Vedat Bilgin
Vedat Bilgin
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Başkanlık sistemi ve korkular

GİRİŞ 04.02.2015 GÜNCELLEME 05.02.2015 YAZARLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık sistemi esasında bir “sistem değişimini” gündeme taşımasını sanki yeni duyuyormuşçasına hayret ve tepkiyle karşılayanların esas sorunu, bir seçime daha “herhangi bir siyasi projeye sahip olmadan”, sadece ortaya konulan sistem değişimi talebine karşı çıkarak seçime tepkisel bir konumda gitmek durumunda kalmalarıdır. Bunun önümüzdeki seçimler için neyi ifade ettiğinin üzerinde ayrıca durmak gerekir. 

Öncelikle başkanlık sisteminin otoriter bir rejim kurmakla ilişkisinin kurulmasını anlamaya çalışalım. Türkiye’nin siyasal rejiminin temel probleminin, otoriter devlet yapısına dayanmak olduğunu, bunun da erken cumhuriyetin daha tek parti kurulmadan yaşadığı bir sorun olduğunu, bu bürokratik otoriterizmin 27 Mayıs sonrası militarizme dönüştüğü tezini “rejimin üç hali” diye savunup, yazarak sizlerle paylaştım. 

Parlamenter sistem neyi başaramıyor? 

Üçüncü hal son dönemde yaşanan süreçlerle ilgilidir. Sürecin tamamlanması için, başta yeni bir anayasa olmak üzere yapılması gerekenler vardır. Kısaca istenilen sistem değişikliğinin, bir otoriterleşme meselesine yol açmasından değil, ancak “mevcut otoriter geleneğin” büsbütün tasfiye edilmesine vesile olmasından bahsedilebilir. Dolayısıyla mesele bir otoriterleşme meselesi değil tam tersine demokratikleşme meselesinin devamıdır. Bilindiği gibi demokrasi uygulaması açısından “parlamenter sistemin” mi “başkanlık sisteminin” mi daha iyi olacağı, daha başarılı olacağı ülkelerin siyasal kültürlerine, toplumsal yapılarına ve tarihsel bağlı bir husustur. 

Bu açıdan baktığımızda Türkiye’de parlamenter sistemin en çok şikâyet edilen yönlerini şöyle tespit edebiliriz: Bir, kuvvetler ayrılığı kâğıt üstünde kalmaktadır, parlamentoda çoğunluğu olan parti yasama gücünü ele geçirdiği gibi, Meclis denetimini de dışında kalmaktadır. İki, otoriter cumhuriyet anlayışına göre biçimlenmiş devlet örgütlenmesi karşısında Meclis bütünüyle dar bir alanda hareket etmekle sınırlandırıldığı için, millet iradesi siyasal zaaf yaşamakta ayrı bir devlet iktidar alanı ortaya çıkmaktadır. Elbette ki bu iktidarı kullananlar devlet içinde muhtelif kurumlar içinde yer alan “siyasal bürokratlar” olmaktadır. 

Bu sorun doğrudan parlamenter sistemin ürettiği bir sorun değil, bu sistem kurulmadan önce yapılaşmış “otoriter cumhuriyetin” gücünün dönüştürülmesinde parlamenter sistemin yaşadığı yetersizlikle ilgilidir. Üç, gücünü “otoriter cumhuriyet geleneğinden” alan bürokratik kadrolar, parlamenter sistemde icra organını etkisizleştirip, en azından işleyişini yavaşlatabilmektedirler. 

Başkanlık sistemi ülkeyi bölebilir mi? 

Başkanlık sisteminin her şeyden evvel devletin içindeki bu “değişmez iktidar yapısının” tasfiye edilmesinde daha etkin demokratikleşme işlevi görmesi mümkündür. Kuvvetler ayrımının gerçek anlamda düzenlenmesi, iktidar-Meclis çoğunluğu bütünlüğünden, Meclis’in yasama ve denetleyici gücüne tabi olması demokratik bir devlet yapılanması bakımından önemlidir. Yargının yeniden yapılanarak, otoriter bir geleneğin kurumu olarak değil, bir hukuk devleti kurumu olarak gerçek anlamda bağımsız bir konuma taşınması denetleme fonksiyonunun artmasını sağlayacaktır. 

yazının devamı için tıklayınız

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL