Deprem muhabbetinden gına mı geldi?
Geçen haftaki yazımda, “8 Mart Dünya kadınlar günü, mutlaka 8 martta kutlanacak diye bir durum söz konusu değildir elbette…
9,10, 11, 12, 13 Mart fark etmez hangi gün müsaitse kut-la-na-cak ve daha da önemlisi, oy-na-na-cak, kurtlar dökülecek” demiştim…
Yanılmamışım…
Dün de, bugün de hala kutlamalar / dayanışma geceleri tüm hızı ile devam ediyor!
Günah çıkarmak için pazarı bekleyen papaz gibi, kadınları kutlamak için mart ayını bekleyenlerden olmadım/olmayacağım…
Bir kısım ülkem kadınlarının umurunda pek umurundaydı sanki…
Yine de onlar için güzel bir fikrim var:
Bakanlar kurulundan rica etsek, kanun hükmünde bir kararname çıkartıp mart ayının ikinci haftasını “Dünya Kadınlar Haftası” olarak kabul ederek dünyada bir “ilk”e imza atsalar güzel olmaz mı, ne dersiniz (!)
…
Dünyanın, medyanın gündeminde ilk haber olan Japonya’da meydana gelen deprem…
Japonya’daki depremin duyulduğu ilk dakikalarda “ Bizde de olur mu sorusunun meydana getirdiği korku çoktan atlatıldı…
Gazete manşetlerine, Tv haberlerine aldanmayın sakın, deprem kimsenin umurunda olmadığını göreceksiniz çıkın sokağa bakın…
Kimin umurunda, kimin değil sorusuna acı bir örnek vermem gerekirse:
Marmara Depremi’nin 10. Yılı dolaysı ile 17 Ağustos gecesi TRT1’de yapılan canlı yayını izlemiştim…
Ertesi gün raitinglere baktığımda TRT 1 in 10. Yıl dolayısı ile yaptığı “ Deprem Özel” ilk yüz program arasına bile girememişti…
Eğri oturup, doğru konuşalım; Deprem Özel programını hazırlayan ve katılan konuklar arkadaşlarım olmasa belki ben de izlemeyecektim…
Daha da önemlisi, 17 Ağustos sabahı yazdığım “ Enkaz Altında “ adlı şiire klip çekilmiş ve o programda gösterileceği haberini aldığım için o kadar dikkatli izlemiş olabilirim…
Depremi yaşamış, tanıdıklarını kaybetmiş, duyarlı olduğuna inandığım ve aynı sektörde kalem oynattığımız insan bile; “Ya şu deprem haberlerinden, görüntülerinden gına geldi valla” diyorsa gerçekten düşünmek lazım…
Düşünmek lazım diyorum, ama bende düşünmedim arkadaşın sözlerinin ardından aklıma birden Rahmetli Barış Manço ile o meşhur şarkısı geldi:
“A” de bakim… Bi de “Y”… şimdi bi de “I” de…
Oku bakim!..
AYI… Oku bakim: AYI..“
…
Bizler ayıları hayvanat bahçesinde görerek büyüyen bir nesil değiliz…
Gülhane Parkı’nda hörgücü pörsük bir deve, yelesi dökük bir aslan, kurnazlığı tellere takılmış bir tilki, solucandan irice bir iki kara yılan, doğurmaktan içi dışına çıkmış onlarca tavşan, sütten kesilmiş, kaburgası sayılan bir inek, kasapların elinden kurtulmuş iki at ile üç eşek, kendini yardan uçuracak bir tutam ot bulamamış bir keçi, yumurtadan kesilmiş birkaç tavuk ile ötmeyi unutmuş bir horoz, kuyruğunu kaldıramayacak kadar yaşlı bir tavus kuşu, kendi leşine göz dikmiş biri-iki akbabadan ve emekli dansöz bir ayılardan oluşan hayvanat bahçesi vardı…
Gülhane Parkı’nda hayvanat bahçesi olduğunu on altı yaşımda öğrendim, tesadüf eseri!
Büyüklerimiz bizi pek götürmezdi… Cimriliklerinde değil, yukarıda saydığım hayvanlara çoğumuz köyümüzden, köyümüzün kenarındaki ormandan yada varoşlarımızdan aşinaydık…
Ne Barış Manço’nun ayıları sevdirdiği nesildeniz, ne de adam olacak çocuklarındanız.
O zamanın varoşları on-on beş katlı binalardan oluşmazdı, köylerin İstanbul civarına taşınmış haliydi, bahçeli, ahırlı kümesli evlerden oluşurdu..
Sokaklarda bu günkü kadar olmasa da iki ayaklı ayılarla birlikte tef eşliğinde kavruk sesli Romen abilerimizin ekmek parası için dolaştırdıkları, burunları halkalı kalça kıran, göbek atan “dansöz” ayılar vardı.…
Erkekse “Kocaoğlan” dişi ise “Zarife” isimli ayı, Romen abimizin talimatı ile hamamda kocakarıların nasıl bayıldığını taklit ederek final yapardı…
Genelde adları “ Baryam” olan Romen ağabeylerimiz seyircilere tef dolaştırır, büyüklerimiz gönüllerinden kopan üç-beş sipaliyi (kuruşu) Romen abimizin tefinin içine bırakırlardı…
…
Deprem, kadınlar günü ve çocukluğumuzdaki sokak dansözü ayıları, ayıcı bayramlar…
Çok farklı konular gibi görünse de aslında hepsi birbirinin gizli öznesi…
Japonya Depremi, günümüzün modern Baryamları, iki ayaklı Zarifeleri, Kocaoğlanları için bulunmaz bir fırsat!..
Dayanışma, yardım, destek geceleri için haydin salonlara…
Hadi organize kabiliyeti yüksek bayanlar baylar Japonya zengin bir ülke, kendi yaralarını kendisi sarar demeyin…
Hem eğlenin hem de Japon kardeşlerimize yardım için bütün eller havaya…
…
Küpelik: Yunus Emre’den insanlığa, "Sen doğru ol da varsın sanan eğri sansın. Lakin, sakın unutma ki sen kendini bir şey sanmadığın sürece doğru insansın”
Küpelik: Yaşar İliksiz’den bana: Ey zamane Deli Dumrul, Azrail’in yenilmezliği kendi marifeti olsa kolay…
Yavuz Nufel - Haber 7
mailto:yavuznufel@live.nl