Gazetecinin tarafı
GİRİŞ 16.10.2008
GÜNCELLEME 16.10.2008
YAZARLAR
Taraf gazetesinin yayınladığı Aktütün Karakolu’na yapılan saldırıyla ilgili tartışma uzun sürecek. Tartışma sürerken, doğru soruları mı soruyoruz, bir de buna bakalım.
Acaba, yayınlanan belgeler sorulan soruları, iddiaları doğruluyor mu?
Bu yayınlar, kastı bu olmasa bile, toplamda neye tekabül ediyor?
Ve, böyle belgelerin, çatışmanın sürdüğü bir dönemde yayınlayanabildiği başka bir ülke var mı?
Normalde “böyle bir taraf olmaz”, diye düşünülür. Oysa her gazeteci, bırakın gazeteciyi, haberin kendisi bile taraftır.
Herkes, her şey, her zaman taraftır.
Tarafsızlıktan kastınız, hiç hareket etmemek, hiçbir şey yapmamak, söylemek olduğu zaman bile aslında taraf olmuş olursunuz.
Ve bu doğaldır.
Yakın zamanda, “bir ideolojik tutum olarak gazetecilik” başlıklı bir yazı yazmayı tasarlıyordum ki, bu yazıya bir öncü olacak gelişmeler yaşandı.
Taraf gazetesinin önceki günkü nüshasında manşet, birinci sayfa ve içeride de iki tam sayfa Aktütün Karakolu ile çevresindeki öncü birliklerde yaşanan çatışmalarla ilgili her türlü bilgi, belge, fotoğrafın bulunduğu detaylı haberler yer aldı.
Genelkurmay Başkanı’nın Balıkesir’de, savunma muhabirleriyle Astsubay Okulu’na sancak tevdi töreni sonrasında yaptığı sert açıklama ile haberler bir üst boyuta taşındı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un açıklamasının dozu ve kullandığı kelimeler ve hatta ses tonu hemen bir tartışma başlattı; asker yayınlara kızacak yerde ilgili haberlerdeki iddialara cevap vermeliydi diyenler ve asker haklı diyenler diye ikiye bölünüldü.
Ardından Askeri Mahkeme’nin gizli bilgileri içeren belge ve haberlere yayın yasağı geldi.
Askerliğimi muhabere asteğmen olarak yaptım. Çatışma bölgelerinde bulunmadım, çünkü usta birliğinde Disiplin subay Yardımcılığı görevine getirilmiştim. Dolayısıyla askerlik ve çatışma alanlarında uzman değilim.
Ama, Taraf gazetesinin yayımladığı belgelerde okuduklarımdan çıkardığım ilk andaki sonuçlar, Taraf’ın sorduğu soruları haklı hale getirmemişti. Hala da getirmiyor.
Keza, istihbarat vardı da neden gereği yapılmadı’ya en önemli kanıt olarak gösterilen, insansız hava araçlarından alınan görüntülerinin, gazetede iddia edildiği gibi Aktütün karakolu bölgesini değil, 110 kilometre uzaklıktaki Kandil Dağı civarını gösterdiğini de Kanal 1 televizyonu ispatladı.
BELGELER VE SONUÇLAR NE KADAR TUTARLI?
Fakat;
Bu yeni gerçeği de ihmal ederek bile gazetedeki haberler okununca ortaya çıkan manzara, gazetenin manşetine, spotuna yerleştirilen imaj ve sorulardan farklı.
Öncelikle, haber ve belgelerden anlıyoruz ki, bölgedeki hareketlilik düzenli olarak raporlanıyor.
Bunların belirli bir aşamasında, Aktütün Karakol Komutanlığı’na, her ihtimale karşı destek isteyip istemediği de soruluyor. Karakol, “gerek yok, duruma hakimiz” diyor.
Buna rağmen, ortada henüz saldırı yokken, Jandarma Özel Harekat’tan bir tim Bayraktepe’ye doğru hareket ediyor.
Aktütün’ün çevresindeki öncü-koruma birliklerle personeli 300’e yakın. İçlerinde Jandarma Özel Harekat’tan profesyonel bir grup da var. Havan saldırılarına açık bir bölgede olduğundan ordunun elindeki çok az sayıdaki havan tespit etme radarı; 2’si tank çok sayıda ağır ve yarı ağır silaha sahip.
Bölgedeki yerleşimi de askeri açıdan, bir saldırıyı en az kayıpla karşılamak için stratejik bir dağılma üzerine kurulu. Karakolun kendisi mahkum arazide ancak saldırılara karşı uzaklığı nedeniyle ilk saldırıyı hakim tepeler olan Berçar ve Bayraktepe’den karşılıyor.
Taraf’ın yayınladığı belgelerde karakola 11 mermi isabet ettiği belirtilse de böyle bir çatışmada bunun önemi yok. 2 personelin hafif yaralanması dışında, bu mermilerin karakoldan takviyeyi geciktirmek dışında can alıcı, hayati bir rolü yok.
Taraf’ın haberlerinden önce, çatışma anını çok uzaktan da olsa amatör kameraya almaya çalışmış bir kişiden alınan ve televizyonlarda yayımlanan görüntülerde çatışma bölgesinde bombaların henüz patlamaya başladığı dakikalarda bir helikopterin kadraja girdiğini görmüştük.
Dolayısıyla, hava desteğinin yapıldığı da ortada.
Bölgenin kayalık, uçurumluk yapısına bakılınca, alınan kimi istihbaratların, nokta olarak nereye saldırılacağının da hesap edilebileceğini söylemek mümkün değil.
Yanılmıyorsam, Emekli General Pamukoğlu’nun Unutulanlar Dışında Yeni Bir şey Yok kitabında vardı; bölgedeki dağları ütüleme imkanı olsa bilmem kaç bin yüz kilometrekarelik bir alan çıkıyor ortaya.
Yani bu kadar girift, girişli çıkışlı, mağaralar, yarlar, uçurumlar, sivriliklerle dolu inanılmaz büyüklükte kaya kütlelerinden bahsediyoruz.
AKTÜTÜN DEĞİL DE BAŞKA YERE SALDIRILSAYDI?
Haberin tamamında verilmek istenilen “adım adım, kare kare takip edilen bir baskına uğranıldığı” iddiası haberin tamamı okunduğunda hiç de teyid edilmiyor.
Ordunun, minik parçalar halinde dağılmış bir hareketliliğe karşı yapacakları sınırlı; belki de toplanmaları özellikle isteniliyor.
Bu hareketliliğin Aktütün’e yönelik olduğuna dair iddia, bugün olaydan günler sonra, uzmanlarının ancak anlayabileceği belgeler okunarak yapılmaya çalışılıyor. Bu belgeler çok farklı okumalara da açık bence.
Bu ve daha bir çok karşı kanıt sunulabilir.
Ama ortada olan gerçek şu ki, bu baskın bile isteye oturup beklenmedi. O günün şartları, güvenlik kuvvetlerinin kendi tecrübeleri, arazi şartları ve elde ettikleri bilgilerle ne düşündüklerini bilmek imkansız. Aktütün’e yapılacak bir saldırı tahmin edip buna göre hazırlansalar ve saldırı başka bir noktaya ulaşsaydı o gün ne diyecektik?
Sonuçta, karşımızda her şeyi göze almış bir terör örgütü var ve bu ve benzeri bir saldırı onlar için çok önemliydi.
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, bölgede benzeri 865 geçiş noktası bulunduğunu söylemişti. Bunu herkes unutuyor. Ardından Diyarbakır’da güpegündüz bir saldırı oldu. Yarın başkaları da olabilir.
Teröristlerin baskını, kendileri için ideal saat olan akşama doğru yerine öğle saatleri gibi hava harekatına maruz kalacakları bir saate almak zorunda kaldıkları biliniyor. Bunu sağlayan da yine “baskını bile isteye oturup seyrettiler/beklediler” ithamıyla karşılaşan aynı ordu, aynı güvenlik güçleri, bölgedeki aynı komutanlar ve askerler değil mi?
Üstelik bunun bedelini de ödediler; o çatışmaya erken saatte girmek zorunda bırakan Jandarma Özel Harekat Timi, 8 şehit verdi.
Bu, askeri açıdan bir intihar saldırısıdır. Bunu, 24 ekranlarında olayla ilgili yorum yaptığım ilk gün söylemiştim, bugün de böyle olduğuna inanıyorum.
Gerekçeleri için uzun uzun yeniden yazmayacağım. Bundan önceki 2 yazım, bu konuya ilişkin.
DOĞRU SORULAR/YANLIŞ SORULAR
Problem, o yazılarda da anlatmaya çalıştığım gibi, bizde değil; saldıran tarafta.
Neden saldırıyor?
İntihar saldırısı bile neden göze alıyor?
Çünkü başka çaresi kalmadı.
Her şey aleyhine işliyor, zaman her geçen gün aleyhine geçiyor.
Bunu değiştirmek için son çabaları.
Ama değiştiremeyecek.
Askeri açıdan hatalar, eksikler varsa bunları düzeltmek ordunun görevidir. Dün gece meydana gelen son çatışmada 5 şehit var; yaralılar arasında Tugay Komutanı da var.
Onların kendi hayatlarını bazı hesaplar yüzünden heba ettiklerine inanmamız isteniyorsa, bu çok havada bir iddia olur.
Eğer varsa güvenlikle ilgili eksik, kusur, bunları yazmak da gazetecilerin tabii ki görevidir.
Ama, bu ve benzeri saldırılarla ilgili bir hava oluşturuluyor ve bu ortam, bu atmosfer hem doğru bilgiye dayanmıyor hem doğru soruları sormuyor.
PKK neden şimdi bu saldırıları yapıyor sorusu iyi bir başlangıç olabilir
Ardından da, orduyla ilgili bu kampanyanın sebebi sorulabilir.
Sonunda da ortaya saçılan belgelerin motivasyon sebebi sorulabilir.
Bunlar da gazetecilik sorusu elbet
ABD’DE, İNGİLTERE’DE, ALMANYA’DA MÜMKÜN MÜ?
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, sadece çatışmalarla ilgili “gizli” belgelere yayın yasağı koyduğu halde, medyamızın, bunu bile sanki bu konuda yayın yasağı varmış/konulmuş gibi yansıttığının da farkında değiliz.
Kapıldık bir rüzgara, sararmış yaprak gibi sürükleniyoruz bir kampanyada.
Oysa, son bir gazetecilik sorusu;
Acaba, Yasemin Çongar, ABD ordusunun kendi sınırları içinde uğradığı bir saldırıyla ilgili, sıcağı sıcağına, o saldırıyla ilgili yüksek dereceli gizlilikte bilgi, belge ve fotoğrafları, videoları ABD’de bir gazete veya televizyonda yayınlayabilir miydi?
Almanya’da yayınlayabilir miydi?
İngiltere’de?
Bence, bu ülkelerin hangisinde bunu yayınlamaya kalksa herhalde FBI, MI6 veya artık her kimse anında büroları, matbaaları, kanalları basardı.
Hepsinde vazgeçtik, en azından, askeri sırlarınız açığa çıktığı için.
Taraf’ı suçlamak için yazmıyorum, ama bu yayınlarıyla, ister istemez terör örgütüne de yabancı ülkelerin ilgili birimlerine de Türk ordusunun çatışma bölgelerinde nasıl iletişim kurduğunu, nereleri izlediğini, nasıl tepki verdiğini, güç, birikim, teçhizat ve teknolojik donanımlarıyla birlikte
yani onca kıymetli bilgiyi vermiş oldular.
Sırf bu yüzden bile yasak gelirdi zaten o ülkelerde.
Hem de bizdeki gibi yayından sonra değil, yayından çok önce.
Bunların sızdırılmış olması ayrı bir büyük suçtur, o, gazetecinin değil, sızdırılan kurumun sorunu, ayrı bir fasıl.
MARADONA VE BBC
Taraf gazetesi, zaten adını “taraf” koyarak bir taraf olduğunu belli ediyor.
İtirazımız yok. Zaten herkesin ve her haberin bir taraf olduğunu savunuyoruz.
Taraf oldukları yer için, demokrasi, şeffaflık, gerçekler
vesaire diyorlarsa, böyle bir şey de yoktur, hiç olmamıştır.
Demokrasi, şeffaflık, gerçekler
bunlar objektif kriterler, kavramlar değildir. Kişiye, zamana, durduğunuz yere göre değişir.
Hepimize bu meslekte öğretilmiştir; BBC, İngiltere ile Arjantin Falkland Adaları nedeniyle savaşırken haberlerde “İngiltere ordusu ile Arjantin ordusu arasındaki çatışmalarda
” diye steril bir dil kullandığı örnek verilir.
Oysa, aynı BBC’nin, o savaşla ilgili, Falkland’a çıkan İngiliz birlikleriyle ilgili kurduğu cümlede “Çıkarma yapan İngiliz birlikleri” derken; Kıbrıs Harekatı’nda Ada’ya çıkan Türk birlikleri içinse “işgalci Türk ordusu” dediğini de bilirim.
Ve bu masallardan geriye, bende sadece Maradona kalır.
Savaştan hemen sonra, hem de Dünya Kupası’nda Maradona’nın İngiltere’ye eliyle attığı gol kalır.
Ben, bu faullü golden yanayımdır o gündür bu gündür
Yaşar Taşkın KOÇ Haber 7
YORUMLAR 5
-
Taha Burak 17 yıl önce Şikayet EtKomik Olmayın. Yaşar Taşkın Koç lütfen komik olmayın...ama bu yayınlarıyla, ister istemez terör örgütüne de yabancı ülkelerin ilgili birimlerine de onca kıymetli bilgiyi vermiş oldular, demişsiniz.Uyduların her yeri didik didik izlediği, yabancı ajanların her yerde cirit attığı, herkesin herşeye zaten vakıf olduğu bir dünyada Taraf'ın yaptığı nedir ki? Düşmanlarımızın zaten bildiği şeyleri Türk halkı da bilince kabahat mı oldu yani ? Siz çok eski yıllarda kalmışsınız Yaşar Bey çok...Beğen
-
Ali Haydar 17 yıl önce Şikayet EtÇeşitli Görüşler. Yazarımız askerlik bilgilerine dayanarak düşüncelerini sıralamış.Kendisi böyle bir çatışmada hiç görev almamasına rağmen kıymeli görüşler sıralamış.Ancak bu görüşlere benzer açıklamalardan genel kurmay aciz miydi ki konuşmamayı tercih etti?Doğrusu kafaların karışmasına sebep olunuyor.Sanki herkes haklı da sadece vatandaş yanlış...Beğen
-
arif karaca 17 yıl önce Şikayet Etne olacak şimdi. demek ki genel kurmayın da açıklasından anlayacağımız hala ülkeyi asker ve medya yönetiyor ne hikmetse ikiside aynı safta birbirlerini üzmüyorlar.doğan ve tsk..bu saldırılar amerikan ve ingiliz ordusuna olsaydı onlar kuzey ırağı değil ırağı yerlebir ederlerdi..misal israil..nasıl yıpranmaymış bu anlamadım hep aynı hikaye tsk yı yıpratmaya çalışıyorlar bilinçli yazılar taraflı bunlar falan filan sonuç hala pkk var hala şehit veriyoruz bu büyük ordumuz kessin de bu tererö bizde ağlamayı keselim.değil miBeğen
-
mehmet sağlam 17 yıl önce Şikayet Ettaraf ne taraf. video ve resimlerdeki yerler kandil dağı ve kuzey ıraka ait.enlem ve boylamalar oraya aitburalar aktütene saldırmak için oldukça uzak yerler.20 ile 110 km kuşuçumu yürüyerek ise 65 ila 200 km uzaklıkta.tarafın haberleri doğru değil.millete sundukları haber anlaşılan sahte.soros yalanlarına devam.Beğen
-
oğuz kağan 17 yıl önce Şikayet Etişte bu.... takdir edilecek bir yorum ve yazı tebrik ediyorum.bilerek ve isteyerek ordumuzu ve kurmaylarını yıpratmak zayıf göztermek istiyorlar.ama yinede daha öncede söylediğim gibi şişman komutan istemiyorum...Beğen