Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Din Binası Bilinmeden Olmaz

GİRİŞ 09.01.2022 GÜNCELLEME 09.01.2022 YAZARLAR

Sahabenin âlimlerinden “Tercümanu’l Kur’an” İbn Abbas’a göre Kur’an-ı Kerim’de dört kısım ayet vardır: itikad, ibadet, ahlak, muamelat. Aslında bu dörtlü tasnif din binasının katlarını ifade eder. Bu dört unsurdan birincisi itikattır. İtikat zemini olmadan din binası çöker. İman esastır. Ahlak, amel ve hukuk iman kaidesi üzerine bina edilince ruh ve anlam kazanır. İman da dört süreçte tamamlanır:

 Marifet, tasdik, ikrar, amel. Marifet Hakk’ı akılla bilmektir. Aklın elde ettiği bu doğal ve doğru bilgiyi kalbin onaylamasına tasdik denir. Kalbin onayladığı bir bilgi imana dönüşmüş sahibi de mümin olmuştur. Ancak iş bununla tamamlanmamıştır. O kişinin Müslim sayılması için kalben tasdik ettiğini bir kimlik olarak ilan etmesi gerekir. Bu bir aidiyet imzasıdır. Sözleşmenin uygulamaya konulması gerekir ki, bu da ameldir. Âlimlerden bazıları; imanı bir ağaca benzetirler ve derler ki: 

“Kökü marifet, gövdesi tasdik, dalları ikrar, meyvesi ameldir”. İmanın esası tevhid, tezahürü adalettir. Tevhid sadece soyut bir inanç değil, bütün bir varlığı algılayış biçimi, bir hayat tasavvurudur. Zıddı şirktir. Şirk, imanın koordinatlarının herhangi bir biçimde bozulmasıdır. Şirk, tevhidin zıddıdır. Allah’tan bağımsız ve bağlantısız bir alan tasavvuruna dayanır. Hayatın dışına çıkarılan bir din anlayışı adı konulmasa bile şirktir. 

İkinci unsur ahlaktır. Ahlak, dinin emir ve yasaklarının amacıdır. Bu sebeple olsa gerek 23 yıllık nübüvvet sürecinin ilk yıllarında nazil olan ayetleri konu tasnifine tabi tutacak olursak, bu ayetlerde itikattan sonra ahlakın geldiğini görürüz. İlk yılda nazil olan Kalem suresinin ayetlerinden biri de, adeta peygamberlik görevinin niçin Peygamber efendimize verildiği sorusuna cevap sadedinde gelen “Çünkü sen muhteşem bir ahlak üzeresin” ayetidir. Ahlak, ibadetin değil imanın cilasıdır. İman yürekte yeşeren bir gülse, ahlak bu gülün sahibine sinen kokusudur. Bilhassa şimdi Müslümanların kötü örnekliği yüzünden insanımız İslâm’la buluşamıyor. Üsveyi hasene (güzel örnek) olarak gönderilen Peygamberimizin izini süren ahlaklı bir ümmet olsak etkilenen değil, etkileyen insanlar oluruz. 

Üçüncü unsur ibadettir. İbadet kulluğun gereğidir, imanın ispatıdır. Başta iyiliği emir, kötülükten sakındırma olmak üzere, cihad, oruç, tefekkür, zekat gibi ibadetler Allah’a kurbiyyet (yakınlık) için muhteşem bir imkandır. Niyeti, gayesi ve usulü meşru her eylem ibadet cümlesindendir. Kur’an’dan yola çıkarak bir insanın ömrünün tamamını ibadete dönüştürebileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Buna ibadeti hayat, hayatı ibadet kılmak da diyebiliriz. 

Dördüncü unsur muamelat. Muamelat, insanlar arası ilişkilerimizi düzenleyen ilahi yasalar demektir. İnsanın mutluluğu için gönderilen ilahi vahyin, insanın sosyal ilişkilerini ihmal etmesi beklenemezdi. Sosyal bir varlık olan insanın eşiyle, yakınlarıyla, toplumla, çevreyle, doğayla ilişkilerini düzenleyen muamelata dair hükümlerin temeli de, İslam’ın sosyal alandaki merkezi kavramı olan adalettir. Biz ise bu binanın katlarını tarumar ettik. Hatta binayı tahrip ettik. Bu Kur’anî sıralamanın tahrip edildiğini görüyoruz. İbadeti ahlakın yerine ikame ettiğinizde, ortaya bir tür ahlaksız âbid çıkıyor. Dini siyasileştirenler ise din binasının ikinci katı olan ahlak katına muamelatın sadece siyasetle ilgili kısmını yerleştiriyorlar. Ahlaka ise din binasında ya hiç yer vermiyorlar ya da çekme kat kabilinden lütfen yer veriyorlar. Bu tahrif, hayatımızın bütün alanlarına yansıyor. 

Peygambersiz bir Kur’an, hayatsız bir Kur’an’dır. Kur’an, bir bilgi değil bir hayat kaynağıdır. Yaşamak için okunmalıdır. Kur’an ilahi bir inşa projesidir. O muhatabı olan insanı inşa eder, insan da hayatı inşa eder. Çünkü insanın yaratılış gayesi, amacına uygun bir hayatı inşa etmektir. Amacı da arzu ve istekler değil, ‘ne için yaratıldığımız’ın Kur’an-ı Kerim’deki cevabıdır. 

Dinimizi bölmeden, parçalamadan yekpare (bütüncül) baktığımızda dindarlık ve ahlaklılığın gevşediği, eğitim çevresinin bozulduğu zamanlarda dindar olmak hem daha değerli oluyor, hem de –müsait zamanlara göre- ibadetlerin, dindarca davranışların azı, çoğun yerini tutuyor. 

İnsaflı ve bilge eğitimciler, “beş vakit namazı kılmayan ama Cuma namazına gelen” müminleri, “beş vakti kılmadıktan sonra Cuma’ya niçin geliyorsunuz!” diye azarlamazlar, aksine “Cuma’yı kılmanız ne güzel, Allah kabul etsin, inşaallah beş vakti de kılarsınız” derler. Başını örten, sakal bırakan, hacca ve umreye gidip gelen ama öte yandan dine, ahlaka, edebe aykırı bazı davranışlarda bulunan müminlere “o ibadetleri ve vazifeleri de yapma” demezler, “onları yapman ne güzel, ama bu kötü davranışlar onların yanına yakışmıyor, inşallah bunları da bırakırsın” derler. Samimiyet ve samimi ikaz daha etkileyicidir. 

İnsanın Allah’a karşı sorumluluğunun gereği olan ve bütün hayatı kapsaması gereken ibadetin, Kur’an’da emredilen bazı özel davranışlarla sınırlandırılmış olmasıdır. Elbette ki namaz, oruç, kurban, zekat, hac birer ibadettir. Her Müslüman bilir ki, bunlar Alemlerin Rabbi Allah’a karşı borçluluğun, minnettarlığın gereğidir; fakat tamamı değil, sadece bir kısmıdır. Çünkü namazı, orucu, kurbanı, zekatı, haccı emreden Kur’an, güzel ahlaklı olmayı, mücrimlere boyun eğmemeyi, kötülerden ve kötülüklerden uzak durmayı, yoksulun ihtiyacını karşılamayı, hakkı tavsiye etmeyi, insanları kötülükler konusunda uyarmayı ihmal etmeyelim.

Her şeyin fiyatını bilenlerden değil, her şeyin değerini bilenlerden olalım. İnandığın değerlerin, kendi hayatımızda temsil edilebilir karşılıkları olsun. Yoksa yaşadıklarını inanç edinme tehlikesi ile karşı karşıya kalırız. Midesi aktif, beyni pasif, hisleri galeyanda olan günübirlikçi sıradanlardan olmayalım. İnsanların bazısı yaşamadan ölür, bazısı ise öldükten sonra yaşamaya devam eder. Bizler de kısa hayat serüveninde kalıcı bir eser bırakarak ölümsüzleşmeye bakalım.

Yeni Akit

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL