Taha Özhan
Taha Özhan
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Dış mihrak ve ‘yerli’ lobi

GİRİŞ 10.02.2015 GÜNCELLEME 10.02.2015 YAZARLAR

Gülen Grubu’nun Amerikan Kongresini harekete geçirecek düzeyde bir lobi unsuruna dönüşmesi; küresel gündemi etkileme gücüne sahip bir gazetede Türkiye’yi ihbar eden yazılar yayımlamasıyla farklı bir tonda yeni bir ‘dış mihrak’ tartışmasına vesile oldu. 

Öncelikle aynı anda dünyanın en ciddi gazetelerinden ama aynı şekilde Amerikan kamu diplomasinin de en yoğun kullandığı yayın organlarından birisi olan gazetede yazmanın kendisinde bir sorun bulunmuyor. Asıl sorun ne yazdığınızda. Yazının içeriği, hangi New York Times’ta yazdığınızı da belirliyor. Mesela Gazze’de binlerce Filistinli, tefessüh etmiş bir işgalcinin katliamına uğrarken, aynı matbuatta bu durumu dünyaya aktaran bir yazı yazdığınızda, güçlü bir yayın organından küresel gündeme ahlaki ve siyasi anlamda tutarlı bir katkı yapmış olursunuz. Buna benzer onlarca büyük felâketi ıskalayıp, bir kez bile kaleme sarılmamış, dilinizden cümleler dökülmemiş olduğu halde, beşinci sınıf şikâyet dili eşliğinde, Batı’da satılabilir bütün ara başlıkları da oldukça gayri ahlaki bir şekilde araya sıkıştırarak yazdığınız yazı, yazı değildir. Olsa olsa, aynı ciddi yayın organının küresel manipülasyon sayfaları olarak kodlanmış kısmında bir ihbarnamedir. Bu basit ayrımı yapmak için biraz ciddiyet, ahlak ve zekâ kâfidir.

Tekrar ‘dış mihrak’ meselesine dönecek olursak, bir ilkin yaşandığını görüyoruz. Burada dış politikanın ve yabancı ülkelerin kararlarının şekillenmesindeki rollerinden bahsetmiyoruz. Çünkü o durum zaten kaçınılmaz olarak siyaset yapımının tabiî bir parçası olmak durumunda. Mesela II. Dünya Savaşı yılları ve hemen sonrasında, Türk siyasetini derinden etkileyen unsurlardan birisinin dış politikaya dair kurgulanan oldukça zayıf jeopolitik okumanın olması ya da Soğuk Savaş yıllarında ‘kanat ülkesi’ olmaktan öteye geçmeyen durum gibi. Burada mevzubahis yaptığımız, bu durumlardan farklı olarak, aktif bir şekilde bir dış unsurun -çoğu kez asimetrik ve kural dışı bir şekilde- rol oynama girişimleridir.

Bu anlamda ‘dış mihrak’ tartışmasının Cumhuriyet sonrası ağırlıklı olarak Türkiye içerisindeki ana unsuru, müesses nizamın temsil edildiği iktidar oldu. Yani eğer bir dış mihraktan bahsedeceksek, onun Türkiye içerisinde desteklediği unsur, bölgemizde de geçerli olduğu üzere bizzat sistemin sahipleri oldu. Bu, o denli travmatik bir hal aldı ki, 1980’lerle birlikte PKK’nın zuhur etmesiyle, aynı anda müesses nizama ve kanlı bir süreci başlatan aktöre farklı formlarda benzer adreslerden destekler geldi. Bu durumun trajik tezahürlerini, aynı yerlerden beslenen aktörlerin birbirlerine yaptıkları “taşeron” suçlamalarında açık bir şekilde görürsünüz. 

Lakin asıl kırılma, müesses nizama halel gelmesin diye destek veren adreslerin hilafına iktidara gelen AK Parti ile yaşandı. Yılların verdiği alışkanlıkla, Türkiye’de ‘iş tuttukları’ aktörlerin iktidarı kaybetmesini idrak etmekte zorlanan ‘dış mihraklar’ sancılı bir döneme girdiler. Öncelikle inkâr politikasına, ardından da ret siyasetine savruldular. İktidarının hemen başında, Irak işgali vesilesiyle ‘dış mihraklarla’ beklenenden çok daha hızlı bir şekilde karşı karşıya gelen AK Parti, asırlık alışkanlıkları boşa çıkaran ilk hamleyi yapmış oldu. O andan itibaren, bugünlerde Gülen Grubu’nun orijinal bir iş zannettiği tezvirat ve baskının çok daha ağır versiyonları ortaya çıktı. Bu yönüyle, kendi sebep olduğu ve yaşadığı krizi insanoğlunun kıyameti zannedenlerin ‘acemi muhbirliğinin’ bir trajediden başka bir anlamı yok.

yazının devamı için tıklayınız

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL