‘Çözüme sivil katkı’da taraf olmak
Sorumsuz tavırlarla, Kobani’deki trajediyi bahane ederek yapılan sokak çağrısının ağır bilançosu vahim boyutlarda. Halkın tüm ağır tahriklere ve sokak çağrılarına rağmen cidden sağduyuyla, şiddet olaylarına iştirak etmemesiyse, belki de toplumu tehlikenin eşiğinden döndürdü, çok daha vahim sonuçlar gelebilirdi. Böylesi gözü dönmüş bir cinnetle ne Kürt Hareketinin ne de Türkiye’nin kazanacağı bir şey yok!
Yasin Börü (16), Hasan Gökgöz (26), Yusuf Er (18), Hüseyin Dakak (19) yoksullara kurban eti dağıtmak üzere çıktıkları yolda işkence edilerek katledildiler. Av. Kezban Hatemi’nin bölgede yaptığı görüşmeler sonrası getirdiği fotoğraflar korkunçtu. Kobani bahane edilerek, aynı etnik kimliğe mensup oldukları halde, inançlı kişilere yönelik yürütülen bu cinnetin ne siyasetle ne de kurtuluşçu söylemle ilgisi var... Uygarlık tarihini sıkı bir ahlaki eleştiriden geçirerek kurulan ‘’Özgürlüğün Sosyolojisi’’nde böylesi bir vahşete yer yok!
Hakiş Sendikası Başkanı Mahmut Arslan’ın feveranla aktardığına göre; özellikle Yüksekova ve Erciş’te can güvenliği kalmayan esnaf ve sendika mensupları, yerlerini yurtlarını terk ederek göçmeye başlamışlar. Muhsin Kızılkaya, Kobani’de kaybettiklerimizden fazladır dedi taziyelerimiz için... Bölgeden gelen acı dolu mesajlarda, telefonlarda işittiğim söz hep aynı: ‘’Taziye çadırı kurup, taziyelerimizi almayacağız, hak yerini bulmadan...’’ Bu tepkilerde, evlatlarını kardeşlerini feci işkencelerin akabinde kaybetmiş, otopsilerde bile teşhis etmekte zorlanan acılı ailelerin kederleri ağır basıyor kuşkusuz... Ama o acının altından bile ‘’hak yerini bulsun’’ nidası çıkıyor... Ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır yağdırsın Cenabı Allah. Bize düşense, metanetin adaletin sağlanabilmesi için, hukukun işleyebileceği zeminleri hazırlamak. Kan, kuşkusuz kan ile temizlenmez. Allah Resulünün(s) Veda Hutbesinde ‘’ayaklarımın altındadır’’ diyerek lanetlediği kan davasını sürüme sokmakla kimsenin kazanacağı yok...