Yavuz Nufel
Yavuz Nufel
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Noel değil Nufel hediyesi…

GİRİŞ 26.12.2010 GÜNCELLEME 26.12.2010 YAZARLAR

Noel ve yeni yıl vesilesi ile “ Hediye” çılgınlığı hakkında bir iki kelam edeyim derken, aşağıdaki iki hadis-i şerif aklıma geldi... "Hediyeleşin, birbirinizi sevin. Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder."

"Ziyaretleşin, hediyeleşin. Çünkü ziyaret sevgiyi perçinler, hediye de kalpteki kötü duyguları söker atar.

Nişanlana, evlenene, askere gidene, bebeği olana, yeni ev alana, taşınana, yeni işe girene, iş yeri açana, terfi alana vs  hediye almak / vermek üstelik adettendir…  Noel, yıl başı bir yana bizim de hediye alacağımız/ vereceğimiz durumlar  sıkça oluşmakta…

Haber7 ailesi olarak bu günlerde başımıza yeni bir genel yayın yönetmeni göreve geldi. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık! Hayırlı uğurlu olsuna giderken bir hediye alsam bir türlü almasam iki…  Nihayet kararımı verdim. Diğer arkadaşlarıma da birer hediye alırsam  Yaşar İliksiz’e alacağım hediye “Yalakalık-Yağcılık” olarak algılanmaz!

İşte Noel değil Nufel hediyelerim:

Yaşar İliksiz’e: Bir kilo sabır tozu, bir paket uyku çayı, bir kutu unutkanlık hapı….
Esra Elönü’ne: Başına çelik miğfer, sırtına yelek ve kocaman bir kokulu silgi ile kurşun kalem seti…
İhsan Aydın’a: Bir huni, üstüne bir çiçek ve düşünen adam heykelinin arkasındaki binada bir haftalık tatil…
Şimdilik bu kadar fakat 2011 yılında diğer yazar-çizer ve Haber7’deki arkadaşlarıma hediyelerim devam edecektir!... 
Ben on bir yıllık geleneği bozmadan, bu yıl da senenin son yazısında  aynı şekilde sesleniyorum:
 İtiraf edin!..
 
Eli kalem tutan bizden biraz daha eskiler kalemi- kağıdı çoktan unuttuklarından  sarılacaklar pc’lerine, laptop’larına başlayacaklar eskiden yaşadıkları yılbaşlarını yazmaya...
 
Değişmeyen özlemlerini, en güzel örneklerle(!) süsleyecek, hatıralarını ballandıra ballandıra yazacaklar çala klavye (Çala kalem yazmak tabirinin yeni versiyonu)
 
Örneğin; transistörlü radyolarda dinlenen yılbaşı programları, eş-dost arasında oynanan tombala oyunu, sobalar üstünde pişirilen kestaneler, patlatılan mısırlar, yılbaşı olduğu için gelenek haline gelen ama kesinlikle “bir çıkarsa- ya çıkarsa!” beklentisi olmadan alınan milli piyango biletlerinin heyecanı vs.

Ben eski yılbaşlarını hiç özlemiyorum.

Nesrin Topkapı iki göbek atacak diye gözlerimizin fal taşı gibi siyah-beyaz televizyonun camına yapıştığı günleri mi özleyeceğim. (Göbek sanatımız (?), o zamanlar estetik olarak görülmez; göbek attı, kıvırdı, salladı, çalkaladı türünden sözlerle hafife alınırdı.)
Dahası var, gecenin bilmem kaçında Zeki Müren konserini beklediğim yılbaşlarını mı özleyecek mişim, peh!

Şimdi her gece konser, her gece dansöz!..  Havai fişek dururken mısır patlatmak da ne demek? Patlamışı var zaten, al al ye...Birinci Çinko; 5, ikincisi; 7.5, tombala; 10 TL olduğu tombalayı mı özleyecekmişim, peh!..
 
Sağlık, başarı, mutluluk, huzur, barış gibi kelimeleri cilalayıp cilalayıp dostlarımıza, sevdiklerimize özenle seçtiğimiz kartlara yazıp gönderme işini, okumayı yazmayı öğrendikten sonra tam otuz beş yıl boyunca yapanlardanım.
 
Hiç unutmam yalanan pullardan dolayı vücutlarımız tatlı türünden yiyeceklere ihtiyaç hissetmez, aralık ayının ikinci yarısından itibaren kahvaltı sofralarında reçelin yüzüne kimse bakmazdı. Fakat reçel satışlarının düşmesi asla ekonomimize durgunluk olarak yansımazdı… Çünkü, pul ve yeni yıl kartlarındaki satış, bu açığı kapattır, IMF’den gelecek para kadar olmasa da borsamızın kıpırdamasına, döviz fiyatlarının sabit kalmasına yeterdi...
 
Bu yılda hiç kimseye yeni yıl için dilekte de bulunmayacağım.
 
Görüyor, şahit oluyorum ki; sağlık diledikçe sağlıksız, huzur diledikçe huzursuz, başarı diledikçe başarısız oluyorsak; barış diledikçe savaşların ardı arkası kesilmiyorsa, başımızı ellerimizin arasına alıp beş dakika düşünmek zorundayız…
 
Demek ki yazılan, söylenen o süslü sözlerde ya kimse samimi değil ya da can-ı gönülden dilek dilenmemiş bugüne kadar...  Milyonlarca, milyarlarca dileğin, temenninin her yıl tersinin gerçekleşmesinin  başka türlü izahı var mı?...
 
Kimbilir belki de daha sonraki yıllarda da bu günleri bile aratan yazılar yazacağım Allah ömür verirse, kimbilir...
 
Yeni yıla mutlaka bir şeyler başlamak istiyorsanız ve bu isteğinizde gerçekten samimiyseniz, çağırımı yineliyorum: 2011 yılına büyük/küçük demeden bir hatamızı, bir kusurumuz itiraf ederek başlayalım, var mısınız, bakalım ne olacak…
 
On yıldır olduğu gibi bu yıl da – İtiraf Edin- çağırımı yineliyor ve işte ilk itirafımı ediyorum:
 
Evet, 2011… Evet, mutlu azınlığa umut, Yeni yıl, sana “Hoş geldin” demek gelmiyor içimden.
Yaşamaktan bıktığım, misafirperver olmadığım için değil. Dünyada akan gözyaşlarını durduramaya, savaş çığlıklarını susturmaya, aç insanları doyurmaya, ezilene, hastaya, dertliye, işçiye, emekliye, fakire umut; haksızlıklara kalkan olmaya senin de gücün yetmeyeceğini bildiğim için.
 
Gelişinin ilk dakikalarında şerefine patlatılan havai fişeklerin ışıltılarına sakın aldanma.
 
Sabahın ilk ışıklarıyla biz insanlar kaldığımız yerden devam edeceğiz. Aksini iddia edenlerle her türlü iddiaya varım, eğer haksız çıkarsam 365 gün sonra senden özür dilemeye hazırım. Şimdilik kusura bakma 2011…
 
İtiraf ediyorum: Yukarıda yazdıklarımın hepsi yalandı! Çünkü ben çocukluğumun yeni yıllarını, yılbaşı gecelerini çocukluğumu çok özlüyorum,  hatırladıkça burnumun direği sızlıyor hem de…

***

 Küpelik: Haksız olduğunu anladığın anda senin için yeni bir hayat başlar… (Çin atasözü)

Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL