı'yı bırakın. Gömlek yırtıldı! Toplumsal barış adına kaçırılmış bir fırsat olarak görüyorum son merasimi ben.
Siz bundan yorulmadınız mı? Bu karşılıklı “had bildirme”lerden...
Cesaret ve adalete sadakat kadar bir hukukçuya yaraşan başka giysi daha olamaz... Haşim Kılıç, geçmişinden bugüne, tek başına kalmayı göze alarak hak ve hürriyetler konusunda büyük sınavlardan yüzakıyla çıkmış bir yargıçtır. Ben onun konuştuğu yüksek ve soğuk duvarlı mahkeme kapısının önünde 25 yıldır mahkum edilmiş bir kişi olarak söylüyorum bunu... Fakat bazen, cesaretin ve adalete sadakatin yeterli olmadığı anlardan geçilir. Ki; 17 Aralık'tan bu yana toplumun yüzdüğü fırtınalı deniz, “olağanüstü koşullar”dır. Mezkur koşullar, kürsü sahiplerinin 9 yutkunup 1 konuşmasını gerektirir...
***
Doğru bulursunuz bulmazsınız... İrkiltici, ürkütücü hatta akıl dışı bulup, ne oluyoruz yahu diye sorabilirsiniz. Ama bu ülkede, bir şehirden diğer şehre kefenlerini giyip de koşuşan bir kitle var ve bu ülke nüfusunun aşağı yukarı %45'ine tekabül ediyor. Ne var da kefen giyiyor bunlar, ne oldu, itiraz ettikleri hatta gerekirse ölümü işaret ettikleri rahatsızlık nedir diye sormak gerekiyor en azından.
%55 de kefen giymiyor ama diyebilirsiniz hemen... İşte bu kabasaba aritmetiğin kilitlendiği mihenk noktası da burası: Biz artık, haklılık veya haksızlığı değil, kilitlenmiş yüzdelikleri konuşur olduk. Duygusal kopuşun içindeyiz maalesef.
Yazını devamı için tıkjlayın >>>