Vedat Bilgin
Vedat Bilgin
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Meydanların dili ve kriz beklentisi

GİRİŞ 14.03.2014 GÜNCELLEME 14.03.2014 YAZARLAR

 Bugüne kadar hiçbir mahalli seçim bu kadar büyük bir siyasi cevap, siyasi meydan okuma veya siyasi karşılık niteliğine sahip olmamıştı.
Türkiye'de gezi olaylarıyla başlayıp, 17 Aralık operasyonel girişimiyle devam eden kriz yaratan, hatta ülkeyi kaosa ve istikrarsızlığa sürükleme çabalarının esas hedefi, "çözüm sürecinin" gerçekleştirmeye çalıştığı toplumsal barış projesidir.
Başbakan Erdoğan'ın doğu illerinde katıldığı bazı mitingleri izleme fırsatı buldum. İlk gözlem bu şehir halklarının kalkınma ve barışa duyduğu özlemin gerçekleşmesi yönünde atılan adımlar karşısında duyduğu heyecan oldu. Başbakan konuşurken kitleler onun çözüm sürecinden ve o vilayetlere yapılan hizmetlerden, yatırımlardan söz edip örnekler verirken meydanlarda ortaya çıkan dalgalanmaktaydı. Çözüm sürecinin yarattığı atmosferi, ümidi, Bitlis'in ve Bingöl'ün sokak aralarında yüz yüze görüşme fırsatı bulduğum vatandaşlarla yaptığım sohbetlerde daha fazla hissettim. İnsanlar, bir yıldır devam eden kansız, gözyaşsız dönemin kendileri için bir bayram havası yarattığını ifade ederken, normalleşmenin terör örgütünü de bitireceğini açıkça söylemekten çekinmiyorlar.

Doğu'nun sokakları

Doğunun sokaklarında ve meydanlarında AK Parti bayrak ve flamalarından çok Türk bayrağının dalgalanması, milletin terörün gölgesinden uzaklaştıkça tarihsel ve sembolik değerlerin nasıl entegre edici bir fonksiyon gösterdiğini daha iyi algılamak mümkündür. Başbakan Erdoğan'la dönüş yolunda konuşma fırsatı bulunca 30 Mart'ın önemi üzerine sorular sorduk. Başbakan 30 Mart'ın sadece içeride istikrarı bozma girişimlerine, paralel saldırılara cevap niteliğini taşımadığını, uluslararası çevrelerin de Türkiye'nin bir Ukrayna, bir Suriye, Libya veya Tunus olmadığını görmelerini sağlayacak önemli bir cevap niteliği taşıdığını düşünmektedir.
Türkiye'nin ekonomik gelişmesiyle, demokratikleşme yolundaki kazanımlarıyla, yönetim tecrübesiyle ve halkın demokrasiye sahip çıkma bilinç ve kararlılığıyla, üzerinde estirilmeye çalışılan olumsuz havayı tersine çevireceği inancı Başbakan Erdoğan'ın konuşmalarının esas çerçevesini oluşturmaktadır diyebiliriz.
Doğudan bu izlenimlerle dönünce Ankara'da ve diğer şehirlerde farklı bir havayla karşılaştık. Hâl böyle olunca insanın aklına, Türkiye doğusunda, dağlarındaki, kırsalındaki, terörü bitirip büyük şehirlerde şiddete çekilebilir mi sorusu gelmektedir.

Şiddeti şehre ve mezhebe taşımak

Burada ciddi bir sorun söz konusudur. İlk olarak, genç yaşında hayatını kaybeden, öldürülen Berkin'in, katledilen bir canın katillerini devlet ortaya çıkaramaz mı? İkincisi, polisin, güvenlik güçlerinin içinde görevini kötüye kullananlar varsa veya bu durum bir kazaysa, bu açıkça ortaya konamaz mı? Üçüncü olarak, geziden bugüne bu olayları "mezhep çatışmasına" dönüştürmek ve bunu büyük şehirlerin varoşlarında örgütlemek için çalışan unsurların, "illegal yapıların" faaliyetleri önlenemez mi? Dördüncüsü, Berkin'in ölümüyle başlayan, sonra bir polisin ve arkasından da Burak'ın ölümüne neden olan olaylar, Türkiye'ye kurulan "mezhep eksenli bir çatışmanın" genişletilmek istenmesinin göstergesi olarak değerlendirilip buna önlem alınamaz mı? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Türkiye'nin geldiği bu aşamada, bu soruları tartışmak ve bu noktaya gelmek ise asla kabul edilebilir bir durum değildir.

Yazının tamamı için tıklayınız

YORUMLAR 2
  • Serkan Gergin 12 yıl önce Şikayet Et
    asıl kriz. Türkiye'de milletin seçimi kriz değildir, asıl kriz sessiz yığınların aklı ile alay etmektir
    Cevapla
  • mehmet asil 12 yıl önce Şikayet Et
    !!!. Ülkeyi buhrana, sıkıntıya ve kaosa sokmak isteyenler amaçlarına ulaşamayacaklar.
    Cevapla