Bilgi kirliliği
29 Ekim günü, Başkent Televizyonu'nda izlediğim bir açıkoturumda; bir sosyal bilimcinin söyledikleri, beni aynı konuya bir kez daha dönmek zorunda bıraktı.
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin, bu değerli öğretim üyesi, 12 Eylül'ün de hışmına uğramıştı. Sıkıyönetim yasasının, inanılmaz maddeleri uyarınca, görevinden alınmıştı. Pek çok işçi sendikasının eğitim seminerlerinde, yurdun değişik yörelerinde, birlikte ders vermiştik. Bilgi ve toplumsal kültürüne, tam bir inancım vardı. Fakat, bazen "hırs", insanı şaşırtıyor. Bu toplumsal bilimci, kavramları öylesine karıştırdı ki; bunu bir biçimde açıklamak, mümkün değil. "bilgisizlik" desem, olmaz; "cahillik" desem, hiç olmaz... Neyse kararı, sizler verin.
Tartışılan konu, "cumhuriyetimiz" idi. Bu arkadaşın dışında, gene çok değerli birkaç sosyal bilimci vardı. Güzel, güzel konuşurlarken; birden, bu arkadaş sözü aldı ve gayet heyecanlı bir biçimde, "cumhuriyet ve demokrasi ayrımı nerden çıkıyor...", diye söze girişti. Ve devam etti, "bunlar aynı şeydir. Etimolojık olarak, (epistomolojik demedi, etimolojik dedi TA), biri Yunanca'dan gelir, diğeri Osmanlıca'dan". Doğrusu, kulaklarıma inanamamıştım ki; "bazılarının" (!), böyle bir ayrım yapmalarının sebebini açıkladı: "Bunlar, böyle bir farklılık uyduruyorlar ki; Atatürk cumhuriyeti ilan etti, demokrasiyi getirmedi; demek istiyorlar. Oysaki bunlar, aynı şeydir."
Cehaletin bu derecesi, ancak eğitimle mümkün olabilir. Hatta bu derece cahil olabilmek için; herhalde, profesör olmak gerek. Anlamakta zorlandığım bir başka husus, tartışmaya katılan diğer meslektaşların, bu saçmalamaya tepki göstermemesi oldu. Onlar da "bilmiyordu", diyemem. Zira bunu; sosyal bilimler eğitimi gören, birinci sınıf öğrencileri bile bilir. Zaten bunu bilmeseler, asla ikinci sınıfa geçemezler.
Bugün, Avrupa'nın köklü demokrasilerinin önemli bir bölümü, "monarşidir". Yani, başta krallar, ya da kraliçeler vardır. Tabii bunların yetkileri; çoğu kez, "semboliktir". Asıl yetki, halkın oylarıyla seçilen meclislerdedir. Hatta o kralların, kraliçelerin cep harçlıklarını bile, meclislerin kararı belirler. Fakat gene de; başta, "birilerinin" (!) nesebinden geldikleri için, o ülkenin yöneticisi, (kral, ya da kraliçe) olan, birtakım tipler vardır.
Bugün Avrupa'da; İngiltere, İsveç, Norveç, Hollanda, Danimarka, Belçika, İspanya gibi devletler, cumhuriyet değil, monarşidir. Ve buralardaki "monarklar"; "kuvvetler ayrılığı", prensibi çerçevesinde; "yasama" ve "yürütme" arasındaki dengeyi sağlarlar. Parlamenter yönetimlerde bu işlevi; yani, yasama ve yürütme arasındaki dengeyi sağlama işlevini, "cumhurbaşkanı" yerine getirir. Demokrasilerde, daha doğrusu parlamenter yönetimlerde; cumhurbaşkanının, siyasal açıdan "sorumsuz" olmasının nedeni budur.
Demokrasi ve cumhuriyet, aynı şey değildir. Demokrasi sözcüğü, eski Yunanca'dan gelir ve "demos" ve "kratos" sözcülerinin birleşmesinden oluşur. "Emos" halk demektir, "kratos" da yönetim. Yani demokrasi, "halkın yönetimi" demektir.
Buna karşılık, "cumhuriyet" sözcüğü, Roma yönetiminde, Latince'den gelir. Latince'de, "halka ait" anlamına gelen, "publica" sözcüğü vardır. "Res" takısı da anlamı güçlendirir. Ve "res publica", "halka ait", demektir. "Demos- kratos", halkın yönetimi; "res publica", halka ait. Bunları nasıl aynı şey sayabilirsiniz?.. Bizim kullandığımız, "cumhuriyet" sözcüğü, res-publica'nın tam tercümesidir. Arapça kökenli, Osmanlıca bir sözcük. "Cumhur", değişik anlamları yanı sıra, "halk" demektir. Yani; "iyet" de, "aidiyet eki" olduğuna göre; "cumhuriyet", "halka ait", anlamına gelmektedir.
Demokrasinin, farklı unsurlar ön plana çıkartılarak, farklı tanımları yapılabilir ve bunların hepsi de, doğru tanımlar olabilir. Ben demokrasiyi, şöyle tanımlıyorum: "Demokrasi; insanların kendilerini ilgilendiren, ya da ilgilendirebilecek olan her konuda, kararların oluşum sürecine katılımlarıdır".
Cumhuriyetin, çok kısa bir tanımı vardır: "Monarşik olmayan tüm yönetimler, cumhuriyettir". Fakat burada da, "nasıl bir cumhuriyet?", sorusu gündeme gelir. Zira, cumhuriyetler arasında, bazen uzlaşmaz farklılıklar olabilir. Örneğin; İran da cumhuriyettir, Çin de cumhuriyettir, Fransa da cumhuriyettir. İşin ayrıntılarına girmeden, şu kadarını söyleyeyim ki; "Türkiye Cumhuriyeti; halk egemenliğine dayanan, laik ve çağdaş bir Cumhuriyettir". Ve bu işi saptırmanın, hiç gereği yoktur.
Toktamış Ateş - Bugün
-
mehmet aziz öztürk 17 yıl önce Şikayet Etkelimenin anlamı kimin umurunda. Cumhuriyetin anlamı ne olursa olsun, halka ait olan bir şey yoktur TÜRKİYE'de. Vergi ödemek, fatura ödemek, yüksek kredi kartı faizi, kart aidatı ödemek, askerlik yapmak, kuyrukta beklemek, susmak, çalışmak, zamlara alışmak, devletten kazık yemek, sobasız okullarda okumak, yolsuz köylerde karda doğurmak halka aittir. Halka ait ne kadar da çok şey varmış! Kalan üç beş parça da zenginlere, yöneticilere, yüksek makam ve kurumlara aittir. Zenginlik, hazırdan yemek, paradan para kazanmak, yan gelip yatmak gibiBeğen
-
inci 17 yıl önce Şikayet EtÇok doğal. Ankara Siyasal da bu tüp olayların zuhur etmesi pek tabii.... Saygıdeğer Prof.ların Talebelere uyguladıkları metotlar onları kavram karmaşasına itmekte.. Zatı Alalar fevkalbeşer kimlikleriyle Öğrenci Demokrasisini ayakta tutmakta Fakülte koridorlarında Kendi Cumhuriyetlerini her gün ilan etmekte.... İstisnalar ise sallabaştan başka bir şey olmayan Reaya.... Düzen böyle Sayın Ateş ne diye şaşırırsınız ki? Bir gün gelin evrenkentimize size Demokrasinin de Cumhuriyetinde ağababasını gösterelim...SagıylaBeğen