Gazze’ye mektup...
Göklerden düşen her hediye de böyledir ya, hazırlıksız yakalandım sana. “Ye, iç, gözün aydın olsun” diyorlardı melekler Meryem’e ve kurumuş kütükler hurma tomurcuğuna dönüşüyordu sevinçten ve uzun asırlardır yaşlanmış toprak, içinden coşan suyunu yeni doğmuş bebeğe ve annesine ikram ediyordu
Sen bize hoşgeldin Gazze! Sen bebek İsa kadar tatlıydın ve tüm hesapları daha kundaktayken bozuyordun işte. Gazze, kundakta konuşan çocuk
Ah, ne ki ben; Meryem değilim. Ve hazır değilim seni tutmaya, sen yine de hoşgeldin göklerden...
II) Hasta bir baba gibi yatağıma uzattılar sanki seni. Hazırlıksızdır her çocuk, babasının hasta yatağına. Yanına kıvrılıp kederli sırtına dayayınca kulağımı, atan kalbinden bildim ki; benim kaderim sana bağlıdır. Acı haberi saklayacak hiçbir örtüsü yoktur yeryüzünün derler. Doğrudur. Babası hastalanmış her çocuk gibi, ben de hazırlıksızdım sana. İçimden Yasinler, İnna Fetahnalekeler okuyarak, iki yorgun kürek kemiğinin arasından üfledim. Elimden başkası gelmiyordu. Elimden ya yazı, ya taş çıkardı, elim sana uzaktı; değemediysem, incitmek istemediğimdendir
Hani Peygamberlerin en sabırlısı olan Hz. Eyyup, “acı bana cidden değdi” diye yakarmıştı ya Rabbine
Senin bu bir başına ve senin bu kimsesiz olarak yatağa yatışına, Eyyubî bir mesel yazmak düştü bana da. Sen kederlerin ve dertlerin arasından çıkıp gelmiş bir babaydın Gazze
Alnından sızan kan, toz toprak kesmiş saçların ve çokça örselenmiş, hırpalanmış, kim bilir kaç defa dövülmüş sırtınla
Dünyada hiçbir babayı çocuğunun önünde dövmesinler, götürüp de gizli bir yerde ezsinler başını, görmesin evladı
İşte böylesi ahmak bir iyi niyetle ben
Hazırlıksızdım senin hasta yatağına. Babalar uluorta konuşup da dert yanmaz elbet. Bu yüzden mi susuyordun, hiçbir şey söylemeden uzanıp kıvrıldığın yatağında? Ve gözlerimin önünden geçen binlerce ihanetim, sana zamanında yetişemeyişlerimle, kendimden utanıyordum
Dibi görünen tertemiz bir deniz gibidir her baba, çocuğuna
Sana baktım Gazze. Diplerindeki mercanlara, anemonlara, dil balıklarına. Oradan okudum özgürlüğün ve haysiyetin adını, harflerimi, soyumu, geçmiş ve geleceğimi. Seni kaderinle kaderim kılana ant içerim ki; alnımda parmak izlerini taşıyacağım. Yaşadığım her günde.
III) Hiç evlenmemiş kız kardeşler gibi çaldın kapımı Gazze
Hazırlıksızdım buna. Hani öyle olur ya. Evin direği gibidir ev kızları, kapı çalmak ne hadlerine. Yaşları geçtikçe daha az konuşurlar, kapı olurlar hayatlarımıza. Su taşır, sofra kurar, misafir terliklerini çevirirler. Hiç giyinemedikleri gelinliklerin terzisi, hiç avuçlarına yakamadıkları kınaların karıcısı olurlar. Kırılan her bardağın suçlanmasına, bir türlü iyi gitmeyen talihin yazıklanmasına, rüzgar çıksa kalkan toza, güneş açsa örtülmeyen perdeye yazgılıdırlar
Tanrı misafirinin, kapıyı çalan yolcunun, hastanın, bebeğin ve ihtiyarın kolu kanadı olurlar. Fatma’dır hepsinin adı. Evdedirler. Sen şimdi, yedi kapısına yedi kilit asılmış Gazze
Evdeki kız kardeşimiz gibisin. Sokağa çıkamadın. Başında patlayan bombalardan kaçamadın. Sen ah, hep evde durdun
Bize sen bakacaksın ve biz sana hiç bakmayacağız iki gözüm. Hiç aldırmayacağız. Sen başına ne gelirse gelsin, hep güldüreceksin yüzünü. İhanet bize sadakat sana, ülfet bize tahammül sana, terk etmek bize kapılardan su dökmek sana. Senin için bir gelinlik beğendim. Yetiştiremedim. Telleri bize, gurbeti sana
IV) Seni bir öğretmen olarak tayin ettiler köyümüze Gazze
Kan rengindeki harflerini kara tahtaya, parmak uçlarından sızan keder ve kahırla yazan bir öğretmen. Sen öldükçe öğreniyorduk okumayı yazmayı her sabah. “İşte bu dünyadır, bu da Filistin” derken, kürenin üzerinde gezinen güzel ellerinden öğreniyorduk tüm Doğuların haritasını, tüm Doğuların
Seni her sabah alnından vuruyordu caniler. Ama sen, yıkıldığın yerden dikilip derse gelmeye devam ediyordun. Bir Zümrüt-ü Anka Kuşu gibi, seni yaktıkça zalimler, küllerinden doğup yeniden derse başlıyordun: “İşte çocuklar bu Mecid-i Aksa, bu da Muhammed sallallahu aleyhi vessellem
Korkmayın” diyordun düşen her bombanın ardından, kollarını kanat gibi çırpıp, üzerimize yayıyordun. Zekeriyya, Yahya ve İsa aşkına, Filistin’i, Sina’yı, Tur Dağı’nı ve Zeytinleri terk etmiyordun.
Ah, güzel öğretmenim Gazze! Tek tek yoklama yaptığın talebelerin bugün hep birlikte ayakta:
BİDDEM, BİRRUH NEFDİK YA AKSA!
Canımız, ruhumuz Aksa’ya feda olsun!
BİDDEM, BİRRUH NEFDİK YA GAZZE!
Canımız, ruhumuz Gazze’ye feda olsun!
SİBEL ERASLAN - VAKİT
-
Barışık hayat 17 yıl önce Şikayet EtAllah askina bu ne hal yahu!.... Allah askina , sabah sabah Bismillah dedig, gozlerimizin icine sokarcasina besmeleye muhalif reklami izlemek zorunda birakiyorsunuz. Bu ne hal ya hu Tabiki Leg magic-i kastediyorumBeğen
-
Esad Kılıç 17 yıl önce Şikayet Etcanım ruhum Allah a feda olsun. çünkü sahibi odur, anlık galeyanlar değil, biz diriliş istiyoruz, kendi tevbemizi tamamlamak istiyoruz. özeleştiri istiyoruz. cehalet ve kuruluktan sıkıldık. alimlerin, bilirlerin,yazarların kuruluğundan da sıkıldık. gazze rating malzemesi olmamalı, israilin servis yaptığı çift taraflı malzemeler bizi ilgilendirmiyor. mazohistleşmek istemiyoruz.Beğen
-
ahmed bin malik 17 yıl önce Şikayet EtYÜREĞİNE SAĞLIK ABLACIM. Allah razı olsun senden Sibel ablam yüreğimizdeki acıyı yangını ne güzel edebi bir dillle anlatmıssın ki yazıklar olsun bizlere yerimizde oturup duruyoruzBeğen
-
zeki sayar 17 yıl önce Şikayet EtSol yanımız hep acıyor... Epeydir birikmiş bütün acizliğim dökülüverdi gözümden, daha güçlü olmam lazım biliyorum oysa şimdi daha da acizim.. Allah filistinli kardeşlerimize yardım etsin.Beğen
-
esra altuntaş 17 yıl önce Şikayet Etgazze yanıyor.... gazze yanarken yüreklerimiz de yanıyor.bu kadar yürekten gelen kelimeler ancak bu kadar etkili olur.bu acı bundan daha açık nasıl anlatılabilirdi ki...hislerimize tercüman olduğunuz için teşekkürler sibel hanım...Beğen