Yaşar Taşkın KOÇ
Yaşar Taşkın KOÇ
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Yaşanmış bir 12 Eylül dramı daha

GİRİŞ 24.04.2010 GÜNCELLEME 24.04.2010 YAZARLAR

Bugün köşemi önemine binaen son yazım üzerine gönderilen bir okur mektubuna ayırıyorum.

***

Sayın Yaşar Taşkın koç

12. eylül ile ilgili hazin gerçek hikayeyi okudum. Bu beni hafızamda bütün ayrıntıları ile sakladığım ailece çok büyük acılar yaşadığım 1984 yılına götürdü.

Özal ikdirada gelmiştir. Ama askerlerin koydukları insanlık dışı yasaklar devam etmektedir. Bakın Başımıza gelene. Anlatıyorum. Olay başlı başına bir kitap olacak kadar detaylarla doludur. Ama size kısaca yazacağım.

1984 yılı aylardan temmuz. Çeşme de halıcılık işi ile uğraştığımız için, yazı geçirebileceğimiz bir ev kiraladım. Merkez-tur Boyalık koyunda denize sıfır bir site.

Site yeni bitmiş, orda burda inşaat artıkları var. Küçük oğlum Cenk 6 yaşında. Benden bisiklet almamı istiyordu. O gün ona kırmızı bir bisiklet alıp arabama koydum. Güneş batmadan bir kaç saat önce İzmirdeki işyerimden ayrılarak Çeşme'ye Merkez-Tur sitesine ulaştığımda bir heves ile bisikleti bagajdan çıkartırken oğlum bana doğru koşarak geldi. Ben bisiklet için geldiğini sanırken, baba gözüme taş attılar görmüyorum bu gözümle dedi. Oyun oynadığı 4 yaşındaki bir çocuğun fırlattığı küçük bir kesici tuğla parçası gözünü yırtmıştı. Günlerden Cumartesi idi. Derhal İzmire götürmek için yoıla çıktık. İzmire varınca önce işyerimize çok yakın oturan prof Selahattin Erbakan ( Sn Necmettin Erbakanın kardeşi) beyin kapısını çaldık. Durumu anlattık muayene etti baktı. retinası yırtılmış ve merceği gitmiş dedi. Derhal ameliyat olması gerekli dedi. Ben yarın Yurt dışına gidiyorum, siz Ege Üniversitesine götürün dedi. O zaman doçent, bu gün prof olan Mahmut Kaşkaloğlu iyi bir dr. dur. Ameliyatını yapar dedi. Ameliyatın iki aşamada olması gerek dedi. Önce dikilecek, göz toparladıktan sonra mercek konulması için ikinci bir ameliyat olacak dedi.

Tabii hemen Ege Üniversitesi göz bölümüne götürdük. İlk müdaheleyi Mahmut Kaşkaloğlunun o gece nöbetci olan eşi yaptı. Ameliytatı hemen yapacak kimse yoktu. Eşim yarın sabah yapar dedi. Göze ilaçlar damlatıldı. Sabahı beklemeye başladık. Dr gelmişti. Ama ameliyathane kilitli idi. Ve o gün Ameliyathene görevlisi ki bunlara İCAPCI deniyor. izinl imiş ve anahtarda sadece bu kişide imiş. İnanmıyacaksınız belki ama gerçek. Ve Ameliyatın gözün iltihaplanmaması için acil olduğunu bildiğimden icapcının ev adresini istedim verdiler. Arabamla gittim bir saat aradıktan sonra buldun. Adam evin de tamiratla uğraşıyordu. Alıp getirdim hastaneye oğleden sonra ameliytı yapıldı. Ertesi gün de ameliyatı yapan dr bey izine ayrıldı. üç yada dördüncü gün bölüm başkanı sayın prof GÜNAY HAZNEDAROĞLU muayene sonrası gözün iltihaplandığını söyledi. Geç kalındığı için göze mikrop bulaşmıştı. Hergün gözüne ve kollarına iğneler ile antibiyorikler uyguldılar. İyileşme olmuyordu.

Bu gözünü kaybedeceği kesin gibiydi, asıl önemlisi diğer gözüne de iltihabın bulaşması ihtimalinin bulunması idi. Artık diğer gözü kurtarmak için bu gözün alınması konuşulmaya başlanmıştı. Bir baba olarak çırpınıyordum. Günay hocanın odasında iken. Hocam dedim. maddi durumum iyi sayılır. Acaba yuırt dışına götürsem kurtarma imkanı bulabilirmiyim dedim. Dedi ki, bu durumdaki gözlere VİTREKTOMİ denilen (göz suyunun değiştirilmesi ) bir ameliyat yapılabilir. Ama bu ameliyatı dünyada az dr yapabilmektedir. Ben isviçrede bir dr biliyorum. Prof CLOTTİ ona götürebilirseniz iyi olur. Derhal bu dr ile temas kurmaya çalıştım. Ama öğrendim ki dr tatilde 10 gün sonra döneceğini söylediler. Çare yok götürmeliyiz dedim.

Asıl 12 eylül dramı bundan sonra başlıyacaktır. Derhal hepimize pasaport çıkartmam gerekiyordu. Emniyete gittim müracaat ettim. Bir gün sonra gel dediler gittiğimde sizin soyadınızda bir akrabanız sıkıyönetimce aranmaktadır. Sıkıyönetimce aranan kişilerin birinci derecede akrabalarının ve ayni soyadındaki akrabalarının yurt dışına çıkması yasaktır. Biz işlem yapamayız dediler. Ama istersen içişleri bakanlığına müracaat edebilirsin. Durumu anlatırsın belki izin verirler.

Ankara ya gitmeye karar verdim. Gitmeden bir gün önce de o zaman büyük şehir belediye başkanı sn BURHAN ÖZFATURA ya giitim. Sağolsun bana arkadaşı olan

ve o zaman içişleri bakanlığı müsteşarı olan sn GALİP DEMİREL e gider semalarımı söylersin dedi ve bir kart yazdı. Ertesi sabah saat 9 da bakanlıkta Galıp beyin

özel kaleminde kendisini beklemeye başladım. Sekreter hanıma başıma geleni anlattım acıdı ve ilk olarak benim görüşmemi sağladı. İçeri girdim. Elimde bir çanta çantamda uzun yıllardır İzmirde ikametim, tapularım, ihracatcı belgem , ve daha bazı belgeeler ile birlikte derhal yurt dışına götürülmesi gerektiğine dair Göz hastalıkları ana bölüm başkanı sn Günay Haznedaroğlunun derhal yurt dışına götürülmesi gerektiğine dair raporu var. Bütün bunları arzettim. Sıkıyötemce aranan kişi Vedat Dağtekin benim kardeşimdir. Benden 20 yaş küçüktür. Diyarbakırda kimya fakültesinde okuyordu. Ben yıllardır İzmirdeyim kendisi ile hiç bir ilgim yok dedim. Nerede olduğunu da bilmiyorum. dedim. Dinledi. ve beni Emniyet genel müdürü Sn Mehmet Ağar beye gönderdi. Oraya gittim. Bekledim uzunca bir süre bekledikten sonra Sn Ağar a anlattım. Oda beni bu işlerle ilgili aranan kişilerin dosyalarının bulunduğu başka bir polis bölümüne gönderdi.

Gittim yetkililer biraz beklettiler. Dosyasına baktık dediler. İmkansız size pasaport veremeyiz dediler. Orada adeta yıkılmıştım. Bayılıp düşecek gibi oldum. Geri döndüm üzgün adımlarla ayrılıyordum. Arkamdan Allah razı olsun ondan bir bayan polis dışarı çıkmıştı. Bir dakikka beyefendi dedi. Siz bu işi ancak tepeden halledebilirsiniz. Bakana çıkmanın yolunu bulunuz dedi. Teşekkür ettim. Ayrıldım. O gece Ankarada bir otelde kaldım. Bir zamanlar Van İl Başkanlığını yaptığım Güven partisinin çok değerli mensuplarından rahmetli FERİT MELEN beyin evinin kapısını çaldım. Beni severdi. Beraber aylarca seçim çalışmaları yapmıştım 1970 lerde falan.

Dinledi beni üzüntüsünü ifade etti. O zamanki İçişleri bakanı Rahmetli Özalın bacaanağı sn ALİ TANRIYAR beye teelefon etti. Dedki bu kişiyi iyi tanırım. Küçük kardeşi diyarbakır sıkıyönetimince arananlar listesindeymiş. Ama bu kişinin bir alakası yok. Oğlunu acil ameliyata götürmesi lazım. Lütfen yardımcı olunuz dedi. Gönderin gelsin demiş.

Sevinçle içişleri bakanlığına koçtum. Bakan bey beni kabul ettiğinde odasına girdiğimde birde baktım ki GALİP DEMİREL de yanında oturuyor. Galip beye döndü bu işi halledelim dedi. Ve buna inanamıyacaksınız. Ama gerçek şerefimle yemin ederim gerçek. Galip bey bakana dediki, bu bey bana daha önce geldi. Ama elindeki rapor tek bir prof imzası taşıyordu. Gitsin İzmirden hastaneden heyet raporu getirsin emir verelim o zaman. Bu zat milletvekili de oldu. yaşıyor. Bu yazdıklarımı okumasını çok arzu ederim. O gün yaptıklarından bu gün utanç duymaları icap eder. Evet böyle, gün çarşamba, gece en son uçağa yedekten yer buluyor izmire dönüyorum. Sabah ilk işim hastaneden heyet raporu almaya çalışmak. Öğleden sonra bitiriyorum. Cuma sabahı içişleri bakanlığına raporu götürüyorum. İlgili birimlere emir veriliyor. Ama o gün İzmire teleks çekmek mümkün olmuyor. Pazartesi sabahı yazınız İzmir emniyetine ulaşacak merak etmeyin dediler. İzmire geri döndüm. Pazartesi sabah İzmir pasaport müdürünün yanına gittim. İşlemlerin yapılmasını bekliyorum. Yanında 7-8 yaşlarında bir çocuk olan bir adam içeri girdi. Dedi ki müdür bey , ben oğlumu geçen sene İngilterede göz ameliyatı yaptırdım. Şimdi kontrole gitmemiz gerek. Pasaportuma oğlumu da kaydetmenizi istiyorum. Adam çıkınca bende arkasından çıktım.

Başıma geleni anlattım. Meğer bir yıl önce ayni olay onun da başına gelmiş. Ama epey geç kalmış ama genede gözü alınmaktan kurtarmışlar. Bana dedi ki. Sen doğru cocuğunu Londra ya götür. MORFİLD hastanesi dünyanın en iyi göz hastanesi. Bana çantasından adresleri dr adını adresini telefonunu her şeyi verdi. Pasaportları çıkartır çıkarmaz derhal işyerime döndüm. telefonlarra sarıldım. Dr dan perşembe sabahına randevü aldım.

Uçak bileti , ve her işimizi hallederek ,salı günü cocuğu bir aydanberi yattığı hastaneden çıkartarak çarşamba günü Londraya ulaştık.

Perşembe sabahı morfild hastanesinde çocuğumu muayene eden dr şunu söyledi. Eğer daha önce getirebilmiş olsaydın bu gözünü yüzde yüz görme ile kurtarırdık.

Ama görme sinirleri tahrip olmuş. Gözünde yüzde 10 görme olacak, gözü yerinde canlı olarak kalacak, diğer gözüne birşey olmayacak VELLİNGTON HOSBİTAL de yarın ameliyat edeceğim dedi. Vikrektomi ameliyatı. Sevinçten deliye dönmüştük.Rahmetli karımda bende ağlıyorduk. Ve aynen dediği gibi gitti her şey. 4 gün hastanede kalındı. sonra çıktık bir otelde bir hafta daha kaldık. kontroller yapıldı. Yurda döndük. Senede iki defa bir iki sene kotrole gittik. Ve böylece sevgili oğlum bir gözünün yüzde doksanını kaybetmiş olarak hayatına devam etti.

Bu gerçek olayın kardeşim ile ilgili bölümüne gelince:

Diyarbakır da kimya fakültesinin üçüncü sınıfında okuyan, ayni zamanda bir işte çalışan kardeşim, arkadaşlarının etkisi ile Türk-Kürt kardeşliğini savunan bir örgüte üye olur. Ayni evde beraber kaldığı arkadaşları bir eylem yaparlar. Bir üsteğmen ölür. Sıkı yönetim bunları arar. Sıkıyönetime düşenlere işkenceler yapılmaktadır. Kaçmaya karar verirler. Kardeşim olayın içinde olmamasına rağmen, yakalanıp sorguya çekilmekten korkar onlarla beraber kaçar. Önce İrana giderler. sonra Irak daha sonra Avrupa. Kardeşimden 10 yıl hiç haber alamadık.

Rahmetli annem gece gündüz ağlardı. Sonra bir kaç mektup ulaştı. Yazısını tanıyınca sağ olduğunu anladık. Mektuplerin geldiği adres köln de idi. O adrese gittik. Bir Kürt vatandaş bizi azarladı tanımam dedi. Sonra Van daki anneme bir gün bir telefon gelir.

Arayan kişi yardım etmek için aramaktadır. Kardeşimin bulunduğu Hollandadaki mülteci kampının telefonunu verir. Bu suretle irtibat kurulunca gidip Hollandadan kendisini o kamptan aldım. Elçiliğe götürdüm. Belge yaptırdım. İzmire geldiğimizde polis gözaltına aldı. Diyarbakır sıkıyönetime soruldu. Gelen cevap aynen şu.

BU KİŞİNİN İŞLENMİŞ HERHANGİ BİR SUÇU YOKTUR. ÖRGÜT ÜYESİ OLDUĞU İÇİN ARANANLAR LİSTESİNDEDİR. İFADESİNİ ALIP SERBEST BIRAKINIZ.

Kardeşim iki yıl kadar psikolojik tedavi gördü. Şimdi hamdolsun işi var eşi var iki pırlanta çocuğu var. yaşamına devam ediyor. 

SON SÖZÜMÜ YAZIYORUM:

EY ASKERİ DARBE HEVESLİLERİNİN YARGILANMASINI HAZMEDEMİYEN YALANCI DEMOKRASİ HEVESLİLERİ , EY 12 EYLÜLÜ YAPANLARIN YARGILANMASINA KARŞI ÇIKANLAR, EY ÜLKENİN DEVAMLI ASKERİ VESAYET ALTINDA YAŞAMASINDAN YANA OLANLAR, EY ANAYASA DEĞİŞMESİN DİYE ÇIRPINANLAR UYANIN EĞER BU ÜLKEYİ SEVİYORSANIZ TAM ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİDEN YANA OLUNUZ.

Bu yazdıklarımı aynen yayınlamanız en büyük dileğim ve arzumdur. saygılarımla

ZEKAİ DAĞTEKİN İZMİR

YORUMLAR 6 TÜMÜ
  • ebu_muhammed 15 yıl önce Şikayet Et
    geçmiş olsun. kardeşim size büyüğk geçmişolsun.mucadelenizide tebrik ederim.ya bu olay fakir birine olsaYDI OLAY TAMAMEN VAHİMDE OZAMAN NE OLURDU DÜŞÜNMEL BİLE İSTEMİYORUM
    Cevapla
  • Turab ATASEVER 15 yıl önce Şikayet Et
    Devlet BAHÇELİ ve ÜLKÜCÜLER. Özellikle İhtilali görmüş ülkücüler Anayasanın değiştirilmesine ve 12 Eylülü yapanların yargılanmasına destek verirken Devlet BAHÇELİ bu ülkücüleri çok haksız ve adice itham ederek aşağıladı. Ülkücüler ülkücü olmayan bir adamın ülkücü olmayan kadrosuna güvenerek siyaset yaptıklarını zannediyorlar. Tabanı ile tavanı arasında bu kadar uçurum olan, bu kadar ideal ve ülkü farklılığı olan, bu kadar tabanını ezen ve hiç yerine koyan başka bir parti yoktur.AKp bile kendi tabanına idealsiken saygı duyuyor ama Mhp?
    Cevapla
  • ALİYA İZZET BEGOVİÇ 15 yıl önce Şikayet Et
    Çok üzücü bir olay, Allah tüm darbe mağdurlarının yanında olsun. İnsan evladı için ölür,ama elinden birşey gelmezse 1000 defa ölür ölür dirilir.ZEKAİ DAĞTEKİN beyin çevresine rağmen başından geçenlerin ve çaresizliğinin insanı üzmemesi için nasıl bir ruh halinde olmak gerekir bilemiyorum.Allah bir daha o günleri yaşatmasın.Aslında ZEKAİ DAĞTEKİN bey gibi hayatının darbeye tekabül eden döneminde mezalimi yaşamış milyonlarca mağdurun olduğunu düşünüyorum.Bunlardan çarpıcı anekdotlar toplanıp kitap haline getirilse,hem o insanlara bir katkı olsa hem de demokrasiye katkı ols
    Cevapla
  • şükrü ertaç 15 yıl önce Şikayet Et
    Bu anıda benden olsun,. Aşağıda yazan arkadaş gibi hanımın sancısı gecenin 3,ünde tutdu dışarda sokağa çıkma yasağı doğru dürüst para yok araba yok telefon yok,2 yaşında küçük oğlumu bırakacak kimse yok,hanım saat sabah 5,e kadar kapı eşiğinde kıvrandı 5,de yasak bitince ilk bulduğum araçla hastaneye yetiştirdim girdikden 10 dakika sonra 2,inci oğlum dünyaya geldi çok şükür rabbime,bu anayasaya destek verenler o günlerin acısını çekmemiş herhalde..
    Cevapla
  • cemal Lami İNAN 15 yıl önce Şikayet Et
    Bir Yaşanmış Olay da Benden.... Çok değerli bir öğretmen arkadaşımın annesinden dinledim. Tarihler 11 Eylül 1980i gösterdiği gece, uzun süredir sancılarla taşıdığı ikiz yavrusunun dünyaya geleceğini fark eden teyzem sancılar artınca bulunduğu ilçenin hastanesine 12 Eylül 1980 04:00 sularında giderler. Çok geçmeden darbe olduğu duyurulur. Doğacak olan iki yavrusuyla ortada kalakalır kadıncağız. Sivas devlet hastanesine götürürler ama orda da ilgilenen olmaz ve nihayetinde iki yavrusunu kaybeder. Yıllarca psikolojik tedavi görür. Yazık...
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle