Kenan Evren ne zaman öldü?
Oysa Güneysu gibi şirin Karadeniz kasabasında yapılan bu toplantıda karşılaştığım insanlar, onların sorduğu sorular, tartışmalarda ortaya koyduğu tavır ve görüşler zaten sadece 12 Eylül’ün ve Kenan Evren’in değil, 27 Mayıs Rejimi’nin ve onu ‘koruma ve kollama görevinde’ olan bütün cuntacıların çoktan öldüğünü göstermekteydi.
“Toplumlar, yaşadıklarının bilincine içinde yaşadığı olayları üreten kurumsal ve ideolojik yapı değişmeye başladığı anda ulaşma fırsatı bulmaktadırlar, çünkü eski yapının içinde her şey olması gereken gibi durmakta, çelişkiler ortada görünmemektedir”. Bu bakımdan 12 Eylül’den sonra Özal’ın başlattığı sivilleşme girişimi gerek kadro eksikliği, gerekse anti demokratik rejimin dayanıklılığı yüzünden önemli bir başlangıç olarak kalmıştır. Özal’ın esas kadrosunun hepi topu, her zaman demokrat inançlı bir mücadele adamı Hasan Celal Güzel, Hüsnü Doğan ve rahmetli Yusuf Bozkurt, Adnan Kahveci beylerden oluştuğunu partiye katılan, adı bu dönemde duyulan birçok siyasetçinin zamanın ruhunun estirdiği rüzgârın sonucu siyaset sahnesinde yer aldığı bilinen bir durumdur.
Darbeler ve çeteler
Türkiye’nin AK Partili yılları, sivilleşme ve demokratikleşme dinamiklerinin birlikte harekete geçme yıllarıdır. Bunun birçok sebebinden bahsetmek mümkündür, fakat temeldeki mesele AK Parti’nin bütünüyle 27 Mayıs rejiminin cenderesine sıkışmış ülkeyi harekete geçirmek için giriştiği her yeniliğin, her değişim hamlesinin bu yapı tarafından engellenmeye çalışılmasıdır. Burada bu siyasi hareketin toplumsal değişme taleplerini temsil eden, sahiplenen bir kararlılıkta olmasının, liderliğinin büyük bir rolü bulunmaktadır.
Bu noktada ortaya çıkan çelişkilerden en önemlisi, toplumsal farklılaşmaların ürettiği yeni kentlilerin, yeni sınıfların, yeni girişimcilerin, kendilerini geliştirecek yenilik taleplerine militarist rejimin ‘kapalı toplum şartları’ içerisinden cevap vermeye çalışmasıyla ilgilidir.
“Toplumun yeni bir yapıya evrilmesinin ortaya çıkardığı talepleri ve sorunları, resmi anlayışa aykırı diye bastırmaya çalışmak ciddi bir sorundur ve sürdürülebilir değildir; nitekim 28 Şubat’ın hedefinde olan siyasi aktörler, meseleyi şahsi mağduriyetlerinin ötesinde toplumun karşılaştığı sorun ekseninde ‘yeni bir siyasete’ dönüştürünce, geniş bir kesimin toplumsal özgürlük talebinin öncüsü olarak yükselmişlerdir.” AK Parti bu bağlamda reel olarak “toplumsal devrimin” taşıyıcısı, gerçekleştirici siyasal aktörü olmuştur.