Barış ilk defa savaştan daha kârlı gözüküyor
Kürt sorununun çözümüyle ilgili yeni bir siyasi iklimin içinden geçiyoruz. Bu iklim galiba küresel ısınmanı beraberinde getirdiği yeni ve alışık olmadığımız kuşaklardan birini tanıtıyor Türkiye'ye. 25 yıldır devam etmekte olan ve kendi içinde aşılmaz kırmızı çizgiler ve alanlar oluşturmuş olan sorunun bütün alanları yeniden renkleniyor. Bu renklenmede eski ezberlerin tekrarı kadar yerlere dökülen boyaların ürettiği yeni renkler de belirleyici oluyor.
Dünyada siyasetin değişen anlam ve dinamikleri hiçbir sorunun eski siyaset tarzına terk edilemeyeceğini öğretiyor. Sorunların varlığından beslenmenin maliyeti gittikçe arttığı gibi, sorunların çözümüyle elde edilecek gayri safi hasılanın gerek ekonomik gerek toplumsal sağlık ve mutluluk açısından değeri daha cazip görünüyor. Açıkçası siyasetin manevraları sayesinde ilk defa barış siyasetten daha kârlı gözüküyor.
Türkiye'de savaşı sürdürme lobisinin kendi yumurtalarını pişirmek için bütün ülkeyi ateşe veren tutumlarının çirkefliği insanların gözünde daha fazla büyümeye başlamıştır. Bugün savaşı sürdürmek için ileri sürülen hiçbir argüman, bu savaşın akıl almaz maliyetleriyle karşılaştırılmaktan kaçamadığı gibi bu maliyetleri karşılayacak hiçbir bedel gösteremiyor.
Bu ülkenin insanı her geçen gün daha fazla verdiği şehidin nereye gittiğini merak etmeye başlıyor.
Bu sorun başladığından beri Türkiye'nin demografik ve sosyolojik özellikleri bile büyük oranda değişti. Düne kadar şehit olan askerler çoğu köylü olan ailelerinin muhtemelen beş-on çocuğundan biri oluyorlardı, bugün şehit olan çocukların önemli bir kısmı kentli ailelerin bir-iki çocuğundan biri oluyorlar.
Türkiye sorunun başladığı seksenli yıllarda nüfusunun sadece yüzde 50'si kentlerde yaşamakta iken, bugün kentlerde yaşayan nüfus yüzde 75'e ulaşmış durumda. Sorun başladığında 250 bin olan Diyarbakır kent nüfusu bugün bir milyonu aşmış buluyor. Türkiye'nin diğer taraflarında da durum farklı değildir ama yaşanan terör ortamının en büyük etkilerinden birisinin Güneydoğu'nun kentleşmesine kazandırdığı büyük ivme olduğu görülmelidir.
Düne kadar köylerinde yaşayan insanların kentleşmesi aynı zamanda vatandaşlık niteliklerini daha fazla hissettirmesiyle sonuçlanıyor. Kentleştikçe insanlar modern ideolojilere ve siyasi söylemlere daha açık hale geliyor, toplumsal hareketlerin hızı ve trafiği de iyice sıkışabiliyor. Bu sadece Kürt meselesinde değil Türkiye'nin toplam siyasetinde de kendini gösteren, bütün sorunlarda etkisini hissettiren bir gerçektir.
Kuşkusuz bu da sorunun sadece bir yüzüdür ama diğer yüzleriyle birlikte mutlaka göz önünde bulundurulması gereken çok önemli bir yüzüdür. Değişen Türkiye'nin sorunları eski tarz siyasetle, eski tarz teori ve yaklaşımlarla geçiştirilemiyor artık.
Buna rağmen hâlâ dünyanın ve bu dünya içinde Türkiye'nin nereye doğru gittiğinden bîhaber görünen parti liderlerimiz var. Devlet Bahçeli'nin sorunun kendisi açısından kabul edilemez bir çözümü halinde "dağ seçeneği"ni hatırlatması açıkçası PKK'yı veya silahlı eylemleri tersinden meşrulaştırmaktan başka bir sonuç doğurmaz.
Bu durumda Bahçeli'nin şu soruyla acilen yüzleşmesi gerekiyor: Şayet siyasette kabul edilmez gelişmeler karşısında "dağ" bir seçenek olarak hatırlatılabiliyorsa PKK'nın suçu nedir? Onlar da siyaset seçeneğini "iş çıkmaz, sonuç alınmaz" bulduklarını ifade ederek kendilerini haklılaştırmaya çalışıyorlar ve garip bir biçimde Bahçeli'nin belli bir hararet seviyesinde tarif ettiği bir adreste yani dağda buluşmuş oluyorlar.
Başbakan Erdoğan ile DTP lideri Ahmet Türk'ün buluşmasına karşı Baykal'ın sergilediği tutum da ilginç bir biçimde kendi meşruiyetinin altını daha fazla oyacak kadar tehlikeli bir tutumdur. DTP ile görüşen Erdoğan'ı doğrudan PKK ile görüşmüş saymakla yüklendiği "muhbirlik" misyonu bir yana, kendisinin de başka bir terör örgütü olan Ergenekon'un meclisteki temsilcisi olduğunu birilerinin hatırlatması lazım. Üstelik Ergenekon denilen örgütün entrika ufku, yeri geldiğinde PKK'nın fiziki varlığının da en üst düzeyde besleyicisi ve sorumlusu olma zannı altında bulunuyor.
Bu durumda Erdoğan, hasbelkader Baykal ile görüşürse acaba gerçekte kiminle görüşmüş olacak?
YAZININ DEVAMI İÇİN BU LİNKİ KULLANABİLİRSİNİZ
Yasin AKTAY / Yeni Şafak
yaktay@yenisafak.com.tr
-
hızır sak 16 yıl önce Şikayet EtBAÇELİ. türkiyedeki türklerin temsilcisi mhp olamaz zaten bu işi yapamaz sayın bahçeli hiç olmaz türk milliyetcileri çok ivedi kendilerine lider bulmaları gerekli ......Beğen
-
serdar taş 16 yıl önce Şikayet Etsavaş mı terör mü. f yipi dünyanın görüşü bu.terörö savaş oldu...binlerrce şehidin kanına girenler özgürlük savaşçısı galiba...tereöristleri kollamak moda..yazıklar olsun kollayanlara.Beğen
-
ba1a ba1 16 yıl önce Şikayet Etyazıyı okumadım...çünkü!!. başlık yazarı ele vermiş...ortada SAVAŞ YOK...karşımızda hainler topluluğu var ve neyi hak ediyorlarsa alıyorlar onu!!...sen ve senin gibi yazan yazarlar ise ısrarla SAVAŞ var diyerek sanki iki ülke varmış ve savaşıyorlarmış gibi göstermeye çalışıyorlar...neye ve kime hizmet ediyorsunuz bilemem ama ÇOK İLERİ gittiğinizin farkındamısınız???Beğen
-
ALİ CAN 16 yıl önce Şikayet EtYANİ KRALLAR ÇIRILÇIPLAK. Sayın yazar Baykal ve Bahçeli'ye suçüstü yapmış, onları kendi mantıklarıyla vurmuş. Onların sözleri, ideolojileri, yapıp ettikleri çelişkilerle, topluma zarar verecek yaklaşımlarla dolu. Urgan atma şovları, dağa çıkarız tehditleri, eli kanlı ergenekon avukatlıkları, darbe savunuculukları...Beğen
-
Batu Han 16 yıl önce Şikayet Etbop eşbaşkanı. Ergenekon planı ile önce milliyetçiler sindirilmeye çalışıldı ardından mhp de aleyhine yazılar başladı. yakında kürt açılımı bop a karşı çıkan mhp yi de ergenekoncu ilan eder bu yazarlarBeğen