Hicreti Düşünmek ve Yaşamak
Hicret, Dinin, tamamen yok edilme noktasına gelen tehdit ve tehlikelerden kurtarılarak yaşatılmasına müsait vasatın aranmasıdır. Yüce dinimizin rahmet yüklü tebliğini bütün insanlığa ulaştırmak için çıkılan kutlu yolculuğun adıdır.
Hicret, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, fedakârlığın, diğergamlığın, dostluk ve kardeşliğin tesisidir. Din kardeşine kucak açarak onunla evini, işini, malını mülkünü, yiyeceğini ve varlığını paylaşmanın; kardeşini himaye etme ve sahiplenmenin adıdır.
Din, kendisine gaye olarak, vazettiği kaidelerin fiilen yaşanmasını tesbit etmiştir. Bulunulan yerin şartları, bu gayenin tahakkukuna imkan vermeyecek duruma geldi ise, oradan hicret etmek şarttır, dinen vecibedir, vazifedir. Bu duruma düşen kimseleri, hicret etmediği takdirde Kur’ân-ı Kerîm mâzur addetmiyor ve kesinlikle sorumlu tutuyor. Bunlar, dinlerini yaşayabilecekleri uygun bir yer aramakla mükelleftirler. (Kur’an-ı Kerim’deki hicretle ilgili âyetlere bakabilirsiniz.)
Müslümanlar için bir dönüm noktası olan hicret, tarihte yeni bir sayfa açmıştır. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin gerçekleştiği gün, Hz. Ali’nin teklifiyle hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır. O günden itibaren de İslam âleminde 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul görmüştür.
Hicret, bir yönüyle imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere göç etmektir. Hicret, Peygamberî harekettir. Çünkü hicret bir anlamda miraç gibi Peygamberlerin ortak kaderiydi. Hicret, mücadele azmini hasret ve gurbetle bilemekti. Hicret, Allah’a güvenmekti. Allah’a yönelmekti. Başarı için baskıyı terk etmekti. Hicret, gayeye hizmetti. Dâvâya hız vermekti. Hizmette etkili bir icraattı.
Hicret’i düşünürken olayların arkasındaki fikri ve mesajı iyi anlamak ‘hicret medeniyeti’nin çocukları olduğumuzu unutmamak icab eder. Hicretin her konuşulup yazıldığı yerde, Peygamber Efendimizin hayat tarzını bir bütün olarak anlamadan, Kur’ân’ı da İslâm’ı da dünyayı da dünyanın meselelerini de anlayamaz, kavrayamaz ve anlamlandıramayız.
Asırlar öncesinden, hicretin en can alıcı noktasında, Sevr mağarasından bütün insanlığa bir teselli mesajı yükseldi: “La Tahzen! İnnALLAHe meana!” Üzülme, Allah bizimle beraberdir. Pekiyi, sadece Hz. Ebu Bekir’e miydi bu teselli? Sadece müşriklerin şerrinden sığınmaya mıydı? Zaman ve mekân üstü bir Dinin bugüne de tebliği vardı o da maddi-manevi tedbirlerden sonra; teslimiyet, emniyet ve tevekkül içinde “Üzülme/Tasalanma! Allah bizimle beraber” diyebilmekti. Bütün peygamberler, hicreti öğretmek için gönderildiler. Âdemoğlu’nu temsil eden Hz. Âdem ilk muhacirdi. Şeytan günahında ısrar ile İblis olurken, Hz. Adem günahına pişman olarak kendisine iradesini kullanacağı dünyaya gönderildi. Dünya Ademoğlunun tevbesine karşılık bir ödül olarak verildi. Hicretin mükâfatı! Hz. Nuh, hicretin gemisini, karada yapmayı öğretti. Tufan isyan edenler için bir felaket, iman edenler için bir hicret oldu. Hz. Musa, prenslikten çobanlığa, saraydan ağıla, imkândan mahrumiyete hicreti öğretti. Hz. Davud, iktidarın ‘hicretin atı’ olduğunu, Hz. Süleyman, güç ve servetin hicretin emrinde olduğunu öğretti. Hz. Zekeriyya ve Yahya, şahadetin de bir hicret olduğunu öğrettiler. Hz. İsa, insanlığı nefret ve zulümden sevgi ve merhamete hicrete çağırdı. Ve Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz, hicretin medeniyet ve ‘devlete giden yol’ olduğunu öğretti. Hz. İbrahim ve yanındaki müminler sadece inanç ve hayat tarzıyla değil, inanç ve hayat tarzları tehdit edildiği, gereği gibi olmaları engellendiği için coğrafi olarak da yanlışlardan ve yanlışın adamlarından uzaklaşarak başka bir yere hicret etmişlerdir. Ayrıca Hz. Yusuf’un, Ashab-ı Kehf’in Hicretleri de öğrenilmelidir. Hicreti düşünelim ve mesajlarını bugüne taşıyıp amel edelim. Günümüz Müslümanları, yaşadıkları zamanlarına uygun müesseselerini kuramamaları ve organize olamamaları sebebiyle çağa ve çağın insanına İslam’ın mesajını verememişlerdir. Her şeylerini bırakıp Allah için yola çıkan Muhacirîni, onlara yer-yurt açan, her şeylerini paylaşan Ensarı, gösterdikleri teslimiyeti, yaptıkları cefakâr ve fedakârlıkları, verdikleri mücadeleleri, tebliğ ve irşatlarındaki usul ve üslûplarını dikkat ve itina ile inceleyip dersler çıkarmamız gerekir. Muhacirin her âyeti kendilerini inşâ eden düstur olarak görüyorlardı. Sancıları vardı, dertleri vardı. Mü’minler, Mekke döneminde, iman ve hayat tarzlarıyla, yaşadıkları ortamlarla şirkten, müşriklerden ve şirkin belirlediği hayat tarzlarından ayrılıp, hicret etmişlerdi. İnanç ve hayat tarzıyla hicretlerinin tehlikeye girdiği, zorla, zorbalıkla ayrılıkları yok edilmeye ve tekrar şirke, şirkin belirlediği hayat tarzına dönmeye çağrıldıkları ve zorluklar tahammül güçlerinin aşma noktasına yaklaştığı zaman hicretin bir başka aşamasını da gerçekleştirip Medine’ye göç ettiler. Bunlar da gösteriyordu ki, inanç ve hayat tarzında hicret etmeden fiziksel hicret olmaz. Hicret; Cami merkezli bir hayattır. Hicret; Ev merkezli bir hayat. Evin merkezinde namaz. İbadet eksenli bir hayat. Eğitim merkezli bir ev. Modernizmin evsizliğine mukabil, İslam ev merkezli bir hayatı teklif ediyor insanlığa. Bu da evsizlikten eve hicreti gerektiriyor. Sokaktan, başıboşluktan eve hicret. Sokak çocuğu, sokak kadını olmaktan kadını ve çocuğu kurtarır hicret. İnsanın insanlığından edildiği toplum; kendine/ özüne/fıtratına dönüşünün hicretini bekliyor. Toplum sürgünde âdeta. Bu, farkında olmadan düştüğümüz veya düşürüldüğümüz bir sürgün. Öyle bir sürgün ki kendi kendimizin uzağına düşürülen bir sürgün! Bizi bu sürgünden kurtaracak bir “hicret seferberliği” başlatmalıyız. Önce, Kur’an’ın “Aranızda hayra çağıran, iyi doğru ve güzeli emredip kötü, yanlış ve çirkinden sakındıran bir topluluk bulunsun” dediği o topluluk kendine hicret etmeli. Günahtan-sevaba, kötülükten iyiliğe, alçaktan yüceye, değersizden değerliye, evden sılaya, dünyadan ukbaya hicret. Kutsala hicret! Hicret, bir hayat tarzıdır. Dünya durduğu müddetçe hak ile batıl, adalet ile zulüm, hayır ile şer, iyilik ile kötülük mücadelesinin devam edeceği bilinciyle yaşamaktır. Hicret, her durumda zulmün ve zalimin karşısında hak ve hakikatin tarafında yer almaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle Hicret karnemizi kontrol edip 1442 yılına girerken 1441’in muhasebesi yapıp yeni bir ruh, yeni bir heyecan, samimiyet gayret ve sâlih amel işleme cehdi içinde hayatı ibadet, ibadeti hayat olan hicretlerde buluşuruz İnşaallah…
Yeniakit