Vahşetin adı: Batı Uygarlığı
Berat Kandili ve 18 Mart Çanakkale Zaferi arifesinde Ukrayna halkının panik ve korku içinde olduğu, uğradığı Rus zulmünü yaşadığı günlerdeyiz. Batılıların dünyanın kanını emdikleri, dünyayı cehenneme çevirdikleri, bütün kültürleri, uygarlık adına, özgürlük adına, laiklik adına yağmaladıkları, tarihten sildikleri bir zaman dilimindeyiz. Bütün olaylara Mümin kimliğimizle bakıp değerlendirmeliyiz. İnsanın yok oluş felaketine sürüklenmesiyle iç içeyiz. Zihin işgalinden, sosyal medya, internet ağlarından bağlarından kurtularak gündemin peşinde gitmeden fikrî istikametimizle tahlil yapmalıyız.
Batı’nın cins adamlarının ‘Avrupa uygarlığı, ölüler evini andırıyor. İnsanlığı yok edecek silahlar geliştirmek, uygarlık değil barbarlık! İnsanı yaptıklarının kölesi yapmak da uygarlık olmaz.’ Bu ve benzeri sözleri söyledikleri halde hâlâ Batı uygarlığı ezberletiliyor eğitim sistemimizde. Biz; gittikleri her yeri sömüren, yaşatmayan bütün imkanlarını kullanan vahşete ‘Batı Uygarlığı’ demeyi bırakalım artık. Vahşete ‘uygarlık’ demeyelim.
Rusya’nın yeni Çar’ı Putin’in talimatıyla Ukrayna’yı işgalinin durdurulması gayretini gösteren Devletimize sahip çıkalım. NATO, ABD ve Avrupa Rus işgali konusunda dişe dokunur bir şey yapamıyor. Kuru nutuktan başka. Bu hengâmede samimi olarak barış ve huzuru isteyen, üstün gayretler göstererek ‘örnek devlet’ olan Türkiye.
Batılılar da Ruslar da bizim Osmanlı’nın devamı olduğumuzu ve herkese hayat hakkı tanıyan aşılamamış en güçlü medeniyeti yaşatan Osmanlı ruhunu canlandıracak, İslâm medeniyetini yenileyecek yalnız Türkiye’nin olacağını çok iyi biliyorlar. Türkiye’nin hem tarih yapması hem de varlığını sürdürebilmesi, Batı uygarlığı ile değil İslâm Medeniyetine (özümüze) dönmemizle mümkün. Zulmün devletleri; Türkiye’nin Türkiye’den ibaret olmadığını görüyor. Çin’le, Rusya’yla, İngiltere’yle, İran’la ve tabii ABD ve AB ülkeleriyle kurduğu ilişkilerde yakın tarihimizde ilk defa Türkiye’nin büyük devlet olduğu bir dış politika stratejisi geliştirdi. İnsanlığın umudu, güveni biziz. Zulmü önleyerek zalimin karşısında olan, mazlumun (dili, dini ne olursa olsun) yanında ona sahip çıkan da biziz. Türkiye!
