Hoşgörü üzerine
Bu koşullar altında; değerlendirmemi, daha ilerde yapmak umuduyla; bugün, bambaşka bir konuya girmek istiyorum: "Hoşgörü".
***
Bugün, bu konuya girmek isteyişimin nedeni, geçtiğimiz hafta bir televizyon programında; aklı başında bildiğim bir köşe yazarının, bu konudaki görüşleri oldu.
Uzun yıllardan beri tanıdığım, bu "muhafazakar" arkadaş; belki de, birlikte yer aldığı diğer konuşmacılara tepki olarak, öyle şeyler dile getirdi ki; doğrusunu isterseniz, çok şaşırdım ve bir anlamda, hiç yakıştıramadım. Fakat galiba sorun; toplumsal bilimlerdeki, ezeli sorunun bir parçası. Tanımlar konusunda, kafalarımız net değil ve çok farklı tanımlar yapılıyor.
Beni rahatsız eden şey, "hoşgörü" kavramı çerçevesindeki yaklaşım oldu. Biraz yukarda da dile getirdiğim üzere; çok aklı başında bildiğim bu arkadaş, hoşgörüye şiddetle karşı çıkıyordu. "Ben, hoşgörü falan istemiyorum", diyordu. "kimse bana karşı, hoşgörülü olmasın. Zira hoşgörünün içinde, bir tür aşağılama var. Sen kim oluyorsun da, bana karşı hoşgörülü oluyorsun..."
Ve devam ediyordu: "Önemli olan şey, beni hoşgörmen değil; benim düşünceme, hayat tarzıma, saygılı olman; bir empati kurabilmen ve benim farklılıklarıma, katlanabilmen..."
***
Burada, belki de farkında olmadan, "anahtar sözcüğü" kullanıyordu: "Katlanmak..."
Eğer hoşgörüyü, doğru tanımlayabilseydi ve kavrama, "kompleksiz" bir biçimde yaklaşabilseydi; "ben hoşgörü kavramına karşıyım, sen kim oluyorsun da, beni hoşgörüyorsun", demezdi.
Hoşgörü; bir insanın, kendinden farklı düşünceleri olan; farklı değerler sistemi olan; farklı bir yaşam tarzını benimseyen; farklı inançları olan insanlara karşı, "sevecen bir tahammül göstermesi", demektir. Yani hoşgörü, "tahammül etmektir", "katlanmaktır"...
Fakat öyle, "lanet olsun..." gibisinden, "kerhen" bir katlanma değil; "sevecen", bir katlanma demektir.
Hoşgörü, bir insanın; "farklı olana karşı", ya da bir diğer deyişle, "ötekine" karşı, yaklaşımı olduğuna göre; elbette, bunun içinde "empati" de olacaktır...
***
Yaşamının ve kariyerinin, önemli bir bölümünü, hoşgörüyü egemen kılmak üzerine odaklanmış ve bu uğurda, pek çok eleştiriye göğüs germiş bir insan olarak; hoşgörünün, yanlış tanımlanmasına ve buradan yola çıkarak, yanlış değerlendirmeler yapılmasına, elbette katlanamıyor ve tepki duyuyorum.
Aynı rahatsızlığım; "uzlaşma" kavramı, çerçevesinde de görülüyor. Kimi arkadaşlar, farklılıkların uzlaşmasını; ciddi biçimlerde, "ödün vermek" olarak görüyor ve şiddetle eleştiriyor. Hatta, eleştirinin dozuna kaçırarak; uzlaşmayla, "ihaneti" birbirine karıştıranlar da oluyor. Oysaki uzlaşma, hoşgörünün hem bir sonucu ve hem de, başlangıcıdır. Ne ödün vermekle ilgisi vardır; ne de, ihanet çizgisine düşmekle.
Fakat dilin kemiği yok ki. Eskilerin deyişiyle, "ağzı olan konuşuyor"...
Üstelik, gene atalarımızın söylediği gibi, "Dilin kemiği yok..."
***
1990'lı yıllarda; Refah Partisi'nin, milletvekili genel seçimlerinde, yüzde 20'lerin üzerine çıkması ve en büyük parti olmasıyla birlikte; bizim muhafazakar birtakım çevrelerde, "iktidar sarhoşluğu", başlamıştı. "Bu oy oranıyla, iktidar falan olunmaz. Kaldı ki; bu kafayla, asla iktidar olamazsınız..." gibisinden uyarılarımız da, bir kulaklarından giriyor, öbür kulaklarından çıkıyordu.
O dönemde; o çevrelerin, çok "firaklı" bir de sloganları vardı: "Ben demokrat değil, çok şükür Müslümanım", derlerdi. "Demokrasi de neymiş..."
Ve sonunda "askerlerimiz" bir öksürüverince; hepsi, katıksız demokrat kesilmişlerdi.
"Ne oldu, hani siz demokrat falan değildiniz?", gibisinden de bir şeyler sorunca ; mahcup, mahcup gülümserlerdi...
Şimdilerde; galiba, hoşgörüye gereksinimleri olmadığını düşünüyor, ya da sanıyorlar. "Hoşgörü neymiş?..", diye kostaklanıyorlar.
Bizim "İslamcıların" akılları da, bir türlü başlarına gelmiyor.
Üstelik, bunca sıkıntı çektikten sonra...
Toktamış Ateş - BUGÜN
tokta@ugun.com.tr
-
necati kıdıman 16 yıl önce Şikayet EtChp bir parca göründü mü?. Toktamış hocam biraz chp kımıldadı sanırım mantık ve dik duruşu sukandırdınız. Evet refah%22.75 aldı başbakan olundu.A.kırca gibi şvmenlerin sayesinde bölündü.Peki 50 milletvekili olan bir parti nasıl başbakan yapıldı ? ona acaba eleştiriniz veya aşağılamanız oldu mu? Müslüman=demokrat herzaman zemin bulur.Ya sol=antidemkrat nasıl ?Beğen
-
Umit Erdal 16 yıl önce Şikayet EtDoğru. Çok doğru söylüyor. İnsanlar kelimelere kendilerince keyfi anlamlar yüklüyorlar ve düşman oluyorlar. Bu kavramlara değer verenlere de düşman oluyorlar. Sonra bir gün kendileri de pozisyon değiştirdiklerinde ise, özeleştiri yapmadan, aynı tavırlarını devam ettiriyor. Güzel bir hadis var bu konuda: "İnsanın imanı, aklı kadardır."Beğen
-
xtorah x 16 yıl önce Şikayet Etkilit. mutterem hazır anahtarı bulmuşken yüzde yirmiyle olmayan ikdidar yüzde kaçla olur yazıverseydin.hilmin silmin yüzdesi olmadığından zor gelir.hoşgörmek istatistiğe vurulabilir.Beğen
-
Cafer UÇA 16 yıl önce Şikayet EtHaklısınız ama. sn.Hocam yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil,çünkü dogru.Yanlız kendini laik sanan kişilerin oldukça büyük kısmı sizin gibi düşünmüyor.Ben sahil kentntinde oturuyorum,başka türlü yaklaşıyor ve tavır koyuyorlar.Çok laik olarak lanse edilen kişilerin bir toplantı veya benzeri yerde orayı terkettikleri çok sık rasnan,sıradan bir olay.Mesele bunların düzeltilmesi.Ama bir kısım insanlar, açık giyinmenin medeniyet oldugunu sanıyor.Afrikada ki zencilerde çıplak bunun farkında değil bu zavallılar.Beğen