Aktütün tuzağını görmek
GİRİŞ 07.10.2008
GÜNCELLEME 07.10.2008
YAZARLAR
Çukurca ve Dağlıca saldırılarından sonra terör örgütünün taktik değişikliğe gittiğine, uzaktan kumandalı bombalar ya da mayınlar kullanmaya başladığına şahit olmuştuk. Saldırıların hemen ardından ülke çapında bir sınır ötesi operasyon baskısı başlamıştı.
Sonra sınır ötesi operasyon da yapıldı; Kuzey Irak yönetiminin tavrında değilse bile açıklamalarında Türkiye lehine ciddi değişiklikler oldu; ABD’yle başta istihbarat olmak üzere sıkı bir işbirliği başladı.
Sonra aylar geçti.
Terör tamamen durmadı.
Sınırlı ama düzenli saldırılar özellikle son zamanlarda artarak devam etti.
Bir yandan da en üst düzeyde askeri açıklamalarda örgütün kırılma noktasında olduğu; mücadelenin askeri boyutu kadar ekonomik, sosyal yönlerle de desteklenmesi halinde çözülmenin tamamlanacağı sık sık vurgulandı. Örgüt içinde parçalanma da başlamıştı.
Açıklamalardan anladığımız kadarıyla sempatizan düzeyinde büyük sıkıntı çekiliyordu.
Çoğunluğu hava kuvvetleri tarafından ve birisi 7 günlük kara harekâtıyla gerçekleşen sınır ötesi nokta operasyonların hiç beklenmeyen bir zamanda, gece ve hiç umulmayan bir mevsimde kışın ortasında gerçekleştirilmesinden de büyük yararlar sağlandığı açıktı.
Sonra 3 Ekim 2008 tarihinde, yüzlerce PKK’lı terörist, ağır silahlarla Aktütün Karakolu’nun koruma birliğine saldırdı: 17 Mehmetçik şehit düştü
Saldırı ve sonrasındaki çatışmayla ilgili detaylar günlerdir yazılıp çiziliyor. Herkes bakmak istediği yerden görüyor.
Olay da büyük, herkese istediği yerden bakacak malzeme var.
Genelkurmay Başkanlığı’nın büyük bir açıklıkla, medyanın Ankara’daki neredeyse tüm temsilcileri ve savunma muhabirlerine 1 saat 45 dakika boyunca açıklama yapması; 30’dan fazla soruyu yanıtlaması da “aynı yerden” bakmayı sağlayamadı.
Ve bugünkü durum karakolların fiziki şartlarıyla istihbarat eksikliğine kilitlenmiş görünüyor.
Saldıran terör örgütü. Bir planı var. Bir beklentisi var. Ama biz kendimizi tartışmaktan ötesini pek yapmıyoruz.
Çare olarak karakolların fizik şartları gibi kimi önlemler ve istihbarat alanındaki çalışmaların artırılması ile; anında ve sert bir cevap verilmesi isteniliyor.
Hepsine tamam
Peki ama bu analizlerin içinde bu saldırı nereye oturuyor?
PKK nereye oturuyor?
Verilecek cevap nereye verilecek?
Medyadan takip ettiğimize (ve hatta medya tarafından/üzerinden yönlendirilmemize) göre cevap hızla sınır ötesi operasyon olmalı; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsayan OHAL’e kadar ucu açık bir demokratik daralma gündeme gelmeli.
Acaba doğru cevap bunlar mı?
YANLIŞ TEŞHİS YANLIŞ TEDAVİ
Oysa, sınır ötesi operasyonların defalarca yapıldığı bir tarihi var terörle mücadelemizin. Bunların ana sorun çözücüler olmadığı artık ortada. Nokta hava operasyonları; zorunlu hal ve önemli fırsatlarda kara dahil her türlü operasyonlara aklı başındaki herkes taraftardır.
Ancak, sınırlarımızın ötesinde kalıcı olarak bulunamayacaksak sınır ötesi operasyonların, çok yararlı nokta operasyonlar dışında bir yararı olmadığını biliyoruz.
Kuzey Irak’ta uzun vadeli bir operasyonun ise bataklığa çekilmek olduğu konusunda kimi stratejistler çok ısrarcı. Böyle günlerde “hemen hücum edelim” diyenlerin sesi gür çıktığı için, onların sesi fazla duyulmaz ama gerçeğe yakın olan teşhis “Kuzey Irak’ın bir bataklık olduğu”dur.
Bölgede demokrasinin daraltılması ise, son genel seçimlerin analiziyle taban tabana zıt bir tercih olacaktır.
Diyarbakır’da AK Parti oylarıyla DTP oylarının birbirine çok yakın olduğu; geriye kalan bütün Kürt nüfusu yoğun illerde AK Parti’nin açık ara önde olduğu bir seçimin üzerinden henüz 1 yıl geçti. Bu gerçek, yani Diyarbakır’ın ortada, diğer illerin belediye başkanlıklarının tamamının AK Parti tarafından kazanılacak olması gerçeği terör örgütünün kâbusudur.
Bölgeden seçilmiş bir bakan, yakın zaman önce yaptığımız sohbette, örgütün önümüzdeki yerel seçimleri bir ölüm-kalım meselesi olarak gördüğünü; aylardır ev ev çalıştıklarını; daha önce hiç yapmadıkları şekilde, kendilerini uzun yıllar Marksist, dolayısıyla dinden çok uzak bir örgüt olarak konumlandırdıkları halde, artık herhangi bir cenaze evine bile yanlarında bir imamla gittiklerini söylemişti
Bölgeyi gelecekteki bağımsız (ya da en azından federe) Kürt Devleti olarak kabul eden ve Diyarbakır’ı da onun tarihsel başkenti kabul eden bir örgüt için 22 Temmuz seçimlerinden daha büyük darbe olabilir mi?
İşte bu yüzden bu sonuçları lehlerine çevirmek için her yola başvurduklarını anlamak gerekmektedir.
Aktütün Karakolu’na çok şeyi göze alıp, ağır kayıplar vereceklerini bile bile yaptıkları saldırı da; ev ev gezmeleri de; yanlarına imam almaya başlamaları da aynı amaç içindir.
Peki o zaman yakıcı bir soru gelmiyor mu aklınıza?
Bunları yapan PKK. Bunları planlayan PKK. Bunlardan bir sonuç çıkarılmasını isteyen ve bundan yarar sağlayacak olan da PKK.
Peki o zaman, 22 Temmuz seçimlerindeki oylarıyla örgüte ağır bir darbe vuran bölge halkının suçu ne?
Aktütün Karakolu’na yapılan saldırı, PKK’nın izlediği stratejiyle, aslında halkı cezalandırmak için bir araçtır. Seçimleri kazanmak için bir araçtır. Halkın devletine, askerine, hükümetine bağlılığını yine o devlete, o askere, o hükümete kırdırmak için kullandığı kanlı bir yoldur.
Yol, su, elektrik, sağlık hizmeti, eğitim götürüldü
Hayatı idame ettirme konusunda, ekonomik düzeyi düşük olan bölge halkı için diğer bölgelerden daha da anlamlı olan miktarlarda çeşitli nakit devlet yardımları
TOKİ’nin yatırımları
Demokratikleşme konusunda pratiğe de yansıyan gelişmeler
Ve hepsi kadar önemli olan, sonuna yaklaşılmış olan, bölgeyi zenginleştirecek; Ortadoğu başta olmak üzere geniş bir bölgenin artmakta olan gıda sorunun tek ilacı GAP
Bütün bunları ve bunların sağladıklarını/sağlayacaklarını bir anda havaya uçurma planıdır Aktütün saldırısı.
GELECEK
Dahası, bu saldırının sadece seçimlerle ilgili sonuçları yoktur.
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın belirttiği gibi, hareket kabiliyetinin hemen hemen sıfırlanacağı kış aylarına ses getirecek bir eylemle girmek gibi motive edici bir yönü olduğu da doğru.
Ama bundan daha önemli kimi gelişmeleri gözardı etmemeliyiz.
Eğer küresel krizle bağlantılı bir çılgınlık yapmazsa artık kesinleşmiş durumda ki, İran saldırı planları rafa kalktı ve Irak’tan da çekilecek ABD. Dahası, iktidara gelmeleri beklenen Demokratlar’ın bile gözünü diktiği Afganistan’la ilgili yeni bir plan yapmaları zor görünüyor.
Bütün bunlar bizi çok yakından ilgilendiriyor ve hele Irak’tan çekildiklerinde Kuzey Irak yönetimiyle baş başa kalacağız.
O gün geldiğinde dostluk olmasa bile ortaklık, hatta ağabeylik ilişkisi mi anlamlı; yoksa düşmanlık ilişkisi mi?
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun Zaman gazetesinde dün yayımlanan röportajında vurguladığı gibi, “ülkemiz bölgesel güç olması durumunda Kafkaslar ve Ortadoğu’yu etki altında tutan, bölgenin miğferi bir ülke haline gelir ve diğerlerine göre avantaj sağlar.”
Bu avantajın önünde konjonktürel ve dış politik engeller her geçen gün azalmaktadır bu yüzden bizi durdurmak için “bir iç soruna” ihtiyaç vardır.
Ne kadar tuhaf, değil mi?
Elin oğlu için “bir iç sorun”
Demek ki aslında yaşadıklarımız bir “iç sorun değil”.