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali öncesinde ve sırasında konuşulan en önemli konu: ‘bu savaş, Amerika’yı ve Çin’i de içine alarak dünyayı Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğine sürükler mi?’ Üçüncü Dünya Savaşı, Soğuk Savaş’ın bitirilmesi üzerine dönemin NATO Genel Sekreteri “küresel sistemin önündeki en büyük tehdit İslâm’dır” açıklaması üzerine İslâm’a karşı başlatıldı. Türkiye, ülkemizdeki bütün darbeleri tezgâhlayan, terör örgütlerini açıkça destekleyen ve bağrına basan Batı’nın düşmanıdır. Putin’in Ukrayna’yı işgal gerekçesinde “Karadeniz kıyılarını, Kırım’ı ve diğer şehirleri Türklerden biz koruduk” diyerek açıkça dillendirdiği üzere, Türkiye, Rusya’nın tarihî düşmanıdır. Doğu Türkistan’daki Uygur Müslümanlara kan kusturan Çin, Türkiye’nin geçmiş ve gelecek düşmanıdır. Türkiye’nin Akdeniz’den, Karadeniz’den de kuşatılabileceğini, Rusya’nın Ukrayna saldırısının uzun vadede hedeflerinden birinin Türkiye’nin kuşatılması ve durdurulmasıdır. Avrupa’nın, Rusya’nın, Amerika’nın da bizim düşmanımız olduğunu göreceğiz, bileceğiz. Tabi bu emperyalist devletlere uşaklık yapan (İslâm ülkeleri olarak isimlendirilen) İran’ı Suud’u, Suriye ve Mısır’ı Ortadoğu’daki diğer devletler ‘dost devlet’ olmaktan çıkmamalı. Rusların da, ABD’nin de Batı ittifakının da, Çin’in de hedefinde Türkiye’nin önce bölgesel güç, sonra da küresel güç olma ihtimalinin önüne geçilmesi çabası vardır. Bunu iyi bilelim. Onlar bizi düşman olarak görüyorlar ve bütün ilişkilerini ona göre kuruyorlar.
Türkiye; hâlâ İslâm medeniyetinin en güçlü temsilcisi ülkedir. İslâm bu toplumun ruhudur, umududur ve ufkudur. İslâm, bu ülkenin istiklal ve istikbalinin tek sigortası, bu ülkenin çocukları huzur içinde, barış içinde yaşasın diye, senin için, benim için, bizden sonraki nesiller için, bu topraklar uğruna can vermenin, kan vermenin, tek asıl ve vazgeçilmez kaynağıdır. Dün böyleydi bu, yarın da böyle olacak. İslâm, bütün farklı etnik kimlikleri, farklı inançları, farklı kültürleri sulh içinde, herkese kol kanat gererek bir arada yaşatmayı başarmış tek kaynaktır. Bu toplumu birleştirecek en büyük ortak payda İslâm’dır, İslâmî kimliktir. Bu toplumun tarih yapmasını mümkün kılan yegâne kaynak, İslâm’dır.
Biz Osmanlı’nın devamıyız. (“Kökü mâzide olan âtiyiz.”) Osmanlı kadar adaletin, sulhün ve kardeşliğin sembolü olmuş küresel bir medeniyet tecrübesi geliştirilememiştir. Osmanlı’nın üç kıtada, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Arabistan Yarımadası’nda ve kuzey Afrika’da barışın, huzurun, adaletin, hürriyetin ve kardeşliğin tohumlarını ekmesini, bayrağını dikmesini ve dalgalandırmasını sağlayan yegâne kaynak İslâm’dır. Bütün farklı inançları, kültürleri kucaklayan insan yüzlü merhamet, şefkat, rahmet medeniyetinin çocuklarıyız. Ortak değerimiz, ortak paydamız bu! İçinde bulunduğumuz olayları görürken, yaşayarak şahidi olduğumuz katliam, kan ve gözyaşı ile sonuçlanan devlet zulmünün çeşitli isimlerle maskelenirken devletimize, milletimize, vatanımıza sahip çıkmanın önemini idrak edelim. Hangi siyasi görüş, ideoloji içinde olsak da. Dünya bizi bekliyor. Türkiye beklenendir. Türkiye özlenendir.
NATO himayesinde yapılan Bosna Hersek katliamını unutmayanlar da:
“Biz Balkanlar’da iki şey için dua ederiz. Birincisi Allah için. İkincisi Türkiye için. Türkiye’nin düşmemesi, toparlanması ve bizi toparlaması için dua ederiz” diyor.
İmanımızdan aldığımız güç ve tarihimizden aldığımız ilhamla bizler bugün de barışı, huzuru, kardeşliği ve adaleti tesis etmek için mücadele etmekteyiz. Tarihimizi, kültürümüzü, değerlerimizi, bizi biz yapan ve bugünlere getiren zaferlerimizi unutmayalım, unutturmayalım. Batı uygarlığı değil, İslâm Medeniyeti mensubiyetimizi de…
YENİAKİT