Bu yazının başlığı ne olsun?
Madem ki okuyucularımızla et ile tırnak gibiyiz;
Madem ki okuyucu olmazsa olmazımız;
Madem ki şeffaflık, açılım diyoruz;
O halde, bu yazıya başlığı birlikte bulalım.
Bir haftadır medyanın işgüzarlığı, özel hayata müdahalesi, didiklemesi sonucu oluşan/ oluşturulan gündem ile ortalık toz duman…
-Kim oluşturdu bu gündemi?
-Medya..
-Kim körükledi?
-Medya…
-Kim ateşe körükle gitti?
-Okuyucu ve yorumcuların tabiri ile “ Günde iki kez doğru zamanı gösteren bozuk saat”
Yazının başlığı “Bozuk saat” olsun mu?
***…
Medyayı bu hale getirenlerin ilk on birinde yer alan “Bozuk saat” birden bire bizim mutaassıp okuyucumuzun baş tacı oluverdi!…
Nasıl acımasız eleştiriler, nasıl galiz sözler; hepsine eyvallah…
Kötü söz sahibine aittir diye öğretti büyüklerimiz, gocunmadık…
Geçen haftaki yazıma gelen ortak bir soru var:
Aynı olay sizin başınıza gelse yine aynı şekilde düşünür müydünüz?
El cevap: Defne Joy Foster olayında anlatmak istediğim şudur?
Bırakın ateş düştüğü yeri yaksın…
Ölen bir kimsenin arkasından tüm Türkiye konuşsun istemem. Bu benim eşim yakınım olursa hiç istemem., Sokakta beni tanımayan insanların bana acıyarak bakmalarını da istemem… İçine düştüğüm; ,içimi yakan ateşi söndürmek isterken ha bire körükleyenlere düşman olurdum.
Bu yazının başlığı “ Ateş düştüğü yeri yaksın“ olsun mu?
***
O mahalleyi çok iyi olmasa da biliyorum…
Okur temsilcimiz İhsan bey kardeşimin son yazısında verdiği örneği lütfen okumanızı rica ediyorum…
Kesmedi mi?
Tarhan Hocamızın yazısına ne dersiniz?
Peki, Senai Beyin son iki yazısı?
Ya, GYY'mizin tespitleri?
Hiçbiri kafi değil mi yargısız infazlara?
Olabilir, demek ki meramımızı anlatamamışız/ anlatamıyoruz…
O halde; Hadis-i Şerifler kafi gelmiyorsa; töresel barbarlık ve düşünce ayetlerin önüne geçiyorsa; Senai bey’in yazısının başlığını iktibas edip;
“Yok böyle din 2 !” olsun mu?
***
Arayan bulurmuş, yahu bu kadar acımasız eleştiri yapan insanlar neye dayanarak bu sözleri yazıyorlar diye düşündüm ve buldum. Arayan bulurmuş, derler..
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse mahremi olmayan yabancı kadınla bir arada bulunmasın, zira üçüncüleri şeytandır."(Buhari)
Haklılar..
Peki;
"… Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir." (Hadid suresi, ayet 4)
Allah, kulunun madde ve mânâ âlemini daima terbiye etmekle, o kuluna onun nefsinden daha yakındır.
Kabul eden eder, etmeyen etmez ben Buhari’den nakledilen Hadis-i Şerif ile bu ayeti karşılaştırdığımda şu sonuca vardım:
Mahremi olmayan bir kadınla bulunsam bile Allah bana şeytandan daha yakındır… Şeytanın insanın yanında olması için mahremi olmayan yabancı bir kadınla bir arada bulunup bulunmaması önemli mi?…
Şeytanın yakınlığından önce Allah’ın şah damarı kadar yakın olduğunu düşünmek daha evla değil mi?
O zaman ölüleri, dirileri karıştırmadan, bu yazının başlığı:
“Arayan bulur” olsun mu?
***
İlk şiir kitabımın girişinde şu cümle var:
Her öküz “mö” diyebilir, ama hiçbir öküz “mö” yazamaz!.. Ben, “Ol” emri ile “Öl” emri arasındaki zamanda “mö” yazmaya çalışan bir öküzüm…
Sen de yazar mısın, diye soranlar geç kaldınız… “Mö” size kapak olsun…
Bir başka örnek:
Eski genel yayın yönetmenimiz Ünal Tanık bey’in Haziran 2008 tarihli Umre’de tanık olduğu bir olayı anlattığı yazısında:
“Türkiye'de insanların “şarap şairi” olarak tanıdığı şaire, “Hudaya, Hayyam’a da şefaat eyle” demesi, önce ilgimi çekti.
Sonra aklıma Neyzen Tevfik’in Beyazıt Camii’nde söylediği söz geldi. Rahmetli Hocam Prof. Mehmet Çavuşoğlu anlatmıştı.
Neyzen Tevfik bir gün camide yüzü koyun boylu boyuna uzanmış. Sesli sesli konuştuğunu gören yakınındaki biri Tevfik’e müdahele etmeye kalkmış.
“Kendine gel kendine! Camide böyle yatılıp da öyle ileri geri sözler söylenmez” diye uyarmaya kalkmış. Kendince yakarışını bitiren Neyzen Tevfik, dönüp adama çıkışmış.
“Ben bu kapının köpeğiyim, bu kapıda nasıl havlayacağımı senden mi öğreneceğim” demiş.
İranlı hacının Hayyam için duasını dinlediğimde, Kimbilir, Hayyam belki de Neyzen Tevfik gibi, Yaratan’ın kapısında öyle “havlamıştır” biz onun yakarışını fark etmemişizdir” diyordu.
O halde bu yazının başlığı:
“ Ben bir köpeğim ya sen?” olsun mu?
Not: Bu yazıdan gocunması gerekenler yorum yazan kardeşlerimiz değildir… Gocunması gereken varsa sitemize üye olup, rumuzla bile eleştiri yapma cesareti gösteremeyen, mail adresime yollanan onlarca e-mail sahipleridir…