Atatürk ve diktatörlük
GİRİŞ 13.11.2008
GÜNCELLEME 13.11.2008
YAZARLAR
Can Dündar'ın; "Atatürk'ü gökten yere indirme", amacı ve "İnsan Atatürk"ü gençlere sevdirme amacını güttüğü ifade edilen, "Mustafa"sında; yabancı bir gazetenin düşüncesi olarak da, metne eklenen "diktatör" suçlaması, tartışmaya muhtaç bir olgudur.
Acaba Atatürk, bir diktatör sayılabilir mi? Bu konuda ayrıntılara girmeden önce, şunu belirtmek isterim ki; tarihsel olayları değerlendirirken, yaşandığı dönemin değerleri ve kavramları, ön plana çıkartılmalıdır.
1920'lerin, 1930'ların dünyasında; Mustafa Kemal'in, "fukara, fakat gururlu" Türkiye'si, dünyanın insan haklarına saygı ve özgürlükler açısından, en önde gelen devletlerinden biriydi. Bunu, şimdiye dek çok yazdım ve örnekler verdim. Gerekirse, gene yazarım. Mustafa filminde; Atatürk, bu bağlam içinde ele alınmamış.
Atatürk'ün diktatör olduğunu düşünen, iki grup vardır. Bunlardan biri; Atatürk'e, pek de sempatiyle bakmayanlardır. Bunlara göre; Atatürk, eli kanlı bir diktatördür ve her türlü diktatörlüklerde olduğu gibi, bir zulüm düzeni kurmuştur.
Öbür grup; kendini, "Atatürkçü" olarak tanımlayanlardan oluşur. Bunlara göre Atatürk, diktatördür ama; yetkilerini, halkın yararına kullanmıştır. Zaten eğer diktatör olmasa, devrimleri yapması ve başarması mümkün olmazdı!..
Bence her iki açıklama da, yanlış ve haksızdır. Fakat, kendini Atatürkçü olarak tanımlayanların ve Atatürk'ü, "iyi bir diktatör", olarak görenlerin; Atatürkçülüğe verdikleri zarar, birinci gruptaki Atatürk karşıtlarının verdiği zarardan, çok daha fazladır.
Atatürk'ün, demokrasiyi getiremediği dile getirilir ve yukarıda değindiğim, Atatürk karşıtları tarafından, çok eleştirilir. Fakat cumhuriyetimizin dayandığı 3 temelin; "halk egemenliği", laiklik" ve "çağdaşlık" olduğu düşünülürse; buradaki "halk egemenliği" anlayışının, bir anlamda, demokrasiyi de çağrıştırdığı anlaşılır.
Kaldı k; Atatürk, yaşamının her aşamasında, "ulus iradesine" ve bu iradenin "gerçekleştiği" (tecelli ettiği), Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, her şeyin üzerinde saygı göstermiştir. Şimdi bunu, birkaç örnekle göstermek istiyorum.
18 Mart 1920'de; İstanbul'daki Meclis-i Mebusan, toplantılarını, "uygun bir zaman ve uygun bir yerde sürdürmek üzere", "ertelemiş"(talik etmiş) ve Mustafa Kemal, "yeni seçilecek olanlar ve olağanüstü yetkilerle", bu Meclis'i Ankara'ya davet etmişti.
Fakat Meclis'in toplanması gecikince, Mustafa Kemal sinirleniyordu. Bir gün; yakın arkadaşı Yunus Nadi, "Paşam, her kerameti Meclis'ten beklemeyelim", gibisinden bir şeyler söyleyince; Mustafa Kemal'in, ilginç bir yanıtı olmuş: (dili sadeleştiriyorum)... Ben, bilakis her kerameti, Meclis'ten bekleyenlerdenim, Nadi Bey. Öyle bir devreye yetiştik ki; burada, her iş, meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet, ancak milli kararlara dayanmakla; milletin genel eğilimlerinde, tercüman olmakla elde edilir...
Önce Meclis, sonra ordu Nadi Bey. Orduyu yapacak olan millet ve onun adına, Meclis'tir... Buna, iki üç şahıs karar veremez..." (12 Eylül'ün sahte Atatürkçüleri zamanında, bu konuşmayı bir yazımda kullandığım için, hakkımda dava açılmıştı)...
Bir başka örnek; Dumlupınar Zaferi kazanıldıktan sonra, TBMM ordularına yayınladığı beyannamenin sonu: "...Büyük ve necip milletimizin fedakarlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır..." Bir yanda, "Sahibimiz olan büyük Türk milleti", diyen Atatürk; öte yanda, "Kendini milletin sahibi sanan", sahte ve sözde Atatürkçüler. Kararı siz verin.
Tarih. 4 Ekim 1922. Mustafa Kemal; önce kurtarılmış olan İzmir'e gitmiş, oradan Bursa'ya geçmiş ve Ekim başında, Ankara'ya dönmüştür. İlk kez TBMM kürsüsündedir. Meclis'in tüm üyeleri tarafından, ayakta alkışlanır. Konuşmaya başlar:
"Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üstlenerek; üzüntü yerine ümit; perişanlık yerine düzen; tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran meclisimizin, civanmert ve kahraman ordularının başında, bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirdiğimden dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim...
...Kalbim bu duygularla dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve istiklal fikrinin zaferinden dolay tebrik ediyorum..." Bu konuşmayı yapan insanın, diktatör olabileceğini, düşünmüyorum.
Son olarak Kasım 1930 tarihinde, TBMM'de yaptığı açılış konuşmasından bir satır...: "Türk Milletinin sevgi ve bağlılığı, daima Büyük Millet Meclisi'ne oldu, daima oraya yönelik olacaktır..." Başka söze gerek var mı?
1920'lerin, 1930'ların dünyasında; Mustafa Kemal'in, "fukara, fakat gururlu" Türkiye'si, dünyanın insan haklarına saygı ve özgürlükler açısından, en önde gelen devletlerinden biriydi. Bunu, şimdiye dek çok yazdım ve örnekler verdim. Gerekirse, gene yazarım. Mustafa filminde; Atatürk, bu bağlam içinde ele alınmamış.
Atatürk'ün diktatör olduğunu düşünen, iki grup vardır. Bunlardan biri; Atatürk'e, pek de sempatiyle bakmayanlardır. Bunlara göre; Atatürk, eli kanlı bir diktatördür ve her türlü diktatörlüklerde olduğu gibi, bir zulüm düzeni kurmuştur.
Öbür grup; kendini, "Atatürkçü" olarak tanımlayanlardan oluşur. Bunlara göre Atatürk, diktatördür ama; yetkilerini, halkın yararına kullanmıştır. Zaten eğer diktatör olmasa, devrimleri yapması ve başarması mümkün olmazdı!..
Bence her iki açıklama da, yanlış ve haksızdır. Fakat, kendini Atatürkçü olarak tanımlayanların ve Atatürk'ü, "iyi bir diktatör", olarak görenlerin; Atatürkçülüğe verdikleri zarar, birinci gruptaki Atatürk karşıtlarının verdiği zarardan, çok daha fazladır.
Atatürk'ün, demokrasiyi getiremediği dile getirilir ve yukarıda değindiğim, Atatürk karşıtları tarafından, çok eleştirilir. Fakat cumhuriyetimizin dayandığı 3 temelin; "halk egemenliği", laiklik" ve "çağdaşlık" olduğu düşünülürse; buradaki "halk egemenliği" anlayışının, bir anlamda, demokrasiyi de çağrıştırdığı anlaşılır.
Kaldı k; Atatürk, yaşamının her aşamasında, "ulus iradesine" ve bu iradenin "gerçekleştiği" (tecelli ettiği), Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, her şeyin üzerinde saygı göstermiştir. Şimdi bunu, birkaç örnekle göstermek istiyorum.
18 Mart 1920'de; İstanbul'daki Meclis-i Mebusan, toplantılarını, "uygun bir zaman ve uygun bir yerde sürdürmek üzere", "ertelemiş"(talik etmiş) ve Mustafa Kemal, "yeni seçilecek olanlar ve olağanüstü yetkilerle", bu Meclis'i Ankara'ya davet etmişti.
Fakat Meclis'in toplanması gecikince, Mustafa Kemal sinirleniyordu. Bir gün; yakın arkadaşı Yunus Nadi, "Paşam, her kerameti Meclis'ten beklemeyelim", gibisinden bir şeyler söyleyince; Mustafa Kemal'in, ilginç bir yanıtı olmuş: (dili sadeleştiriyorum)... Ben, bilakis her kerameti, Meclis'ten bekleyenlerdenim, Nadi Bey. Öyle bir devreye yetiştik ki; burada, her iş, meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet, ancak milli kararlara dayanmakla; milletin genel eğilimlerinde, tercüman olmakla elde edilir...
Önce Meclis, sonra ordu Nadi Bey. Orduyu yapacak olan millet ve onun adına, Meclis'tir... Buna, iki üç şahıs karar veremez..." (12 Eylül'ün sahte Atatürkçüleri zamanında, bu konuşmayı bir yazımda kullandığım için, hakkımda dava açılmıştı)...
Bir başka örnek; Dumlupınar Zaferi kazanıldıktan sonra, TBMM ordularına yayınladığı beyannamenin sonu: "...Büyük ve necip milletimizin fedakarlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır..." Bir yanda, "Sahibimiz olan büyük Türk milleti", diyen Atatürk; öte yanda, "Kendini milletin sahibi sanan", sahte ve sözde Atatürkçüler. Kararı siz verin.
Tarih. 4 Ekim 1922. Mustafa Kemal; önce kurtarılmış olan İzmir'e gitmiş, oradan Bursa'ya geçmiş ve Ekim başında, Ankara'ya dönmüştür. İlk kez TBMM kürsüsündedir. Meclis'in tüm üyeleri tarafından, ayakta alkışlanır. Konuşmaya başlar:
"Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üstlenerek; üzüntü yerine ümit; perişanlık yerine düzen; tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran meclisimizin, civanmert ve kahraman ordularının başında, bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirdiğimden dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim...
...Kalbim bu duygularla dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve istiklal fikrinin zaferinden dolay tebrik ediyorum..." Bu konuşmayı yapan insanın, diktatör olabileceğini, düşünmüyorum.
Son olarak Kasım 1930 tarihinde, TBMM'de yaptığı açılış konuşmasından bir satır...: "Türk Milletinin sevgi ve bağlılığı, daima Büyük Millet Meclisi'ne oldu, daima oraya yönelik olacaktır..." Başka söze gerek var mı?
Toktamış Ateş - Bugün
YORUMLAR 11
TÜMÜ
-
salih güngör 17 yıl önce Şikayet EtBirakin Allah askina yahu. Dünyanin baska bir ülkesinde ki idareciyi degerlendirirken kriterleriniz farkli olacak,Atatürk ü degerlendirirken farkli. -Secim yolu ile mi gelmistir? (Hatta diger diktatörlerin hepsi adil yada degil secim yolu ile gelmislerdir-hitler,saddam,mussolini vs) -Kendinden baska bir siyasi partiye,lidere izin vermismidir? "Zamanin kosullari diye" cümleye baslarsaniz hitler inde,saddam inda egemenligi mesrulastirirsiniz.Sakin haaa,neyse o.Beğen
-
salihkutlu 17 yıl önce Şikayet EtMaalesef Diktatördü 3. Yapmış olduğu devrimler o çağa uygunmuydu yapılması gerçekten gerekirmiydi gerekirse hayırla yad edelim ama değiştirilen bazın devrimlerin bize zarar verdiği ile alakalı olarak konuşalım tartışalım ve Atatürk'ü önce bir insan olarak kabul edelim yanlış yapabileceğine inanalım ve başlayalım HARF inkılabı neden yapıldı tarihimizi neden başkalarından değil de kendimiz okuyamıyoruz bu kadar mı gerekliydi harf inkılabı yoksa amaçlanan başka birşeymiydi diye....Beğen
-
salihkutlu 17 yıl önce Şikayet EtMaalesef Diktatördü 2. O zaman biz neyi tartışıyoruz ki... Ama bana şunu söyleyebilirsiniz meclis vardı bütün kararlar mecliste alınıyordu gibi o mecliste kimler vardı CHF yani birbirinin aynı zihniyetteki insanlar aynı partinin mensubu iki insan aday gösterilir ikisinden biri seçilir yani seçme gibi bir özgürlüğünüz yoktur yine aynı zihniyetteki insanlar bir araya gelir ve bu orta oyununa siz demokrasi dersiniz ama ben demem bırakalım onu bunu da Atatürk diktatör olarak kabul edelim ama haksızlıkta etmeyelim yaptığı devrimlerinBeğen
-
salihkutlu 17 yıl önce Şikayet EtMaalesef Diktatördü 1. Siz kabul etseniz de etmeseniz de Atatürk diktatördü onun yaptığı uygulamaları o tarih içerisinde değerlendirmek lazım gibi yuvarlak cümleler onun yaptıklarını masum gösteremez ve dünyadaki bütün rejim değişiklikleri tepeden inme olarak yapılır. gücü eline geçiren bu gücün kullanımını kendisi belirlemek ister yapılan hangi devrim halka sorularak yapılmış ki o dönemlerde o çapta yapılan devrimler için halkın bunları isteyip istemediği halka sorulmuş mu HAYIR SORULMAMIŞBeğen
-
Mehmet Bodur 17 yıl önce Şikayet EtYENİ KAVRAMLAR VE DEĞERLER ÜRETMEK. Liderleri yaşanılan dönemin değer ve kavramları ile değerlendirmek lazımmış. Hadi biz sıradan insanlar "uydum kalabalığa" diyerek mevcut değerlerin ve kavramların etkisiyle hareket ediyoruz. Onlar yeni kavram ve değerler üretemiyorlarsa, insanlara sahici bir medeniyet inşa edemiyorlarsa o zaman bizden ne farkları var?Beğen