Aşamadığımız düşmanlıklar
GİRİŞ 27.09.2008
GÜNCELLEME 27.09.2008
YAZARLAR
Hatta, sevimli olmak bir yana, bizlere karşı duydukları nefret duygularını törpülememiz bile mümkün olamıyor. Birinci Dünya Savaşı'nın elem verici ve acı yüklü yıllarında yaşanan trajediden kaynaklanan Ermeniler'in düşmanlığını, haklı bulmasak bile, biraz aşağıda yazacağım üzere, "anlamamız" mümkün.
Fakat, İngiltere'nin maşası olarak Anadolu'ya çıkan Yunan ordusunun peşinde, Anadolu'nun içlerine kadar giren ve bir "İonya" ve bunun dışında; bir "Pontus" devleti kurma hayalleri suya düşünce; evlerini, barklarını ve topraklarını terk etmek zorunda kalan Rumların nefretini anlamak, mümkün değil. Hele bunların, "uğradıkları haksızlık ve zulmü", protesto etmek için örgütler kurduklarını duyunca, inanın utanmazlığın bu derecesi karşısında, hayret etmemek mümkün değil.
Rumları ve Ermeniler'i, bir kenara bırakalım. Avrupa'daki "ırkçıların", Türkiye ve kimi zaman İslamiyet düşmanlığını anlamak da hiç mümkün değil. Hele bunların en azgınları olan Alman ırkçıları; Türkiye'nin tüm tarihi boyunca Almanya ve Almanlar'la, hemen hiç savaşmadığını ve 1. Dünya Savaşı'nda, bu iki devletin kader birliği yaptığını, ne çabuk unutuyorlar. Evet, bunların ataları; sürekli bir "Türk korkusu" ile yaşamışlar, çocuklarını öyle korkutmuşlar ama, aradan geçen bunca zaman içinde, bu duygular elden geçirilmemeli mi?
Son zamanlarda, Ermeni sorunu ve Ermenistan'la ilgili çok yazdım. Bunda, Abdullah Gül'ün "doğru olanı" yaparak, (sözde) maç izlemek için, Erivan'a gitmesinin etkisi olduğu gibi; bu konuda, az da olsa, iyimser ve umutlu olmanın payı var. Hep dile getirdiğim üzere; günümüz Ermenistan'ının siyasetçilerinin ve halkının önemli bir bölümünün, Türkiye ile, iyi ilişkiler kurulmasından yana olduğuna inanıyorum, zira buna gereksinimleri var. Kendi anlayışları çerçevesinde, "soykırım" olarak isimlendirdikleri; "1915 acılarını", kolayına unutmayacaklarına eminim.
Fakat zaman içinde; aynı dönemde, Türk ve Müslüman halkın çektiği acı ve ıstırabın da, daha az olmadığını, görüp anlayacaklardır. Evet, Türkiye ile Ermenistan arasında, iyi ilişkiler kurabilmenin nesnel zemini vardır ama; günümüz ermeni diasporası, yani Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler, buna izin vermemekteler. Zira Ermeni kültürünün ve Ermeni özelliklerinin, ortadan kalkmakta olduğunu düşünüyor ve endişe ediyorlar.
1.Dünya Savaşı'nın acı yüklü günlerinde, Doğu Anadolu'daki Ermeni toplumun, Rus ordusuna yaptığı yardımlar ve daha önceleri çıkardığı isyanlar, acil önlemler getirdi. Bölge halkının, Kuzey Irak'ta kurulacak kamplarda tehcir edilmesi düşüncesi, ortaya atıldı ve bir "tekrir" (hicret ettirme- göç ettirme) yasası hazırlandı. Ermeni cemaati, Osmanlı'da, "tebai sadıka" (sadık teba), olarak isimlendirilen bir topluluktu ve sadrazamlık hariç, en üst düzey kamu görevlerine gelmiş Ermeniler vardı.
İşte bu üst düzey Ermenilerin muhalefetlerinin engellenmesi amacıyla, 24 Nisan 1915'te; aralarında hakim, avukat vb. gibi serbest meslek erbabı; gazeteci; kamu görevlisi; iş adamı, vb. bulunan çok sayıda Ermeni, gözaltına alındı ve sürgün edildi. Ardından 15 Mayıs'ta, (bu tarih tartışmalıdır), "Tehcir Kanunu" çıkartıldı. Fakat yasanın uygulanması; Eylül, Ekim ayını bulacaktır. Bu uygulamada çok acı çekilmesine karşın, burada bir "soykırım" amacı yoktur. Neyse bunu, bir başka sefere, yeniden tartışırız.
Bugün, amacım farklı. Bu tehcir sırasında, çok acıların çekildiğini inkar, mümkün değildir. Soğuktan, açlıktan, eşkıya baskınından ve hastalıklardan, yüz binlerce insan ölmüştür. Bu sırada, güvenlikten sorumlu askerlerin hatalarının olduğunu da tahmin edebiliriz. Fakat amaç, "bir ırkın mensuplarını ortadan kaldırmak", yani "soykırım" değildi. Ermeni tehcirinin, en çok eleştirildiği ülkelerden biri olan ABD'nin; 2. Dünya Savaşı başladığında, Japon kökenli vatandaşlarına uyguladığı önlem düşünülürse; Osmanlı'nın Ermeni tehcirini, daha iyi anlayabiliriz.
Gerçekten ABD, Japonya ile savaşa tutuştuğu anda; hiçbir sabotaja bulaşmamış ve en ufak bir "bozgunculuk" yapmamış olan, Japon asıllı vatandaşlarının tümünü, "konsantrasyon kamplarına" topladı. Kiminde çadırlarda, kiminde kontraplak barakalarda, yıllarca kalan on binlerce Japon asıllı ABD vatandaşı, savaştan sonra serbest bırakıldı ve evlerine, işlerine kavuşabildiler. Artık, geride bir şeyler kalabilmişse. Üstelik bunlar, tüm haklarıyla vatandaştılar...
Aradan 20 yıldan fazla geçtikten sonra; başkan Carter zamanında, bunlara, ya da ailelerine, birer özür mektubu ve 10 biner dolarlık birer çek gönderildi. Acaba yitirdiklerinin ve çektikleri acıların, ne kadarını karşılardı?.. Ve bu ABD'nin kimi eyaletinde, Ermeni soykırımı yasal olarak kabul edilmiş durumda...
İnsanda, biraz utanma olur.
Fakat, İngiltere'nin maşası olarak Anadolu'ya çıkan Yunan ordusunun peşinde, Anadolu'nun içlerine kadar giren ve bir "İonya" ve bunun dışında; bir "Pontus" devleti kurma hayalleri suya düşünce; evlerini, barklarını ve topraklarını terk etmek zorunda kalan Rumların nefretini anlamak, mümkün değil. Hele bunların, "uğradıkları haksızlık ve zulmü", protesto etmek için örgütler kurduklarını duyunca, inanın utanmazlığın bu derecesi karşısında, hayret etmemek mümkün değil.
Rumları ve Ermeniler'i, bir kenara bırakalım. Avrupa'daki "ırkçıların", Türkiye ve kimi zaman İslamiyet düşmanlığını anlamak da hiç mümkün değil. Hele bunların en azgınları olan Alman ırkçıları; Türkiye'nin tüm tarihi boyunca Almanya ve Almanlar'la, hemen hiç savaşmadığını ve 1. Dünya Savaşı'nda, bu iki devletin kader birliği yaptığını, ne çabuk unutuyorlar. Evet, bunların ataları; sürekli bir "Türk korkusu" ile yaşamışlar, çocuklarını öyle korkutmuşlar ama, aradan geçen bunca zaman içinde, bu duygular elden geçirilmemeli mi?
Son zamanlarda, Ermeni sorunu ve Ermenistan'la ilgili çok yazdım. Bunda, Abdullah Gül'ün "doğru olanı" yaparak, (sözde) maç izlemek için, Erivan'a gitmesinin etkisi olduğu gibi; bu konuda, az da olsa, iyimser ve umutlu olmanın payı var. Hep dile getirdiğim üzere; günümüz Ermenistan'ının siyasetçilerinin ve halkının önemli bir bölümünün, Türkiye ile, iyi ilişkiler kurulmasından yana olduğuna inanıyorum, zira buna gereksinimleri var. Kendi anlayışları çerçevesinde, "soykırım" olarak isimlendirdikleri; "1915 acılarını", kolayına unutmayacaklarına eminim.
Fakat zaman içinde; aynı dönemde, Türk ve Müslüman halkın çektiği acı ve ıstırabın da, daha az olmadığını, görüp anlayacaklardır. Evet, Türkiye ile Ermenistan arasında, iyi ilişkiler kurabilmenin nesnel zemini vardır ama; günümüz ermeni diasporası, yani Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler, buna izin vermemekteler. Zira Ermeni kültürünün ve Ermeni özelliklerinin, ortadan kalkmakta olduğunu düşünüyor ve endişe ediyorlar.
1.Dünya Savaşı'nın acı yüklü günlerinde, Doğu Anadolu'daki Ermeni toplumun, Rus ordusuna yaptığı yardımlar ve daha önceleri çıkardığı isyanlar, acil önlemler getirdi. Bölge halkının, Kuzey Irak'ta kurulacak kamplarda tehcir edilmesi düşüncesi, ortaya atıldı ve bir "tekrir" (hicret ettirme- göç ettirme) yasası hazırlandı. Ermeni cemaati, Osmanlı'da, "tebai sadıka" (sadık teba), olarak isimlendirilen bir topluluktu ve sadrazamlık hariç, en üst düzey kamu görevlerine gelmiş Ermeniler vardı.
İşte bu üst düzey Ermenilerin muhalefetlerinin engellenmesi amacıyla, 24 Nisan 1915'te; aralarında hakim, avukat vb. gibi serbest meslek erbabı; gazeteci; kamu görevlisi; iş adamı, vb. bulunan çok sayıda Ermeni, gözaltına alındı ve sürgün edildi. Ardından 15 Mayıs'ta, (bu tarih tartışmalıdır), "Tehcir Kanunu" çıkartıldı. Fakat yasanın uygulanması; Eylül, Ekim ayını bulacaktır. Bu uygulamada çok acı çekilmesine karşın, burada bir "soykırım" amacı yoktur. Neyse bunu, bir başka sefere, yeniden tartışırız.
Bugün, amacım farklı. Bu tehcir sırasında, çok acıların çekildiğini inkar, mümkün değildir. Soğuktan, açlıktan, eşkıya baskınından ve hastalıklardan, yüz binlerce insan ölmüştür. Bu sırada, güvenlikten sorumlu askerlerin hatalarının olduğunu da tahmin edebiliriz. Fakat amaç, "bir ırkın mensuplarını ortadan kaldırmak", yani "soykırım" değildi. Ermeni tehcirinin, en çok eleştirildiği ülkelerden biri olan ABD'nin; 2. Dünya Savaşı başladığında, Japon kökenli vatandaşlarına uyguladığı önlem düşünülürse; Osmanlı'nın Ermeni tehcirini, daha iyi anlayabiliriz.
Gerçekten ABD, Japonya ile savaşa tutuştuğu anda; hiçbir sabotaja bulaşmamış ve en ufak bir "bozgunculuk" yapmamış olan, Japon asıllı vatandaşlarının tümünü, "konsantrasyon kamplarına" topladı. Kiminde çadırlarda, kiminde kontraplak barakalarda, yıllarca kalan on binlerce Japon asıllı ABD vatandaşı, savaştan sonra serbest bırakıldı ve evlerine, işlerine kavuşabildiler. Artık, geride bir şeyler kalabilmişse. Üstelik bunlar, tüm haklarıyla vatandaştılar...
Aradan 20 yıldan fazla geçtikten sonra; başkan Carter zamanında, bunlara, ya da ailelerine, birer özür mektubu ve 10 biner dolarlık birer çek gönderildi. Acaba yitirdiklerinin ve çektikleri acıların, ne kadarını karşılardı?.. Ve bu ABD'nin kimi eyaletinde, Ermeni soykırımı yasal olarak kabul edilmiş durumda...
İnsanda, biraz utanma olur.
TOKTAMIŞ ATEŞ - BUGÜN
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL