Yaşar Taşkın KOÇ
Yaşar Taşkın KOÇ
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Önce yıkıldık, sonra yağmalandık…

GİRİŞ 04.09.2008 GÜNCELLEME 04.09.2008 YAZARLAR

Dünyada, acaba savaş sonrası, meydana gelen yıkım üzerinde gezinip ölü, yaralı, korkmuş, kaçmış insanları soymaktan daha utanç verici kaç eylem daha olabilir ki? Üstelik bu eylem 70 milyon insana karşı yapılmışsa…
 
Bu soruyu soruyorum, çünkü 21 Şubat ekonomik krizi üzerine çok yazıldı çizildi; kaç milyar doların hortumlandığı; ülkenin kaç on milyar doları batırıldığı/çalındığı yazıldı; ama hala o krizin hemen ardından gerçekleştirilen bir başka büyük vurgun hiç konuşulmuyor…
 
***
 
Şubat 2001’de alınan kararlarla dövizin fiyatı yükselmiş; Türk ekonomisi Cumhuriyet tarihinin en büyük darbesini yemiştir. İşsizlik, enflasyon, iflaslar, ağır borçlanmalar, ülke ve millet olarak büyük fakirleşme… Hepsi aynı anda yaşanmaktadır.
 
Dolar aynı yılın sonbaharında 1.650.000 TL’ye kadar yükselir.
Tam bu sırada büyük ve acımasız bir 2. operasyon başlatılır; Türk parasına değer kazandırma operasyonu…
 
2001 Ekim sonlarında başlatılan ve asıl etkilerini 2002 yılı içinde gösteren birinci Türk parasına değer kazandırma operasyonu, temelinde, aşırı fazla değerlenmiş bir kur hareketidir. Bu hareketin ekonomi üzerindeki etkileri çok yaygın ve tahrip edici olur. TL’ye değer kazandırma hareketinin, diğer bir deyişle operasyona katılanların yaptıkları karlardan oluşan yakın ve doğrudan etkinin, yani ekonomiye zararın 15-16 milyar doları bulduğu hesaplanmaktadır.
 
***
 
Peki nedir bu operasyon; kimdir bunu yapanlar?
Bu çapta bir zararı, o ekonomik yıkımın hemen arkasından, kendi çıkarları için acımasızca kurgulayanlar kimlerdir?
Dünkü yazımızda temel aldığımız açıklamaların, konuşmanın sahibi eski Maliye Bakanı Kemal Kurdaş, girişte kullandığımız görüşlerinden sonra, operasyonu net olarak şöyle açıklıyor:
“Tam bu sırada, 2001 Eylül ayından itibaren TÜSİAD ve bazı kuruluşlar yükselen döviz kuruna karşı şiddetli bir kampanya yürütmeye başlarlar.
Kısa bir süre sonra TÜSİAD’ın yanına TOBB da katılır.
İki camia bütün olanaklardan yararlanıp, döviz kurundaki her yükselişi vatandaşa, Türkiye için yeni bir kriz havasıyla sunarlar.
Basındaki sadık yazarlar yükselen kur konusunda her gün alarm verici, okuyucuyu tahrik edici makale üstüne makale döşenmektedirler.
Bundan sonra televizyonların sokaklarda vatandaşlarla teke tek mülakat uygulama aşamasına gelinir; “Türk Lirası’nın değer kaybetmesine ne diyorsunuz?” Bu gibi sorulara vatandaş, “Abi ben bu işe kahroluyorum, Türk Lirası bizim namusumuz, kanımız. Gerekirse onun için feda olsun canımız” havasında cevaplar verir. Televizyonlar da vatandaşların kızgınlıklarını ve TL’ye değer kazandırmak için gerekirse kanını verme kararlılıklarını yansıtan yüzlerini yakından çekip ekrana aksettirirler.
 
Artık halk yeterince tahrik edilmiştir.
 
Sokaklarda topluluklar belirir. TL’nin değerlendirilmesini talep eden yürüyüşler, gösteriler yapılır. O günlerde Türkiye’ye ilk defa gelen yabancıların “Türkiye bir ihtilal arifesinde galiba” düşüncesiyle korkuya kapılmış olmaları çok olasıdır.
TÜSİAD ve TOBB liderleri hükümet erkanını ayrı ayrı görüp TL’yi değerlendirme projelerini onlara izah ederler.
 
Talepleri için onların desteklerini ararlar.
 
Söylediklerine göre, ziyaret ettikleri bütün bakanlar kendilerine hep olumlu cevaplar vermişlerdir. Başbakanla yaptıkları konuşmalarda da kendilerinden destek sözü almışlardır.
Başbakan, sokak gürültüleriyle de olsa, TL’nin yabancı paralar karşısında değer kazanmasını Türk ekonomisini krizden çıkarmak için bir ışık olarak görmektedir, öyle değerlendirmektedir.
 
Gaflet içindedir.
 
Kemal Derviş ortada yoktur. Yapılmak istenen harekete karşı hiçbir direnme göstermemektedir.*
 
Ekonomik politikada görev almış üst düzey bürokratların her hareketinden, TL’ye değer kazandırma operasyonunda TÜSİAD ve TOBB gruplarının yanında yer aldıkları anlaşılmaktadır. IMF de hareketi uygun görmektedir. IMF, ileriki yıllarda döviz kurunun fazla değerlenmiş bir düzeye getirilmesi ya da öyle bir düzeyde tutulması hareketine hiç karşı gelmemiş, prensip olarak destekçisi olmuştur.
 
TL’nin sözde değerini artırma (!) operasyonunun planlayıcıları operasyon için hükümetin desteğini aldıktan sonra 2001 Ekim sonlarında düğmeye basarlar. Hareketin başladığının ilk belirtisi, ‘repocu’ basında çıkan “Dün Londra’dan 500 milyon dolarlık bir fon geldi” haberi olur.
 
Sonra, yapılan düzenleme kendi doğal macerasını izler. Yabancılar ve dışarıda döviz hesapları olan Türkler dövizlerini Türkiye’ye getirip, döviz piyasasında cari kurdan (başlangıçta mesela 1.700.00 TL=1 ABD Doları kurundan) TL’ye çevirirler. Ellerine geçen TL’yi hemen devlet tahvillerine yatırırlar. Yabancılar veya Türk uyruklular eliyle döviz piyasasına arz edilen dövizler pazarda döviz arzını artırdığından, döviz kuru operasyonun başındaki düzeyden aşağı doğru inmeye başlar.
 
Örnek olarak 1.700.000 TL= 1 ABD Doları olana kur giderek 1.500.000 TL, nihai olarak da 1.300.000 TL=1 ABD Doları düzeyine kadar iner.
Sözkonusu yerli ve yabancı spekülatörler kendilerince döviz kurunun en uygun düzeye indiği anda ellerindeki tahvilleri satarlar; yani tahvilden çıkarlar. Ellerine geçen TL hasılatını ve tahvil yatırımından kazanabildikleri faizleri (genelde üç ayda yüzde 14-15 net faiz) düşük kurdaki dövize yatırırlar ve dolar bazında yüzde 54-55’i bulan karlar ederler.
Operasyon, bütünüyle “korkunc bir soygun” değil midir?”
 
Evet, aynen böyle soruyor Kemal Kurdaş;
“Operasyon, bütünüyle “korkunc bir soygun” değil midir?”
 
 
***
 
 Bu oyuna, bizim yukarıda izahatımızı açıklamada örnek alarak verdiğimiz iç ve dış spekülatörler dışında, Türkiye’de elinde dövizi bulunan veya yurt dışında dövizi olan ya da dıştan kredi bulabilen her uyanık şirket, iş adamı, hatta sade vatandaş da katılır. Bankalar da daha ilk gününden itibaren oyunun içinde olurlar.
 
 
Operasyon başlayınca bankalar hemen ellerindeki serbest dövizleri piyasaya sürerler, döviz tevdiat hesaplarında serbest kısımlar varsa onları da pazara kanalize ederler; döviz tevdiat hesaplarının teminat akçelerini aynı maksatla kullanırlar (ki bu, kanuna uygun bir davranış değildir). Yapabilirlerse, dış memleketlerden acele konsorsiyum kredileri organize ederler ve hasılatlarını döviz pazarına aktarırlar. Hatta, bankaların Merkez Bankası’ndan döviz avansları ya da kredileri sağlayıp bunları da döviz pazarlarında operasyonun hedefleri doğrultusunda kullandıklarına, döviz kurunun sürekli aşırı fazla değerlenmiş bir düzeye itildiğine dair ortak işaretler, bilgiler vardır. Bu durumda, operasyonda en cesur davranan kesimlerden birinin bankacılık kesimi olduğunu özellikle kaydetmek haksızlık olmayacaktır.
2001 Haziran’ında çıkarılan özel bir kanunla bir kısım bankaların sermaye artışlarına devletin yardım etmesi öngörülmüştü. Kanun oldukça yoğun eleştiri ve itirazlarla da karşılaşmıştır. Ekim-Kasım 2001’de başlatılan Türk Lirası’nı değerlendirme operasyonlarından büyük bir kısım bankalarımız o kadar kazançlı çıktılar ki, 2002 yılı ortalarına gelindiğinde (operasyonları kapatma ve hesap çıkarma ayları), bankalarımız artık sermaye artışı için devletin yardımına ihtiyaçları olmayacağını, devletten yeni bir kaynak transferi istemediklerini gururla beyan eder hale gelmişlerdir.
 
 
***
 
 
Kemal Kurdaş, TÜBA’daki konuşmasında, Mayıs 2002’de 1 ABD Doları=1.300.000 TL düzeyine indiğinde kur operasyonundan doğan karların realize edilip hesapların çıkarıldığını, toplamaya geçildiğini belirtiyor.Yabıncı spekülatör, bir çok bankamız, işadamımız ve kimi vatandaşımız üç dört ay önce operasyonlara koydukları her bir doları 1.33-1.54 oranında geri alarak dolar başına 30-50 cent dolayında net kar yaparlar. Mutlu olurlar.
Kurdaş, o dönem büyük bir iş adamımızın gelişmelerden duyduğu memnuniyeti ifade edişini de not etmiş; “Durum iyi, artık rüzgar arkadan esiyor.”
Eski Maliye Bakanı’na göre, “bu zatın grup olarak döviz operasyonlarından karı 400 milyon doların altında değildir…”
 
 
VE YAĞMA’NIN SONU…
 
 
Kemal Kurdaş, döviz kurunun Haziran-Temmuz 2002 aylarında bir süre vardığı dip noktada duraladığını, sonra yeniden yükselmeye başladığını belirterek, 2002 sonlarında tekrar 1.650.000 TL= 1ABD Doları düzeyine çıktığını vurguluyor.
 
Takip eden aylarda yeniden ikinci bir fazla değerlenmiş kur operasyonu başladığını, fakat bu operasyonun fazla sürmediğini, doların 1.490.000 TL dolayına düştüğünde operasyonun tamamlandığına işaret ediyor.
 
Artık 2002 bitmiştir ve genel seçimlerde yeni bir parti ve yeni bir hükümet vardır. Kurdaş, “Belki de, böyle bir ortamda ortalığı pek karıştırmak istemiyorlardı” diyor parayla oynayıp duranların sessizliği için…
 
 
PEKİ KİMDİR BUNLAR?
 
 
Kemal Kurdaş, bence çok önemli bu konuşmasında, bütün bu işleri çevirenleri ise teorik olarak şöyle tarif ediyor; “Politikacılar, yalnız kendi hasis çıkarlarını hesaplayan iş çevreleri, tek kaygıları onlara yaranıp mevkilerini korumak olan ekonomik politikadan sorumlu üst düzey bürokratlar yukarıda ana mekanizmasını verdiğimiz ‘kur oyununa’ sık sık başvurmaktan çekinmezler. Çünkü bu oyun onarlın ellerinde halkı aldatmada ya da yakınlarını havadan büyük zenginliklere kavuşturmada etkili bir biçimde kullanabilecekleri bir kart, bir araç vermektedir.
 
Ve bu kartı aslında defalarca kullandılar.
Soyut olarak tanımları bu?

Ama, gerçek kişiler olarak kim bunlar?
 
_____________________
* TL’ye değer kazandırma operasyonunun bütün sürecinde Derviş bir defa ortaya çıkar, hızla düşen döviz kuru karşısında, “Kurun 1.450.000=1 ABD Dolarından aşağı inmemesi iyi olur” yolunda bir fikir beyanında bulunduktan sonra yeniden, hemen gözden kaybolur. Bir süre sonra da devlet hizmetini bırakıp parti kurma işlemlerine katılır ve son aşamada genel seçime girerek milletvekili olur (Kemal Kurdaş’ın notu).
YAŞAR TAŞKIN KOÇ – HABER 7
 

YORUMLAR 3
  • Türk Oğlu Türk 17 yıl önce Şikayet Et
    Malumu dillendirmek olur bu, 'ttt mmm' rumuzlu arkadaş.... Yazıdan halen çıkaramadıysan suçluları, o zaman pes yani... TÜSİAD, TOBB, (Kartel) Medya, büyük Sermaye sahipleri, Bankalar, VE EN ÖNEMLİSİ, TETİĞİ ÇEKEN: Zamanın Hükümeti, Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli, Bülent Ecevit ('Dalton Kardeşler')! Çünkü bunlardır Kur'u aşağa çeken, güya TL değerlensin diye...
    Cevapla
  • ttt mmm 17 yıl önce Şikayet Et
    KİMDİR???. Madem bu kadar yazıyosunuz kardeşim, kimse bu soyguncular onlarıda yazsanız da herkes açıkca bilse. Direk yazamasanız da bari açıkca belli edin ki herkes anlasın da ifşa olsun bu dolandırıcılar. Bence asıl yapılması gereken bu. HAtta bence bunu yapmak bu yazıyı yazanların sorumluluklarıdır. Yoksa bunu yazmanın ne anlamı var ki ?
    Cevapla
  • fevzi demirci 17 yıl önce Şikayet Et
    bu hikayede bir şey eksik. MÜZİK. yani 10. YIL MARŞI. bir de buna, kelleleriyle ritim tutan generallerle müstakbel madam potişleri.
    Cevapla