Vedat Bilgin
Vedat Bilgin
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Beyaz Türklerin demokrasiyle imtihanı

GİRİŞ 21.09.2015 GÜNCELLEME 21.09.2015 YAZARLAR

‘AK Parti’ye oy veriyorsa onlar geri kalmıştır’ diyorsa, hızını alamayıp ‘bu toplum uygar olamaz’ diye ekleyerek, bunu getirip Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlıyorsa, gerekçeleri, iddiaları ne olursa olsun, burada ciddi bir zihniyet sorunu, ciddi bir iktidar kaybı sendromu sorunu var demektir. 

Milli Mücadele’den sonra halkla bürokratik kadroların arasındaki ittifakın kopmasının ilk göstergelerinden biri ‘Takrir-i Sükun Kanunu’ ve onunla ilgili düzenlemelerdir ki, bu uygulamaların ‘Tek Parti Yönetiminin’ kurulmasına uzandığı biliniyor. 

“Burada birkaç mesele vardır. Birincisi, Tanzimat’tan itibaren, devlet içinde özerk bir konum elde eden bürokratik kadroların, tekrar devlet üzerinde halka karşı güç kazanmaları; ikincisi Batı’yla Milli Mücadele sürecinde bozulan ilişkinin Lozan’da tekrar yoluna konulmuş olması, bir başka ifadeyle ‘Batı’yla vesayet ilişkisine’ dönük yolun yeniden açılmış olması; üçüncüsü de konjonktürün getirdiği fırsatla, demokratikleşmeye doğru atılan ilk adım olan çok partili hayatın, 27 Mayıs’ta kanlı bir darbeyle durdurulup, rejimin militarist bir tarzda şekillendirilmesidir.” 

Kim bu beyazlar? 

Türkiye’nin beyaz Türkleri diye ifade edilenler, aslında bu ülkede feodal/aristokratik bir gelenek olmadığına göre, Tanzimat bürokrasisi geleneğinin Cumhuriyet dönemine aktarılmasıyla ortaya çıkan kadrolardır. Bu kadroların zihinsel özelliklerini; ideolojik olarak Batıcı olmaları, Cumhuriyet döneminde bürokratik otoriter yapıyla halka karşı konumlanmaları; çok partili hayata geçiş sürecinde anti-demokrat bir siyasi tutum takınmaları; 27 Mayıs darbesinden sonra ise açıkça militarist rejimi savunmalarından kalkarak tanımlamak mümkündür. 

Bu ‘Beyaz Türk kadroların’ sadece bürokratlardan, militarist unsurlardan oluştuğunu zannetmek yanıltıcıdır, bunlar toplumun muhtelif sınıf ve zümrelerinin oluşturduğu bir tabakadır. Aralarında devletçi ekonominin oluşturduğu kapitalistler olduğu gibi, yazar-çizer, akademisyen ve muhtelif aydınlar ve gençlik gruplarının da bulunduğu bir topluluktur. 

Onları birleştiren temel unsur, yerli olan her şeyden nefret etmeleri, devlet eliyle zorla değiştirip Batılılaştırmak (çağdaşlaşma diyorlar) istedikleri halkın ‘demokrasi yoluyla’ ellerinden kurtulmuş yani kendi hayat tarzına, kimliğine, kendi geleneğine sahip çıkmış olmasıdır. 

Üstelik bu insanlar demokrasinin gücünü kullanarak, toplumun değişim dinamiklerini harekete geçirmişler, değişimi yönetip ülkenin siyasal yapısını değiştirmeye, sivilleştirmeye de girişmişlerdir. 

yazının devamı için tıklayınız

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL