Başbuğ'lu TSK'nın siyaset sınırları
GİRİŞ 18.09.2008
GÜNCELLEME 18.09.2008
YAZARLAR
Dünkü yazım, “
Anlatacak bir çok anekdot var daha
Fırsat buldukça, konu geldikçe aktarırız. Son olarak, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, ‘Bu, beni bu kapsamda bir toplantıda son görüşünüz muhtemelen’ dediğini; Genellikle üst düzey basını bilgilendirme toplantılarını Genelkurmay 2. Başkanı’nın; diğerlerini ise İletişim Daire Başkanı Komutanın yapacağını belirttiğini ekleyelim.
Resepsiyonlarda asla kameralara konuşmayacağını; sadece kendisinin değil diğer komutanların da konuşmayacaklarını belirtirken de gerekçeleri arasındaki ilginç nedenlerden birisini şöyle örnekledi; ‘Evsahibine karşı da ayıp oluyor. Örneğin Pakistan Milli Günü’ne gitmişsiniz, 40 dakika kameralara Kıbrıs konuşuyorsunuz
İnsanlar bekliyor sizi orada
” anekdotuyla bitiyordu.
Basit ama anlamlı bir nottu.
Bir dipnot olarak aslında fazla şey açıklıyordu.
Medyanın, kamuoyunun gücünü ve yaptıklarını çok iyi analiz etmiş olan Başbuğ ve ekibi, aslında bu adımı basit bir protokol sorunu olarak görmüyorlardı.
Filmi biraz geriye sararsak derdimizi daha iyi anlatabiliriz.
Şimdi hep birlikte görüntüleri anımsayalım: Bir resepsiyon, bir kokteyl, kameralar, komutanların çevresinde insan ve mikrofon yığınları. Sonra ellerinde yine mikrofon canlı yayınlarda haber geçen, yorum yapan televizyon-gazete yorumcuları, muhabirler
Orgeneral İlker Başbuğ, resepsiyonlarda ayaküstü demeç vermeyeceklerini açıklarken, bundan duyduğu rahatsızlığı ifade ederken aslında çok temel bir politika değişikliğinin işaretlerini de mi veriyordu?
Bu yorumumu bir soru olarak başlatıyorum, çünkü daha bir gün önce medyanın yanlış yorumlarından, eksik bilgilerle haber vermesinden ve hele ki önyargılarından rahatsızlığını defalarca vurgulamış bir Genelkurmay Başkanı’nı bir metre uzaktan dinlemiş bir gazeteci olarak, bizzat o açıklamalar hakkındaki fikirlerimi, üzerinden 24 saat geçmeden kesin yorumlar olarak sunmak istemem. Bu, yanlış ve uygunsuz bir tutum olacağından, yapacaklarımın bir yorum olduğunu; sadece Genelkurmay Başkanlığı’ndaki iletişim toplantısının notlarından yola çıkmayıp, resme kendimce bir geniş açıdan bakarak, gelişen ve değişen dinamikleri de hesaba katarak değerlendirme yapmaya çalıştığımın bilinmesini isterim.
Gelelim tekrar o soruya; Orgeneral İlker Başbuğ, resepsiyonlarda ayaküstü demeç vermeyeceklerini açıklarken, bundan duyduğu rahatsızlığı ifade ederken aslında çok temel bir politika değişikliğinin işaretlerini de mi veriyordu?
Bence, evet.
Öncelikle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yasayla verilmiş olan görevlerinden başka alanlara çekilme çabalarından duyduğu rahatsızlığın da bir uzantısıydı bu karar.
Siyaset-medya-sermaye ilişkisinin ve bitmek bilmeyen ve hiçbir zaman doğası gereği bitmeyecek olan kavgalarının içine çekilmekten artık bıktıklarını ve bunu engellemek için gerekli kimi biçimsel önlemleri de aldıklarının bir işareti olarak değerlendiriyorum bu kararı.
Bu karar, bundan sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, demokratik sistem içerisinde taraf olarak yansıtılmasına müsaade edilmeyeceğinin bir imasıydı.
Söz konusu karar ve ona ilişkin yorumum sizi yanıltmasın. Orgeneral Başbuğ, o toplantıda, ilk bakışta şaşırtıcı, genel geçer söylemlere uygun, klasik kalıplar dışında bir açıklama daha yaptı. Açıklaması yapıldığında daha anlamlı olan bu söylem, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de siyasetin bir şekilde içinde olduğu gerçeğiydi.
“Örneğin, Başbakan’la görüşmelerimizde magazin konuşmuyoruz” diyordu Başbuğ. MGK’daki konuların iç ve dış siyaset oluğunun altını çiziyordu. Ancak ekliyordu; “Biz A siyasi partisiyle B siyasi partisi arasındaki siyasetle ilgilenmeyiz. Bu değil bizim siyasetle ilişkimiz
”
Anlaşılan oydu ki, TSK’nın siyaset sınırlarını TSK’nın görev ve ilgi alanları belirliyordu. “Görev” alanında terör başta olmak üzere güvenlik olduğu malum.
“İlgi alanında” da herkesin kolayca sayabileceği gibi ulus devlet, cumhuriyet, laiklik, demokrasi, hukukun üstünlüğü bulunuyordu. Bunların karşısına pratik bir şeyler yazmak isterseniz öncelikle bölücülüğü ve irticaı koyabilirsiniz.
Dolayısıyla TSK da görev ve ilgi alanları açısından siyaset yapıyordu. Bu, işin doğasında vardı. Zaten, aynı toplantıda, Başbuğ’un, “Ben siyaseti en genel tanımıyla, ‘soruna çözüm bulmak’ olarak yorumluyorum” demesini de not etmek gerek.
Politikanın ne kadar hayatın ve kurumların içinde olduğuna dair görüşü, toplantının ilerleyen bölümlerinde NATO ile ilgili sorular sırasında da görüldü. Genelkurmay Başkanı, NATO’nun bir güvenlik örgütü olmasına rağmen, en üst organının üye ülkelerin Dışişleri Bakanları tarafından oluşturulduğuna dikkat çekti ve “Demek ki aynı zamanda politik bir kurum” dedi.
Dolayısıyla, TSK’nın siyaset alanı hakkındaki görüşlerini net biçimde açıkladı ve bu açıklamalara bir diyeceğimiz yok; Çünkü, şu bir gerçektir ki, TSK, ülkenin korunmasıyla ilgili birinci derecede sorumlu kuruluşlar arasında ön sıradadır.
Peki, bu siyasetle ilgili platform neresidir; Başbuğ’un cevabı “MGK, rutin genel görüşmeler ve gerek duyulduğu zaman yapılan görüşmelerdir” oldu.
Siyasetle ilgili görüşleri açıklayacak kişi ise öncelikle Genelkurmay Başkanı olacaktı. Sonra, onun yetki verdiği komutanlar ve doğal olarak MGK’ya katılan asker üyelerdi.
Bu sınırların böyle net olarak çizilmesi, aslında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin herhangi bir yere çekiştirilmesini, herhangi bir çekişmeye alet ya da aracı yapılmasını da önleyecek tedbirlerden sayılmalıdır.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, çok seslilikten ve “dürüst” eleştirilerden rahatsız olmadıklarını ancak ordu gibi bir kurumun çok sesli olamayacağının ve disiplininin bu açık kurallarla bir kez daha altını çizmiş oldu böylece
Bu, aynı zamanda Ulu Önder’in de uyguladığı en önemli prensiplere gönderme içeren bir tutumdur; Atatürk, hiç kimsenin aynı anda hem üniforma hem mebusluk kıyafetini, velev ki Kurtuluş Savaşı kahramanlarından birisi bile olsa taşımaması gerektiğini, daha Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında ilke edinmiş ve kural olarak uygulamıştır.
Bütün bu açıklamalara bakış açımız, bizi doğrudan, ordunun kendi görev ve ilgi alanı içinde hiçbir soruna, meseleye duyarsız ya da sessiz kalmayacağı sonucuna götürürken eş zamanlı olarak bir sonuca daha götürüyor; “Orduyu göreve çağıran; orduyu kendi siyasal amaçları için doğal ortak gören” anlayışlara da bir set çekilmiş oluyor böylece
Ordu kışlasındadır.
Ve geçmiş tecrübeler ışığında kışlasından çıkarılabileceğini sananlar artık bu sanrıdan uyanmalıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni memleket ve millet meselelerinde değil; kendi şahsi politik, ekonomik, sosyal, kültürel çıkarlarının/amaçlarının bir aracısı/aracı olarak görenlere duyurulur
Duysunlar ki, artık parti olmanın, politika üretmenin, muhalefet ya da iktidar olmanın demokratik kurallar içinde kendi becerilerine, üretkenliklerine, çalışkanlıklarına, yaratıcılıklarına bağlı olduğunu anlayıp hem kendilerine hem taraftarlarına hem de memlekete bir yararları olsun
Toplantı notlarından;
* Soru ve cevap bölümüne geçerken “sorularınızın TSK’nın görev ve ilgi alanıyla sınırla olmasını ve özellikle 1 Eylül 2008 sonrasını kapsamasını tercih ederim” dedi. Gerek soruların kapsamı hakkındaki beklentisi gerekse tarihe yaptığı vurguyu, tezlerimin haklılığına bir başka gerekçe olarak okumaktan yanayım.
* Genelkurmay Başkanı, özellikle terör meselesini anlatırken, önünde duran bir kitabı daha önce de önerdiğini belirtip yeniden gösterdi gazetecilere; Kitap, Boaz Ganor isimli yazara ait, Puzzle/Contra Terror ismini taşıyor.
* 28 Şubat dönemi ve 27 Nisan Bildirisi ile ilgili soruları yanıtlarken, Başbuğ’un da dili sürçtü ve “27 Nisan Muhtırası” dedi. Sonra hemen “bildirisi” diye düzeltti ve gazetecileri kastederek espriyi patlattı; “Gördüğünüz gibi siz alıştırıyorsunuz bazı yanlışlara
”
* İlker Başbuğ, iletişim toplantısına önündeki orta kalınlıktaki dosyadaki bilgilerle katıldı. Dosyanın büyük bölümü kendi el yazısı notlarından, daha küçük bölümü (muhtemel ki karargahının hazırladığı) bilgisayar notlarından oluşuyordu. Bu arada, kendisinin de yanında bulunan 2. Başkan ve Genel Sekreterin de siyah kalemle not tuttuğunu belirteyim.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ - HABER 7
YORUMLAR 23
TÜMÜ
-
hursit dilaver 17 yıl önce Şikayet EtAbdülemin balyoz kardeşime. " ve bu yüzden ordunun da böyle bir koruma görevi yoktur." 28 şubatta durumdan vazife çıkarmak kavramını erol özkasnak ve çevik bir paşalarım ihtilal literatürüne geçirdi..artık SİSİ bile durumdan vazife çıkarmaya başladı baksana..yorumlarıma bakarsan, ittihat ve terakki geleneğinde bu vardır. babıali baskını, şemsi paşa suikasti,31 mart provokasyonu(6/7 eylül gibi),tetikçikler,daga çıkmalar,sultanı indirmeler..ermeni suikastçiye övgüler..1876 ila 1918 arasını iyi tahlil etmek lazım.. saygılar.Beğen
-
Abdulemin Balyoz 17 yıl önce Şikayet EtBaki olan Allah da ya diğeri?. Hurşit kardeş, herhalde baki olan Kemalist ordu derken teşbih ve mubala sanatını kullanıyorsun.Beğen
-
hursit dilaver 17 yıl önce Şikayet Etordu, atanın ve kemalizmin muhafızıdır.. cahillik kötü tabi. sizler 1930ların ayrupa ordularının haşmetini bilirmisiniz. mesela alman nazi veya faşist italyan ordusunun,olmadı rus kızılordusunun..hatta frankonun ordusunun.. nasıl tantanalı,bando mızıkalı yürüyüşleri ve halkın coşkusu falan.. nerden bileceksiniz. ama şimdi aradan 60-70 yıl geçmiş bakın hiç biri yok. ne nazi ne faşist ne de kızılordu. BAKİ OLAN ALLAH BİR VE KEMALİZM İLE KEMALİST ORDU..hepsi yıkıldı gitti. bir tek bizim ordumuz ve kemalizmimiz ayakta..niçin hala üzülüyorsunuz.Beğen
-
hursit dilaver 17 yıl önce Şikayet Etiyi niyetli vatansever şövalyeler... ne lüzumsuz yorum bunlar.. kardeşim bu ülkede ERGENEKON varsa, siyasette olur, ihtilal de, muhtıra da, bildiride..TİT de, DHKP-C de hizbül tahrir de, hizbullah da,sisi de..hepsi olacaktır.biz temeli 110 yıl kadar önce atılan ittihat terakki geleneğinden gelmekteyiz.demokrasiymiş ,AB imiş falan kendiniz kandırmayın. bu günlerde iyi niyetli ve vatansever gerçek şövalyeleri görüyorum ama çabalarının bu kadar büyük bir organizasyon karşısında boşa gideceğini sanıyorum. inşallah yanılırım.Beğen
-
Nedim Karagülle (bitlis) 17 yıl önce Şikayet Etsende demokratsan. şimdilerde bu demokrasi ve demokratlik o kadar banallaşmışkı elin faşişstide çıkıp ben demokratım ayağına yatabiliyor... nasıl bir demokratlıktır buki ordunun siyasete karışmasını ister birader burası türkiye cumhuriyeti burda oligarşi denen olgu yok sen nasıl demokratsınki ordunun siyasette aktif olmasını istiyorsun demokratlık bu kadar ucuz değil ordunun işi değil siyaset 3, dünya ülkesimiyiz kardeşim sen ne saçmalıyon o kadar ordu meraklısısan git myanmarda askeri yönetimle yaşa :))Beğen