Ne yaptıklarını biliyorlar mı?
GİRİŞ 11.12.2008
GÜNCELLEME 11.12.2008
YAZARLAR
Bazı söylentiler vardır ki; galiba, işin doğrusunu hiç kimse bilmez.
Örneğin; İsmet Paşa, 1950 milletvekili Genel Seçimleri öncesinde, İstanbul'a gelip Taksim Meydanı'ndaki kürsüye çıktığında, meydandaki mahşeri kalabalığı gösteren yakınlarından biri, "İşte Paşam İstanbul..." der.
Aslında, kim der bilinmez. Herkes, başka bir isim telaffuz eder. Ayrıca; böyle "der" mi "demez" mi, o da pek belli değildir. Fakat bu "tevatür" (!) hep dillerdedir. Benzer bir şey; "Eğer bu memlekete komünizmin gelmesi gerekiyorsa, onu da biz getiririz", tevatürüyle ilgili olarak, dillerde dolaşır. Ama; ne kimin söylediği, kesinlikle bellidir; ne de, kimlere söylendiği bellidir.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın ve yakınlarının, son dönemdeki söylem ve politikaları da, bu son "tevatürü" anımsatıyor: "Bu memlekette, Cumhuriyet düşmanlığı yapılacaksa, onu da biz yaparız". Ya da, "Bu memlekete, İslam şeriatı düzeni getirilecekse; onu da, biz getiririz"...
Tabii şaka yapıyorum. Ama Sayın Baykal'ın ne istediğini, bir türlü anlayabilmiş değilim. Başörtülü bazı hanımları ve hatta karaçarşaflı kimi hanımları, "dışlamamasını"; bir emrivaki karşısında, olgun bir tavır olarak değerlendirmiştim. Fakat CHP'liler, başta Sayın Genel Başkanları olmak üzere, olayı git gide tırmandırıyorlar. Geçen Cumartesi günü; Sayın Altan Öymen'in, çok güzel bir biçimde kaleme aldığı, sanki aksi görüşleri dile getirenler varmışçasına, esip gürlemesine ne demeli? Sayın Öymen, nezaketinden dile getirmemiş ama; kendisinden ve partisindeki kimi "sıkıntılardan" (!) başka, o türden suçlama yapan yoktu ki. Birkaç örnek vermek istiyorum: "Örtünen insanları, toptan laiklik karşıtı, devlet düşmanı saplantılarıyla reddediyoruz...
Ortada bir kanun var. Bu kanun çerçevesinde herkes istediği gibi giyinir... Yığınla insanı, gönülleri kırıp döküyorsun. Buna hakkınız var mı? Artık insanları kılık kıyafetinden ötürü yargılayamazsın..." İnanılmaz sözler bunlar. "Başörtülü bir hanımı, Mustafa Kemal'in Çankaya'sına göndermeyiz, yolları işgal eder kapatırız" vb. gibisinden sözleri, herhalde bir başkası dile getirmişti. "367 mantıksızlığını", başkaları Anayasa Mahkemesi'ne göndermişti...
Sultanbeyli İlçesi belediye başkan adayı, CHP'li emekli imamın söylediklerini; kazara, AKP'li bir siyasetçi söylese, korkarım partinin kapısına kilit vururlardı. Ama CHP adına yapılınca, soruşturma bile açılmadı. Bazılarının, yasaları ihlal etmeye, doğuştan hakları bulunuyor. Adam, "sarıklıları ve cübbelileri", CHP'ye davet ediyor; CHP'nin, arslan sosyal demokratlarının, kılları kıpırdamıyor. Utanmazlığın bu derecesi, görülmemiştir.
Sayın Baykal, yukarıda da değindiğim gibi, "Ortada bir kanun var", diyor. "Bu kanun çerçevesinde, herkes istediği gibi giyinir." Evet ortada bir kanun var ama, bu kanuna göre, isteyen istediği gibi giyinemez. Sarık sarıp, cübbe giyemez. Cumhuriyetin ilk yıllarında; sarık ve cübbe, kendine "din adamı" süsü vermek isteyen herkes tarafından giyilebiliyordu. Buna karşılık Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925'te Kastamonu seyahatinde, şunları söylüyordu: ".... yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağdaş ve tüm anlam ve biçimiyle, uygar bir sosyal topluluk biçimine dönüştürmektir..." Daha sonra, konuşmasını şöyle noktalıyordu: ".... biliniz ki; Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır".
Kastamonu'dan Ankara'ya dönen Mustafa Kemal, 2 Eylül 1925'te; Bakanlar Kurulu'nu toplayarak, üç önemli kararname, (kanun hükmünde), çıkarttı.
Bunlardan birine göre; tekke ve zaviyeler kapatılıyordu. Bir diğeri, devlet memurlarının giysilerini düzenliyordu. Ve üçüncü kararname, "ilmiye sınıfının" kılığını düzenliyordu. Bu üçüncü kararnameye göre; ilmiye sınıfı mensupları bile, ancak dini görevlerini yaparken, cübbe ve sarık kullanabilirdi.
Ayrıca, her dinin en yüksek görevlisi, (patrikler ve diyanet işleri başkanı gibi), dinsel görev giysilerini; bu görevlerinin dışında da giyebilirlerdi. Görüleceği üzeri; Sultanahmet Camii'nin emekli imamının, sarık ve cübbe konusunda söyledikleri, açıkça "suçtur" ve bu nedenle, parti bile kapanır. Aslında; Mustafa Kemal'in kurduğu parti, bu nedenden kapatılsa, ne komik olur ama...
Durumun "vehametini", anında anlayan Sayın Mehmet Sevigen, hemen müdahale etti: "Canım, elbette düşünceleri böyle değil, oy alabilmek için söylemiştir..." CHP'li arkadaşlarımızı, Allah ıslah etsin. Bir "yanlışlık", bir önceki yanlışlığı götürse; "pirüpak" olacaklar ama, götürmüyor. Ve yanlışlıklar, üst üste birikiyor.
Toktamış Ateş - BUGÜN
tokta@bugun.com.tr
Örneğin; İsmet Paşa, 1950 milletvekili Genel Seçimleri öncesinde, İstanbul'a gelip Taksim Meydanı'ndaki kürsüye çıktığında, meydandaki mahşeri kalabalığı gösteren yakınlarından biri, "İşte Paşam İstanbul..." der.
Aslında, kim der bilinmez. Herkes, başka bir isim telaffuz eder. Ayrıca; böyle "der" mi "demez" mi, o da pek belli değildir. Fakat bu "tevatür" (!) hep dillerdedir. Benzer bir şey; "Eğer bu memlekete komünizmin gelmesi gerekiyorsa, onu da biz getiririz", tevatürüyle ilgili olarak, dillerde dolaşır. Ama; ne kimin söylediği, kesinlikle bellidir; ne de, kimlere söylendiği bellidir.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın ve yakınlarının, son dönemdeki söylem ve politikaları da, bu son "tevatürü" anımsatıyor: "Bu memlekette, Cumhuriyet düşmanlığı yapılacaksa, onu da biz yaparız". Ya da, "Bu memlekete, İslam şeriatı düzeni getirilecekse; onu da, biz getiririz"...
Tabii şaka yapıyorum. Ama Sayın Baykal'ın ne istediğini, bir türlü anlayabilmiş değilim. Başörtülü bazı hanımları ve hatta karaçarşaflı kimi hanımları, "dışlamamasını"; bir emrivaki karşısında, olgun bir tavır olarak değerlendirmiştim. Fakat CHP'liler, başta Sayın Genel Başkanları olmak üzere, olayı git gide tırmandırıyorlar. Geçen Cumartesi günü; Sayın Altan Öymen'in, çok güzel bir biçimde kaleme aldığı, sanki aksi görüşleri dile getirenler varmışçasına, esip gürlemesine ne demeli? Sayın Öymen, nezaketinden dile getirmemiş ama; kendisinden ve partisindeki kimi "sıkıntılardan" (!) başka, o türden suçlama yapan yoktu ki. Birkaç örnek vermek istiyorum: "Örtünen insanları, toptan laiklik karşıtı, devlet düşmanı saplantılarıyla reddediyoruz...
Ortada bir kanun var. Bu kanun çerçevesinde herkes istediği gibi giyinir... Yığınla insanı, gönülleri kırıp döküyorsun. Buna hakkınız var mı? Artık insanları kılık kıyafetinden ötürü yargılayamazsın..." İnanılmaz sözler bunlar. "Başörtülü bir hanımı, Mustafa Kemal'in Çankaya'sına göndermeyiz, yolları işgal eder kapatırız" vb. gibisinden sözleri, herhalde bir başkası dile getirmişti. "367 mantıksızlığını", başkaları Anayasa Mahkemesi'ne göndermişti...
Sultanbeyli İlçesi belediye başkan adayı, CHP'li emekli imamın söylediklerini; kazara, AKP'li bir siyasetçi söylese, korkarım partinin kapısına kilit vururlardı. Ama CHP adına yapılınca, soruşturma bile açılmadı. Bazılarının, yasaları ihlal etmeye, doğuştan hakları bulunuyor. Adam, "sarıklıları ve cübbelileri", CHP'ye davet ediyor; CHP'nin, arslan sosyal demokratlarının, kılları kıpırdamıyor. Utanmazlığın bu derecesi, görülmemiştir.
Sayın Baykal, yukarıda da değindiğim gibi, "Ortada bir kanun var", diyor. "Bu kanun çerçevesinde, herkes istediği gibi giyinir." Evet ortada bir kanun var ama, bu kanuna göre, isteyen istediği gibi giyinemez. Sarık sarıp, cübbe giyemez. Cumhuriyetin ilk yıllarında; sarık ve cübbe, kendine "din adamı" süsü vermek isteyen herkes tarafından giyilebiliyordu. Buna karşılık Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925'te Kastamonu seyahatinde, şunları söylüyordu: ".... yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağdaş ve tüm anlam ve biçimiyle, uygar bir sosyal topluluk biçimine dönüştürmektir..." Daha sonra, konuşmasını şöyle noktalıyordu: ".... biliniz ki; Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır".
Kastamonu'dan Ankara'ya dönen Mustafa Kemal, 2 Eylül 1925'te; Bakanlar Kurulu'nu toplayarak, üç önemli kararname, (kanun hükmünde), çıkarttı.
Bunlardan birine göre; tekke ve zaviyeler kapatılıyordu. Bir diğeri, devlet memurlarının giysilerini düzenliyordu. Ve üçüncü kararname, "ilmiye sınıfının" kılığını düzenliyordu. Bu üçüncü kararnameye göre; ilmiye sınıfı mensupları bile, ancak dini görevlerini yaparken, cübbe ve sarık kullanabilirdi.
Ayrıca, her dinin en yüksek görevlisi, (patrikler ve diyanet işleri başkanı gibi), dinsel görev giysilerini; bu görevlerinin dışında da giyebilirlerdi. Görüleceği üzeri; Sultanahmet Camii'nin emekli imamının, sarık ve cübbe konusunda söyledikleri, açıkça "suçtur" ve bu nedenle, parti bile kapanır. Aslında; Mustafa Kemal'in kurduğu parti, bu nedenden kapatılsa, ne komik olur ama...
Durumun "vehametini", anında anlayan Sayın Mehmet Sevigen, hemen müdahale etti: "Canım, elbette düşünceleri böyle değil, oy alabilmek için söylemiştir..." CHP'li arkadaşlarımızı, Allah ıslah etsin. Bir "yanlışlık", bir önceki yanlışlığı götürse; "pirüpak" olacaklar ama, götürmüyor. Ve yanlışlıklar, üst üste birikiyor.
Toktamış Ateş - BUGÜN
tokta@bugun.com.tr
YORUMLAR 4
-
duam_miracim 17 yıl önce Şikayet Etvay be!. nelerde duyarmışız bakın hele!Burası Türkiye ve demokrasiyle yönetilen bir ülke.Ama nedense bazı haklar seçilmiş elit kesime oy uğruna sınırsız imtiyazlar veriyor.şuan şeçim olsa ertesi gün bu politikalarından eminim vazgeçerler.Eee buda CHP siyaseti...Beğen
-
fikretçiçek 17 yıl önce Şikayet EtSağol Hocam. CHP liler doğuştan beyin okuma uzmanıdır.Okula almadıkları örtülü kızlar şeriatçı,partilerine katılanlarsa Atatürkçü...Sayın Savcı daha ne bekliyor?Nerdeyse şeriat istiyoruz da diyecekler.Yeterki iktidarın başına gelsinler.Beğen
-
Cafer UÇA 17 yıl önce Şikayet EtTeşekkürler sn.TOKTAMIŞ bey. Şimdiki yargı düzenimiz oldugu sürece herkesin emin olması gerekiri CHP yi hiç kimse ne dava açar nede kapatabilir.Onların doguştan bu konularda dokunulmazlıkları var. Bunu daha anlıyamadıysanız ne denirki.Bu konuları gündeme getirdiğiniz için teşekkürler sayın hocam.Beğen
-
mustafa dündar 17 yıl önce Şikayet EtİŞTE TAKİYYE TAM DA BUDUR. Dün yapmadığını bugün yapmak(ya da tersi),maruf fikriyatının aksini söylemek,göründüğü gibi olmamak,militarist..işte bütün bunlar sadece Türkiye'ye mahsus solun özelliğidir.Dünyada sol bunun tam tersidir.Özellikle CHP İttihatçı artığı görüntüsü ile aslında yadırganmamalı.Sevigen bir cümle ile özetlemiş(-Canım oy almak içindir,böyle düşünmüyoruz.)Kendini solcu diye tarif eden fikren namuslu arkadaşlara acıyorum.Söyleyin şimdi ne yapsınlar?Beğen