Maskeler düştükten sonra
Temel insan haklarına, yaşama hakkı başta olmak üzere asla saygı duymayanlar, özgürlükten korkanlar elbette ki var olmaya, farklı olmaya, kendini farklı şekilde ifade etmeye, siyaseti bu çoğulculuk içinde yapmaya yani demokrasiye saygı duymazlar hatta tahammül edemezler.
Onlar hem cahil hem kurnaz oldukları için; her söylediklerini barış ve demokrasi adına yaptıklarını ifade ederken yüzleri kızarmaz. İşin tuhafı, bu kavram istismarını sürdürerek insanları aldatabileceklerine inanıyor görünmeleridir. Oysa darbelerden, müdahalelerden, baskı düzeninden, vesayet rejiminden yeni çıkmaya çalışan, ancak nefes almış bir toplumun bu tür çarpık anlayışa itibar etmesini beklemek, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir.
TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI
“Totaliter ideolojiler, bütün hakikati kendi içlerinde gören dünya görüşleridir. Orada fert yoktur, farklı toplumsal gruplar, sınıflar, zümreler kısacası farklılaşma yoktur ‘tek doğru, tek yol’ vardır. Kapalı toplum projesine sahip özgürlük düşmanı bu ideolojiler, kaçınılmaz olarak otoriterdirler.” Bu otoriter yapı, kendisini süreklileştirmek için, otoriteyi, lideri, örgütü kutsar. Bu durum Nazi Partisinde de böyledir, Faşist Partide de, Lenin’in Komünist Partisinde de, Stalinist komünist partilerde de… Bu baskıcı siyasal partilerin hayranlarına günümüzde rastlamak da zor değildir. PKK ve onun muhtelif isimlerdeki uzantıları bu özellikleri en kaba, en ilkel biçimde taşıyan örgütlenmelerdir.
Türkiye’de PKK terör yapılanmasının durumunu bu düzlemde anlamak gerekir. Onlar da çoğu kere barıştan, demokrasiden söz ederek işe başlarlar. Elbette ki cehaletin yaygın olduğu, kurnazlığın prim yaptığı bir ortamda bunlar yadırganmayabilir, fakat demokrasi düşmanı bu totaliter zihniyetin, baskıcı ve otoriter davranış biçiminin elindeki ‘şiddet araçları ve takip ettikleri yöntem’ onları herhangi bir durumda ele vermeye yetecektir.
“Türkiye’de terör örgütünün silahlı mücadele stratejisini benimsemesi, şiddeti bir yöntem olarak, hem devlete hem de topluma karşı kullanmakta tereddütsüz davranması, zaman içinde taktiksel olarak başvurdukları bazı adımları atmaları bir şeyi değiştirmeye yetmez, değiştiremez. Nitekim özellikle 7 Haziran seçimlerinden önce bu çizgide siyaset yapanların ‘Türkiyelileşme’ diye takdim ettikleri proje, seçimden hemen sonra, 7 Haziranın sonuçları ve Suriye konjonktüründeki değişmenin fırsat olarak görülmesiyle açıkça ‘Türkiye’ye karşı bir savaşa’ dönüştürülmüştür.”
YOLUN SONU GÖRÜNDÜ
Son olarak toplanan o basmakalıp kongrede KCK sözleşmesini bir kere daha açıklayan ve buna uyulması talebinde bulunan örgütün bütün unsurları ‘paralel bir devlet yapılanması’ istediklerini açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. Esasen bunların hiçbirinde yeni bir şey yoktur. Örgüt başından bu tarafa hep ayni yerdedir. Türkiye’nin bir bölgesinin yönetiminin kendisine bırakılmasını talep etmektedir.