Çamlıca ve Taksim Camilerini ziyaret
İstanbul dışından misafirlerim vardı. Bir gün kalacakları için ‘iki cami ve muhiti gezdireyim sohbet ederiz’ diye düşündüm. Gezdik. Nasıl mı? Çok duygulu, biraz hüzünlü, sürurlu (sevinç, memnuniyet) biraz da dalgın, geçmişi hatırlayıp şimdikilerin hallerini düşünerek…
‘Sürur içinde dahi bir melal (hüzün) hissederim’ denildiği gibi.
Liseyi Beyoğlu’nun göbeğinde İstiklâl Caddesinin yanında Taksim’e çıkarken meşhur kilisenin arkasında, azınlık okullarının arasında bir liseydi. 1972’li yıllar. Makarios’un Kıbrıs’ta hiç korkmadan, çekinmeden, sakınmadan yaptığı katliam ve zulüm günleri.
Biz liseli gençlerden bir kısmı olarak Sıraselviler’de kilisenin tam karşısındaki askerlik şubesine gidip (kuyruk oluşturacak kadar vardık.) Kıbrıs’a gitme müracaatı için uğraşıyorduk. O günkü gazetelerde çekilen fotoğraflara bakınca “Makarios’tan, Yunan Gavuru”ndan intikam duygularımızı hatırlarım.
Diğer taraftan İstiklâl Caddesindeki Ağa Camiinden Şişli Camiine kadar cami yoktu. İnsanımız Fransız konsolosluğuna çıkan ara sokakta kalan mescidde ve sokakta Cuma namazı kılıyordu. Hep hasret çeker, ‘Hilal Haç’ kavgasını bildiğimiz için hep Taksim’e camii hayal ve hasretiyle yaşardık. Hele Rum, Ermeni, vb. öğrencilerin istavrozunu çıkarıp, duasını edip okula gitmeleri yok mu? Bizi yaralar, hep dua ederdik Taksim’e bir camii yapılması için.
Taksim’e Karaköy’deki (şehit Abdülaziz Han’ın yaptırdığı, 1875’de Abdülhamid Han dönemiyle hizmete giren) Tünele binip İstiklal caddesine gelince iki, üç dakikalık Tünel yolculuğumuzda Abdülhamid Han Hazretlerini konuşmayı da unutmadık. Yalanlar, iftiralar, Batı’nın (İngiliz ve Siyonizm) emrinde yazılmış/yazdırılmış tarih dersinde öğretmenle tartışmamı, hep sol yazarları okutan ve öğrenceleri halk evlerine götüren edebiyat öğretmenimi, vb. hatırlamadan, konuşmadan, dertleşmeden edemedim.
Yazıya sığmayacak hatıraları düşünerek camiye girişimi, secdeye kapanışımı, müezzinin ve imamın güzel Kur’anımızı güzel okuyuşlarını dinlerken ki haleti ruhîyemizin ifadesi çok zor.
Bu arada Taksim’e camiye karşı çıkan, merhum Erbakan Hoca’mızın talebinin parti kapatma, laikliğe karşı görülme meselelerini de düşündüğünüzde şimdi de nasıl yaşadığınızı düşünmeden edemiyorsunuz. Bu imkanı sağlamanın mücadelesini veren, Allah’ın lütfu keremiyle namazımızı kıldık. Recep Tayyip Erdoğan’a ve bu hizmetlerde katkısı bulunanlara, yük olmayıp yük alanlara dualar ettik. Sonra Çamlıca’ya geldik.
Bu muhteşem eserleri görünce; ‘Tayyip Düşmanlığı’nı ortak payda haline getirerek, dinsizlerle, bölücülerle, vatan millet düşmanlarıyla birlikte hareket ederek karşı çıkanların, caminin yapılışını tenkit edenlerin (millet ittifakı adı altındaki şer birlikteliği) hakikaten insanın sabrını taşırmaması mümkün değil.
O kadar her şey düşünülerek yapılmış ki yürüyen merdiveninden, asansörüne, park probleminin olmayışından, estetik-kalite malzemesine, hizmet veren insanların zarafeti, kibarlığı görgüsüne varıncaya kadar. İmam ve müezzinimiz Taksim Camiindekine benzeyen sesleriyle, okumalarıyla, namazdan sonra okudukları ayetlerden sohbetleriyle…
5 T diyorum. Tebrik, teşekkür, takdir, teşvik, taltif. Bazılarını sarılıp kucaklayarak 5 T’yi fiilen yaşadık. Oradan Çamlıca Belediye Tesisleri’nde ikram faslına geçtiğimizde (henüz oraya içki gelmemiş) hemen yemeğimizi yedik, hem o tepeden İstanbul’u gördük. Çamlıca Camiinin konumuna tekrar baktık. İftihar ettik. Bu sevincimiz; ‘ikaz görevimiz’i yapmaya mani, ne de takdir ve tebriklerimize. İster istemez tesislere içki konulmasını (ispatlı, görüntüleri sosyal medyada var. Belediye Başkanının seçim öncesi Eyüp Sultan Camiinde Kur’an-ı Kerim okumasıyla içki konan dolapların resmi yan yana konulmuş. Âdeta insanlar ibret alsınlar diye.) hazmedemiyorum. Bu İBB başkanının seçilmesinde payı olanlar ‘nasıl hesap verecekler’ini hiç düşündüler mi? Oy veren cemaatler, vakıf dernek mensupları (gönüllü kuruluşlardan bazıları. İradesini uşaklık yaptıklarının emrine verenler) siyasiler. Başta Erbakan mirasyedisi utanmadan ‘bilge siyasetçi’ geçinip dindarlardan oy alıp seçilmesine katkıda bulunanlara ‘yazıklar olsun!’ diyorum. Vicdanları, hissiyatları, duygu ve düşünce tarafları kalmışsa onları insanlığa davet ediyorum. Partici değilim. Siyasi yazı yazarken de hak ve hakikatten ayrılmam. Ölçümün “Allah ve Resulü” olduğunu unutmam. Sıralamamı da hep söylerim: Kur’an-ı Kerim (Vahiy) sonra Sünneti seniyye ve hadis-i şerif’ler daha sonra sahabeyi kiram. Sonra Allah dostları, mürşidler, Peygamberimizin vârisleri. Hep doğrunun yanında, yanlışın karşısında olmaya ‘emri bil maruf nehyi anil münkeri de yapmaya çalışan bir kardeşiniz olarak sadece şu iki cami ziyareti bizim mutlaka ‘nefs muhasebesi’ yapmamız gerektiğinin önemini ve üç önemli maddeyi de hatırlattı.
1)Allah’a kulluk (Peygamberimizin önce kul, sonra resul oluşu.) 2)İmtihan Dünyası’nda olduğumuz. (Bakara sûresi 2. Ayete bakılabilir.) 3) Üsveyi Hasene (örnek olmamız)
Ümmeten vasaten (orta ümmet, ifrat ve tefritten uzak) (33 Ahzâb 21) Meali:
“Andolsun sizin sıkıntılarınızın, problemlerinizin en güzel çözümü, çaresi, kurtuluşunuzun şifalı reçetesi, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur Allah’ın tek yetkili Rasulünde, onun yiğitliklerle, fedakârlıklarla, sabırla mücadelelerle dolu örnek hayatındadır. Allah’ın rızasını, âhiret hayatındaki mutluluğu umanlar, Allah’ı çok zikredenler, devamlı Allah’ın dininin tebliği ile uğraşanlar için onda örnekler vardır.” Sırada Ayasofya var. Açılışıyla; zincirleri kırılan Fatih Sultan Mehmet’in bedduasından kurtulma vesilesi olan, secdede Rabbiyle buluşturulan, 1453’ten 1934’e kadar cami olarak kullanılan, 86 yıl müze olarak kalan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi.
YENİ AKİT GAZETESİ
-
Fatih 4 yıl önce Şikayet EtGüzel insan, Yaşar hocamıza, bu güzel yazıdan dolayı teşekkürler.Beğen Toplam 5 beğeni