Olmadığını, bütün provokasyonlara rağmen yıllardır Türk ve Kürt kökenli vatandaşlarımız gösteriyor. Her olayda ve artık her seçimde.
Göstermeye de devam edecek inşallah.
Küresel krizin kapımıza dayanmış olması da aslında kırılganlıkların artması açısından dikkate değer.
Görüldüğü gibi, bir saldırının ardında ne kadar çok taktik hesap var ve bütün bunların toplamına da strateji diyoruz.
Ekonomi, psikoloji, askeri, hukuki, siyasi, taktik, strateji, konjonktür
her şey bu saldırının hesapları içinde.
Neyse ki Türkiye bunların hiçbirisini yutmayacak kadar deneyimli ve akıllı ve güçlü.
Karşı hamlelerini de hızla akıllıca atıyor.
Saldırı ve şehit haberlerinin ardından Başbakan’ın yurtdışı gezisini yarıda kesip dönmesi; Cumhurbaşkanı’nın Fransa gezisini iptali; Genelkurmay Başkanı’nı ziyareti; Terörle Mücadele Kurulu’nun olağanüstü toplanması; cenazelerin aynı gün üst düzey katılımlarla kaldırılması; ABD elçisinin Dışişleri Bakanlığı’na çağrılması; Barzani ve Talabani’nin gerekli uyarıyı aldıklarını gösteren açıklamaları
Hepsi hem hızlı ve hem doğru hamlelerdi, karşılıklardı, tepkilerdi.
Bundan sonra da hızlı ve doğru karşılığın verileceğinden eminiz.
Yeter ki, ister asker ister sivil, ister atanmış ister seçilmiş
hemen bütün yöneticilerin anladığı şeyi biz gazeteciler de doğru anlayalım.
Günlük siyasetin, Ergenekon tartışmalarının, iktidar savaşlarının, ordu karşıtlığının
dışında; bunlara birer malzeme olarak yaklaşmayan bir duygu ve düşünce birliğiyle bakabilelim olaylara.
Ve halka doğrusunu aktaralım.
En azından bu yönüyle de bir yaklaşım getirelim, böyle bir analiz olduğunu da gösterelim
***.
Bütün bu gerçekler yanında, Kuzey Irak’taki yönetimin de ABD’nin de elini taşın altına koyma zamanı geldi artık. Türkiye’nin her bölge kaynaklı başağrısı, can yanması her an bütün bölgenin başının ağrıması, canının yanması gibi bir karşılığa dönüşebilir.
Ve bu kimse için hayırlı değildir.
NOT: Genelkurmay’daki toplantıda, 2. Başkan Orgeneral Iğsız, bölgede 865 geçit, geçiş noktası olduğunu belirtti. Ayrıca, kimi karakolların fiziki şartlarının düzeltilmesi için çalışmaların birkaç yıldır başlatıldığını da açıkladı. Yarın, Aktütün Karakolu, çatışmanın yaşandığı Bayrak Tepe’ye taşındıktan sonra yapılacak farklı bir saldırıdan sonra medyanın ne talep edeceğini doğrusu merak ediyorum. İstihbarat meselesi konusunda da, Genelkurmay 2. Başkanı, dünyada hiç kimsenin elinde bütün bölgeyi tarayabilen, “kuş uçurtmayan” bir teknoloji bulunmadığını belirtmişti. Onbinlerce kilometrelik, dağlık, uçurumlarla dolu bir arazide, üstelik hava şartları müsaitse, bugünkü son teknolojiyle sadece 150 metrekarelik bir alanı taramanın mümkün olduğunu da açıkladı.
YAŞAR TAŞKIN KOÇ HABER 7
taskinkoc@gmail.com
YORUMLAR 2
-
avareyim 17 yıl önce Şikayet Etdoğu anadolu tamam da ..... İran , Irak , Suriye ve Ermenistanı nasıl kalkındıracağız? PKK teröristlerinin yarısından fazlası bu ülkelerin ahalisi.Beğen
-
Soner ALTUNTAS 17 yıl önce Şikayet Etbravoo. yasar taskın hocam sıze cok tesekkur ederım . gercekten harıka bı analız aslında aktutun olayından sonra bırcok gazetecı sızın gıbı degerlendırebılseydı bu olayı dun aksam roportajını ızledıgım bı askerımızın de dedıgı gıbı suanda sehıtlerımızın kanı yerde kalmamıs olurdu.Fakat bız suanda onla urasamıoz bıle kendı kendımızı yıyoruz resmen bır cok yazının yorumlarına baqtım mıllet bırbırıne gırmıs burdan hepsını kınıyorum bırbırıne gırenlerıde onları bu hale dusuren deqerlı yazarlarımızıda SAYGILAR ..!Beğen