Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Hicret ufkundan meselelerimize bakış

GİRİŞ 11.08.2021 GÜNCELLEME 11.08.2021 YAZARLAR

İmtihan dünyasında yaşadığımız için ‘imtihan içinde imtihan’ diyebileceğimiz olaylarla iç içeyiz. Varlığın, darlığın, yokluğun, bolluğun sonucundaki sorumluluk ve yükümlülüğün sınavı. Verilen emanetin; hicret şuurunun gerçekleşmesinde kullanılması. İnsanlık/kulluk, medeniyet/ümmet bilincinin oluşturulması gereken hicret günleriyle beraberiz. Yeter ki basitleştirmeyip bir Dâvânın temellerinin atıldığı günlerde olduğumuzu unutmayalım.  

‘Hicret’ de çok yönlü incelenip kafa yorulması gereken İslam tarihinde ayrı bir yeri olan, medeniyetimizin takviminin başlangıcıdır. Hicret; yüce dinimizin rahmet yüklü tebliğini bütün insanlığa ulaştırmak için çıkılan kutlu yolculuğun adıdır. Hicret, bir hayat tarzıdır.

Peygamberimizin hayat tarzını bir bütün olarak anlamadan, Kur’ân’ı da, İslâm’ı da, dünyayı da, dünyanın problemlerini de anlayamaz, kavrayamaz ve anlamlandıramayız. 

Kendi tarih şuurumuzu kaybettiğimizden hicreti, Mekke’den Medine’ye göç edilen bir gün olarak görüyoruz. Hicretin fizik ve metafizik manasını, mü’min hayatındaki önemini farklı boyutlarıyla ele alamadık, insanımıza anlatamadık. Medine’de Hz. Ömer’in halifeliği döneminde onun emriyle devletin şûra heyeti toplanmış Müslümanların takvim başlangıcı meselesini istişare etmişti. Toplananlar arasından Hz. Ali’nin teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Resûlullahın hicreti; İslâm tarihinin başlangıcı ve Muharrem de bu yılın ilk ayı olarak kararlaştırıldı. 

Bugün yaşadığımız krizlerle de alakası olması sebebiyle İslâm tarihinde çok önemli olaylar arasından neden Peygamberimiz ve ashabının Mekke’den Medine’ye hicret etmesi Müslüman takviminin başlangıcı olarak seçildi? Meselâ Peygamberimizin doğum günü, ilk vahyin indiği Kadir Gecesi, Mekke’nin Fethi gibi Müslümanların tarihinde son derece önemli günlerden birisi de başlangıç tarihi olarak seçilebilirdi. Bunlar arasından neden hicret seçildi sorusu bugün yaşadığımız krizler itibariyle de önemli ve yol göstericidir. Peygamberimizin hicreti, sadece bir maişet, bir göç ve bir sığınma meselesi değildi. Bir medeniyet inşa etme arayışının sonucuydu. Resulüllahın Mekke’de öğrettiklerini bir şehir hayatında ikame etme, teoriden aksiyona geçme iradesinin neticesiydi. 

Hicret; bütün insanlık için tarihî bir dönüm noktasıdır. İslâm şehirlerine model olacak, siyasi, mimari, iktisadi, vs. hayatın kurucu ilkelerini hayata geçirecekti. Yesrip gibi küçük bir şehir insanlara kurtuluşun yolunu gösteren Medinetü’l Münevvere olacaktı. Medine’den beslenen Bağdat gibi şehirler, fetihten sonra Müslümanların dokunuşuyla yeniden inşa edilen Kudüs, Delhi, İstanbul gibi şehirler Medine modelinin derin izlerini taşırlar. Osmanlı’daki Millet Sistemi’nin temeli de Peygamberimizin Medine’de Yahudiler ve gayrimüslim Araplarla yaptığı Medine Sözleşmesi’ne dayanır. Medine’ye hicret eden Resûlullahın ilk işlerinden birisi mescid inşa etmekti. Şehir mescid eksenli kurulmuştur. Daha sonra kurulan bütün Müslüman şehirlerin merkezinde de mescid olmuştur. Bu yüzden Müslüman toplum hayatı cami merkezli olmuştur, olmalıdır. Medine’de pazar Yahudilerin hâkimiyeti altında faizle çalışırdı. Öncelikli yapılan işlerden birisi de faizin yasaklandığı Müslümanlara mahsus bir pazar yerinin kurulması olmuştu. Eğitimden kültürel hayata, siyasi yapılanmadan iktisadî hayata kadar dünyayı aydınlatan bir nebevî modeldir Medine. Medine hicretin inşa ettiği medeniyetimizin kurucu özne şehridir. 

Hicret; bütün yönleriyle ele alınmalı, zihin-zemin-zaman kavramlarımız İslâmî olmalı, Medine’den beslenmelidir. Yesrib’i Medine yapan idrak, anlayış, bakış, ufuk, bugünkü ‘Batılılaşma ve Batı uygarlığı’ hastalığından kurtulmalı/kurtarılmalıdır. Müslümanlar kavramlarına yabancılaştıkça kavramların taşıdığı mana dünyasına da yabancılaşmaktadırlar. Hicret, sadece İslâm takviminin başlangıcı değildir. Hicret, esas itibariyle, Müslümanca duruş, bakış, duyuş, düşünüş ve yaşayış yolculuğudur. Hicret, Müslümanı her dem diri tutan, yenileyen hayat ve ruh ikliminin şifrelerini sunan bir yol haritasıdır. Mekke’den Medine’ye gerçekleştirilen sarsılmaz bir direniş, diriliş ve varoluş yolculuğudur. İnsanı melekleştirmiş, şirkten, zulümden, küfürden, hakikatin üstünü örten perdelerden kurtarmıştır. Sonucunda tevhidle, hakikatle, nurla buluşturmuş, Mekke’de içe doğru bir hicret yaşanmıştır. İnsanın iç dünyası imar edildi. Putlar birer birer yıkıldı. İç dünyanın Lât, Menat ve Uzza’larıyla savaşıldı. İnsanın nefsiyle hesaplaşma süreci başladı. 

Bugün ‘özgürlük’ diye bağıranların da; nefsinin, hevâ ve hevesinin, şöhretinin, makam ve mevki tutkularının, dünyevileşme hastalıklarının kulluklarından (putlarından) kurtulma günleridir. ‘Demokrasi, demokrasi’ diye bağıranların hicretteki Medine toplumunu (müşrik-mümin Araplar, Yahudiler, münafıklar, Hıristiyanlar, vs.) Peygamberimizin kurduğu İslâm Devletiyle nasıl huzur ve sükûn içinde yaşadıklarını, Medine’ye hicret etmiş Müslümanların can güvenliğinin nasıl temin edildiğini incelemeli, ön yargılardan kurtulmalı. İslâm Devleti olarak bilinen Batı uşaklarını örnek gösterme yanlışlarından vazgeçilmeli. Müslüman, gayri Müslim insanların can güvenliğinin nasıl sağlandığını, Hz. Peygamber’in kurduğu İslâm Devleti’nin 52 maddelik anayasasını yazdırarak (dikte ederek) devlet reisi olması bilinmeden aydınımıza ne hukuk, ne uluslararası ilişkiler hiçbir hususta bir şey kabul ettiremezsiniz. Cehalet döneminin şimdiki uygulayıcılarına. Mankurtlaşan kafalardan olumlu bakış ve düşünce doğmaz. Vahyin ışığında, Peygamberimizin rehberliğindeki hayat nizamı tesisinden habersiz olunamaz. Tabii üniversitenin ilgili bölümlerinde de mutlaka siyer okutulmalıdır. Pozitivist bir eğitimden de kurtulmalıdır. Yeni millî eğitim bakanı da ‘millî’ kelimesini unutmamalı, geçmiş bakanların hatalarını devam ettirmemelidir.

YENİAKİT

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL