Vedat Bilgin
Vedat Bilgin
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Teröre karşı özgürlüğü savunmak

GİRİŞ 24.08.2015 GÜNCELLEME 24.08.2015 YAZARLAR

Siyasi hedeflerine ulaşmak için şiddeti, katliamlara dayalı bir terör stratejisini uygulayarak, aşama aşama hedefine ulaşmayı planlayan bir örgüte karşı tavır alamayanların, o stratejinin içinde malzeme olmaya razı olanların, 'bu şiddet ortamı AK Parti'yi sarsarak bize de yol açabilir' diye düşünen, ahlaken sorunlu, siyaseten bir hiç konumda olanların, bir insanlık değeri olarak özgürlüğü savunamayacakları ortadadır. 

Özgürlüğü savunmak bir insanlık onuru meselesidir. Güllük gülistanlık bir ortamda, insan hak ve özgürlüklerinden bahsetmek kolaydır; önemli olan, bir bölgede, yıllardır katliam yaparak, makineli tüfekten, uçaksavara her türlü bomba ve patlayıcıyı kullanarak önce bölge halkını terörize edip sonra bütün ülkeyi yıldırıp, 1960'lı yılların Pol Pot veya BAAS rejimine benzer bir düzeni kuracağını açıkça deklare eden bir yapıya karşı tavır alamamak bırakınız aydın olmayı, bırakınız yazar-çizer olmayı insan olmaya nasıl sığar? 

Önce insan olamak 

"Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde kat ettiği mesafe ortadayken, demokrasiye karşı örgütlenmiş silahlı yapılara, onun sözcülerine karşı sessiz kalmak hele hele onların karşısında ezik, hak verici-onaylayıcı konumda kalmak sosyal psikolojik bir sorun olduğu kadar sınıfsal ve entelektüel yetersizlik sorunudur. Bunun ötesi yaşanılan vatana, bu ülkenin taşına toprağına yabancılaşma meselesidir." 

Türkiye'nin yaşadığı toplumsal değişimin sonuçlarından biri şüphesiz ki sınıflaşma sürecidir. Türk toplum yapısı zümresel-statü toplumundan, sınıflı çoğulcu yapıya doğru değişmeye başlayınca devlete dayanan bütün verili statüler çökmeye yerine kazanılmış yeni toplumsal ilişkiler yükselmeye başlamıştır. Bu sürecin ekonomik sonuçlarının başında gelen 'devletçi/emir komuta ekonomisinden' 'piyasa ve rekabete' dayanan yeni bir yapının yükselişidir. Siyasi sonucu ise, 'çoğulculuk ve demokratikleşmedir.' İşte düğümün çözüldüğü yer burasıdır. 

Bu yeni durum karşısında, resmi aydınlar toplumsal konum kaybettikçe 'yeni sürecin aktörlerini' suçlamaktan başka bir şey yapamaz hale gelmişlerdir. Bütün dünyaları, eski konumları içinde elde ettikleri statülerinin dayandığı resmi kültürün, kaba pozitivist dünya görüşünün içinde ezberlenmiş nerede Kemalizm olduğu nerede sosyalizm, nerede BAAS'çılık olduğu belli olmayan, aslında 'bürokratik- elitin' hâkimiyet ideolojisidir. 

yazının devamı için tıklayınız

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL