Vedat Bilgin
Vedat Bilgin
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Hangi blok?

GİRİŞ 08.07.2015 GÜNCELLEME 08.07.2015 YAZARLAR

Önce aynı blokta yer alıyoruz sanısıyla övgüler dizdikleri, sonra arsızca saldırdıkları MHP’yle ilgili tavırdan bahsediyorum. Bu saldırının bu öfkenin kaynağı nedir? 

Seçim sonuçlarına bakıp önce buradan %60’lık bir blok oluştuğunu söylediler, bu mümkün mü? Elbette mümkündür ve Türk siyasi tarihinde bu farklılaşmanın, %70-30 ila %60-40 arasında bir aralıkta neredeyse yapısal hale geldiğini görmek şaşırtıcı sayılmamalıdır. Menderes’in Demokrat Partisi, Demirel’in Adalet Partisi, Erbakan Hoca’nın, Başbuğ Türkeş’in siyasette temsil ettiği çizgi hep aynı blok içinde yer alır. ANAP’la Özal, AK Parti’yle Erdoğan bu siyaset anlayışını, demokratikleşme, sivilleşme ve ekonomik kalkınma konusunda daha ileri boyutlara taşımışlardır. 

Tarihsel blok 

“Erdoğan’ın burada asıl öne çıkan (gözlerine batan mı demeliyiz!) tarafı, demokratikleşme sürecini yerlileşme-millileşme meselesiyle bütünleştirip, Türkiye’yi Batı vesayetinden çıkartacak yapısal bir dönüşüm hamlesi yapmış olmasıdır.” Kıyameti koptuğu yer burasıdır. 

Türkiye’deki tahakküm geleneğinin dayanağı olan dış statüko görülmeden iç statüko dahil hiçbir meseleyi anlamak kabil değildir. Tarihsel olarak bakıldığında, içerideki statükoyu üreten ilişkilerin dış statükoya dayandığını gösteren birçok ipucundan söz edebiliriz. Ben, bu süreci açıklarken 1838-1839 tarihlerinde iktisadi ve siyasi bağımlılık mekanizmasının kurulmasının, İmparatorluğu yarı sömürge oluş sürecine sokan ticaret anlaşmasıyla başladığını, bunu takiben bürokrasinin siyasallaşması üzerinden de Batı’nın siyasi vesayetine girildiğinin üzerinde duruyorum. 

Arkadan Lozan gelir. “Lozan’da Batı’yla yapılan mutabakatta, esas olarak tasfiye edilen İmparatorluk mirası veya emperyal misyondur. Türkler, artık bu coğrafyada Batı’nın çizdiği sınırlar içinde hapsedilen, herhangi bir ‘ulus-devletcik’ olarak yaşayacaklardır. Dahası var, bu devletçik Batı istikametinden çıkamayacaktır.” 

Üçüncüsü, biliyorsunuz NATO’yla gelen ve siyasi-askeri bağımlılık yapısı üreten ilişki biçimidir. Soğuk savaş sürecinde bunun nasıl tahrip edici olduğunu, askeri ve siyasi bağımlılığın ürettiği yapısal mekanizmanın, soğuk savaş bitmesine rağmen nasıl kalıcı etkiler bıraktığını, burada anlatacak yer bulamayız. Sonuncusu AB ve Gümrük Birliği süreciyle ilgilidir. Dış statükoyu üreten ‘bu yapısal ilişkilerin aslında şu faydaları olmamış mıdır’ gibi sorular sormanın, burada anlatılanla ilgisinin olmadığını söylemeye gerek var mı? 

 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL