Yavuz Nufel
Yavuz Nufel
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

İrticaya teşebbüs girişimi!…

GİRİŞ 07.11.2010 GÜNCELLEME 07.11.2010 YAZARLAR

Geçen hafta başında bana gelen davetiyeyi okuduktan sonra hain planımı (!) uygulamak için düşünmeye başladım…

Adrenalim bi yükseldi bi yükseldi, anlatamam…

Böyle bir heyecanı bu yaşıma kadar ne yaşadım, ne duydum…

Cumhuriyetin temellerine dinamit koymak için yapılan/ yapılacak  hainlikte benim de payım olacağı için filmlerde gördüğümüz azılı seri katillerin kurbanlarını  öldürdükten sonra yüzlerinde oluşan o korkunç haz alma duygusu, ifadesi gibi bir ifade oluştu yüzümde…

 Benimle birlikte geliyorsun, dedim… Hani gazeteci olunmaz doğulur derler ya, hah işte öyle biri…  Gazeteci doğmuş ama bu çetrefilli  mesleği yapacak şartları yakalayamamış bir türlü…

Heves kelimesi ile onun meslek aşkını anlatmak mümkün değil… Bundan sonra sen nereye ben oraya abi, ölümüne varım diyordu…

 Al sana meslek aşkı, al sana gerekli şartlar, diye mırıldana mırıldana   telefonunun numarasını çevirdim ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşunun 87. Yıldönümü vesilesiyle T.C.Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan ve Bayan Manolya Doğan 29 Ekim 2010 Cuma günü 19:00-20:30 saatleri arasında verecekleri resepsiyona davet ediyorlar,  dedim… 

Elinden oyuncağı alınmış çocuk edasıyla  Ama abi  benim durumumu biliyorsun ya almazlar, kapıdan kovarlarsa, dedi…

 Benimle gelmeni istiyorum, dedim asker komutuyla…

Valla abi sen bilirsin ama çok korkuyorum, rezil olmayalım o kadar insanın içinde derken , “ Abi beni affet “der gibiydi… Bak Kerime, madem bu mesleği usta- çırak ilişkisiyle öğrenmeye karar verdin, o halde geleceksin dedim..  Ama olduğum gibi gelirim, dedi bendeki kararlılık karşısında.

Yahu senden başka türlü gelmeni isteyen mi var, elbette olduğun gibi geleceksin, diyerek son noktayı koydum!

Ne yapacağımızı sordu. Biraz irtica hortlatacak, biraz da laiklik baltalayacağız, dedim!

Başka şeylerde söyleyebilirdim, mesela ülkeyi parçalayacağız, cumhuriyetin temlerine dinamit koyacağız gibi…Mesleğe yeni başlamış be bu kadar hevesliyken vazgeçebilirdi.

Aman abi kulun kölen olayım yapma no’lur dercesine bir şeyler söyledi, tam telefonu kapatmak üzereyken meslek aşkı ağır basmış olmalı ki, ne olursa olsun geliyorum diye bitirdi sözlerini…

 Kimse itmedi, sadece biraz heyecan olsun son günlerinde gündemi, çekirgenin eğreti zıplaması, Kerime’deki heyecan ve korku neticesinde yıllarca uzak kalmaya çalıştığım bir konunun içinde bulmuştum kendimi.

Beklediğim gün saat gelmiş elçiliğimizin kapısındaydık.. Kerimede heyecan dorukta, titreyen dudakları ile bir şey olmaz de mi abi, diye sordu son kez…

Ana kapıdaki güvenlik görevlilerinin mütebessim yüzleri biraz, ardından ikinci  güvenlik noktasındaki elektronik kontroldeki bayan elçilik görevlisinin de aynı şekilde tebessümü ve “ Hoş geldiniz” sözleri iyice rahatlatmıştı Kerime’yi, duyulur duyulmaz  besmele çekti…

Elçimizin ve eşlerinin ellerini sıkmak,  tebrik etmek için sıraya girdik.. Yirmi yıldır buradayım ilk kez geliyorum elçiliğimize ve böyle bir resepsiyona ve  biliyor musun, dedi Kerime…  Elçilik binası bizim toprağımız sayılıyor, ülkemize geldin say, dedim duymadı…

Önümüzde,  arkamızda sıra bekleyen davetlilerle karşılıklı  hal hatır sorduk, el sıkıştık; kimse Kerime’ye rahatsız edici bakışlarla bakmıyordu…

Önümüzde birkaç davetli kalmıştı Kerime kabul salonunda dolaşan  bir bayanı göstererek, “ Yavuz abi bak bir Türbanlı daha var” dedi sevinçle…

İşler istediğim gibi gitmiyordu! O bayan sanıyorum Kuzey Afrika ülkelerinden bir elçinin eşi baksana kıyafetine dedim, yavaşça. Çünkü onun korkusu ve heyecanı bana inanılmaz haz veriyordu…

Babacan, sıcak ve güven veren sesiyle önce Uğur bey ardından Türk kadınının bütün güzel vasıflarını üstünde taşıyan Manolya hanım asil duruşu ve anne şefkatini hissettiren yüz ifadesi ile  “ Hoş geldiniz” dediler…

İnanamıyordum,  hain planım suya düşmüştü!

Başkonsoloslarımız, müşavirlerimiz, ataşelerimiz başta olmak üzere herkeste aynı sıcaklık aynı samimiyet aynı hoş görü…  Ya bir kişi olsun ters ters bakar, bu türbanlı da nerden çıktı diye homurdanır en azından değil mi, yok demiyor, homurdanmıyorlardı işte;  çıldıracak gibi oluyordum!..

 Davetliler, yakası rozetliler, yerli yabancı hiç ama hiç kimse Kerime’ye öcü görmüş gibi bakmıyor,  vebalıymış gibi kaçmıyordu… Hatta zarafeti, tebessümü, hanımefendiliği ile etrafında sevgi adacıkları oluşuyordu…

 “ Beyler bayanlar; ya hepiniz sözleştiniz mi, kör müsünüz baksanıza aramızda bir baş örtülü/ türbanlı var! Hiç mi vatanını, milletini seven yok aranızda! Böyle bir günde ve  hem de medeniyetin beşiği bir ülkede olacak şey mi ( !)”  diye bağırmayı düşünürken Kerime elinde portakal suları ile yanımda belirdi… Yıllarca vatan hasreti çektikten sonra  Kapıkule’den vatan topraklarına ayak basan gurbetçi heyecanı ve mutluluğu vardı yüzünde… Burası Kapıkule değil  Kerime Lahey Büyükelçiliğimiz dedim, duymadı bile…

Valla benden bu kadar baş örtüsü, türban gibi konularda  “çekirge’ler” üst düzeyde zıplamadıkça bir daha yazmam.

Sağ olsun o konuda sevgili Esra ( Elönü) tek kişilik ordu… Beyinleri tek zamanlı motor gibi çalışan muhataplarındaki tek buji işlevini yitiriyor Esra yazınca…  İttirerek çalışan mobilet durumuna düşen bıngıldak beyinli muhatapları Esra’nın ne dediğini anlamaları  önümüzdeki yüzyılda da pek mümkün görünmüyor…

Ne benden irticacı, bölücü olur, ne de güzel yurdum parçalanır, bölünür…  Kelaynak  marjinaller haricinde  kimse de bundan sonra  Cumhuriyet’in  elden gideceği safsatalarına inanmaz, onlarında sayıları zaten belli…

Özlenen tabloyu Lahey Büyükelçiliğimizde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda  gördüm…

Başta Büyükelçimiz Uğur Doğan bey ve eşleri Manolya  hanımefendiye sonsuz şükranlarımı sunuyor;  ilk kez cumhur ile kutlanan  Cumhuriyetimizin 87. Yılı kutlu olmasını, nice 87. yılları bizden sonraki nesillerinde birlik, beraberlik ve hoşgörü içinde kutlamalarını diliyorum…

Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL