Sibel Eraslan
Sibel Eraslan
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

PKK dağdan iner Lütfi inemez...

GİRİŞ 18.04.2009 GÜNCELLEME 18.04.2009 YAZARLAR

PKK dağdan iner Lütfi inemez...

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un “Yıllık Değerlendirme Toplantısı”nda Atatürk’e atıf yaparak kullandığı “Türkiye halkı” açılımı, demokrasi ve “anayasal vatandaşlık” adına önemli bir adım olarak değerlendirildi.

Çok değil, 2004 yılında İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun hazırladığı raporda geçen “Türkiyelilik” kavramı ortalığı birbirine katmıştı oysa. Kameraların önünde raporlar yırtılmış, çeşitli sivil örgütler ayağa kalkmış ve dillendirilen “Türkiyelilik” kavramı “hıyanet-i vataniye”den sayılmıştı. İbrahim Kaboğlu ve Baskın Oran’a bu yüzden dava açılmıştı. Geçtiğimiz yıl Başbakan Erdoğan da aynı sebepten epeyce eleştiri almış, bir konuşmasında sözünü ettiği “Türkiyelilik” meselesi tartışmalara ve tenkitlere sebep olmuştu...
“Türk”, Türkiye’de yaşayan insanların üst kimliğini adlandıran bir kelime midir? Yoksa bir ırkın ismi midir? Bu konuda çok kararlı değiliz; pek çok konuda da kararlı olmadığımız gibi. “Türk” kelimesi 1689 Karlofça Antlaşması’ndan sonra Batı diplomatik dilinde Osmanlı’yı işaret eden bir üst kimlik imleci... 1700’lerden itibaren ise Batı literatüründe “Türk”; Balkanlar’dan başlayıp İç Asya’ya kadar uzanan, Kuzey Afrika’dan tüm Arap Yarımadası’na kadar yayılan Osmanlı Hinterlandını ifade eden “yok edilmesi gereken” gücün genel ismi... 1900’lerdeyse işler karışıyor. Tüm dünyada esmeye başlayan milliyetçi rüzgar, o güne kadar yerleşmiş klasik batı/doğu genellemelerini parçalamaya girişiyor. Çok uluslu devletler ki; başta Osmanlı, bu şiddetli rüzgardan epeyce okkalı bir pay alıyor. O günlerde bazı aydınlarca ikame edilmeye çalışılan “Osmanlılık” kavramıysa, işte tam bu sırada acil bir pansuman gibi yetişmeye çalışıyor. Ama yara kapanmıyor. Mermi vızıltıları ve top gürlemeleri altında, herkes kan grubunu, ten rengini, göz şeklini daha fazla önemser hale geliyor. Memaliki Osmani, her bir eteğinde irili ufaklı pek çok yeni devletçikle Birleşmiş Milletler’i andıran o rengarenk görüntüsünü yitirip, Anadolu’ya sıkışıyor...
İşin garibi; Anadolu o günden beri hâlâ rengarenktir...
Daha gençken, Kemalizme has o sert Türkçülüğü insani gerçeklerden uzak, bir grup aydın ve asker elitin patetik saplantısı olarak görürdüm. Şimdilerdeyse o dönemin aydın ve askerlerine has yaşanmış, feci dağılma/yıkılma tecrübesinin yol açtığı korkuları da okuyabiliyorum. Öyle zannediyorum ki; faşizm dediğimiz şey, salt anlamda gurur, kendine hayranlık, tutkulu bir kendini onay değildir yalnızca. Faşizmin arkalarında ciddi bir yenilmişlik kaygısı, ciddi bir kimsesizlik dürtüsü, ciddi bir yok oluş ve ölüm takıntısı da vardır... Hatta bu öylesine bir takıntıdır ki; durup dururken, söz gelimi güneşli bir günde kahve içip dergi okurken bile, birilerinin sizi her saniye sinsice ele geçirdiğine, birilerinin birazdan sizi oturduğunuz yerden kovacağına, birilerinin sizi gizli gizli seyredip planlar kurduğuna dair ciddi bir rahatsızlık...
Oysa her şey değişmiş, köprülerin altından geçen tüm nehirler çoktan buharlaşmış, göğe karışmış ve o gök bile değişmiş, üzerinde devasa delikler peydah olmuştur... Misal, yan odada bilgisayarının başında oturan ilkokullu çocuğunuz, Zimbabve’de yaşayan bir fil terbiyecisiyle dünyada bozulmakta olan klimatif denge hakkında chat yapmaktadır... Siz tam da gazetenizi açıp, bu ülke yıkılmak üzere yahu derken, içtiğiniz kahve boğazınıza batarken, dolara endeksli dünya borsalarının yaşadığı kriz tüm gezegeni boğarken olup geçmektedir her şey...
İşin garibi; Anadolu hâlâ rengarenktir ve dünyanın renkleri de... Sizi ne kadar altüst ederse etsin, ne kadar telaşa düşürecek olursa olsun, ne denli ürkütücü olursa olsun; hayat rengarenktir. Bu rengarenklik için olağanüstü de diyebilirsiniz, ipe sapa gelmez bir iş de... Sizin ne dediğinizin pek de önemi yoktur. Sesler, renkler, yüzler ve kokular vardır.
Bu yüzden, Başbuğ’un ifadesi, demokrasi, çoğulculuk, toplumsal barış gibi üst sosyolojik yorumlardan çok bence, varoluşu anlama girişimi olarak okunmalıdır...
Bu konuda benim de korkularım var. Hem de sıradan, küçük ve gerçek kişilerden birisi olarak. Yani Org. Başbuğ’un konuşmasını çılgınca alkışlayanlardan değilim. Cihan Muhabiri Lütfi Aykurt’u akredite olmadığı için karlı dağların başında ölüme terk ederek helikoptere almayan zihniyet, elbette teammüden adam öldürmeyi kendine hak bilen pürüzsüz bir faşizmin ürünüdür. Aykurt, 4.5 saat karda yürüdükten sonra ölüme ramak kala inebilmiş şehre... Aykurt’un ödediği vergilerle ve üstelik Türkiyeli Halk’a hizmet için satın alınmış o helikoptere niçin bindirilmiyor dağın başındaki gazeteci? Zaman, Vakit, Yeni Şafak, Milli Gazete gibi yayınların çalışanları, “Türkiyeli Halk” içinde değil mi? Ya bu gazetelerin milyonlarca okuru? Onlar nereli?
PKK’yı dağdan indirmekten bahsedenler, Türkiyeli halkı dağda ölüme terk ediyorlar.
Ne yapalım biz?
Dağdan inebilmek için ille de PKK’lı mı olmak gerekiyor?
Kemalizmin patetik Türkçülüğünü icad eden zevatı, içinde yaşadıkları korkulu günler eşliğinde kısmen anlayabilmek olası... Peki ya bugünün tutkulu ulusçularını nasıl anlayacağız? Öldüresiye nefretlerinin hiç eksiltmedikleri yıkılma korkularının sebebini çözebilmiş değilim...

YORUMLAR 5
  • hakan27 16 yıl önce Şikayet Et
    Bunlar Türk Ordusunun Komutanı Olamaz. Türk ordusu yaralı PKK lıyı ve düşmanı dahi tedavi etmiştir.Ama bu kendini komutan zanneden zevat acaba hangi milletten de bu kadar Türk vatandaşı olan Cihan haber ajansının muhabirine karşı düşman olur?UTAN UTAN UTAN ey mehmetçiğin başında bulunan zevat.Sn.Genel Kurmay başkanımız mutlaka bu olaya el atıp,Türk ordusunun vakarına yakışmayan bu menfur olayın sahibini sorgulamalı gerekirse ihraç etmelidir.
    Cevapla
  • selahaddin Zal 16 yıl önce Şikayet Et
    müthiş bir yaklaşım, bakış!. yazarımızın bu kadar isbetli bir başlığı bulması gerçekten müthiş birşey. bende merake diyorum acaba yazıda yazılan gezete yayın organları pkk den dahamı tehlikeli... aykutu dağda bırakan zihniyete göre! acaba bunlar ne yapıyor. neden tsk bu kadar farklı bakıyor bunlara oysaki hiçkimseye zarar vermeyen yayın organları olarak bilinmesine ragmer...tsknın bu guruplara karşı tedirginliğinin nedeni ne? bu panik neyin nesi acaba? neyse bu aslında çok açık bir mevzuu fazla anlatmaya egrek yok...
    Cevapla
  • mehmet çelik 16 yıl önce Şikayet Et
    bu kadar sığ yazarlar olunca. dikkatimi çekiyor nedense bu ülkede bir fikti savunurken yada eleştirriken. kendini haklı çıkarmak için illede işin işine pkk yi katan yazarlar hemen kabinde sözde diye başlıyorlar . allah bu kadar sığ mantıklı yazarlardan korusun herkesi. sanki bir şeyin doğru yada uanlış olması tammen pkk ile ilintilidir. aynı şey zaman zaman Atatürk içinde yapılıyor. o demişse tarışılmaz doğrudur. lütfen bıktırıyorsunuz artık ya yzarlık denen şu ünvana hakaret etmekten vazgeçin yada doğru dürüst şeyler yazın yanlış ama..
    Cevapla
  • demokrat 16 yıl önce Şikayet Et
    açılım nerede?. türkiye halkı açılımı deyip duruyorsunuz ama burda bir açılım söz konusu değil ki. açılım dediğiniz de işler başka olur bu toplantının amacı bile değşir. ortada malumun ilanı vardır kavram kargaşalarına ve askere biçilen kaftanlara cevap vardır son derece de doğaldır. aktif 200 bin personeli terörle mücadele ederden bunları ifadelendirmek önemli. türkiye halkı kavramı Atatürkün kavramıdır yani ordu açılımdan ziyade temel kurucu felsefenin en arı duru ifadelerini yeniden zinimize kazımaya çalışıyor..
    Cevapla
  • münir kuş 16 yıl önce Şikayet Et
    sen bizim DİLİMİZ, SÖZÜMÜZ, AKIL DANEMİZ kabul edersen UFKUMUZDA AÇAN LALENİN en güzel yaprağısın.... ALLAH senden razı olsun...düşünce dünyamıza tercüman olmuşsun
    Cevapla