Sandıklara sığmaz, siyaha boyanmaz!
Az da olsa hatırlayanlarınız olacaktır bu ismi…
Hani, bir yazımın altında fırtınalı iç dünyamı çizdiği resmi yayınlamıştık bu sütunlarda…
O bir emekli resim öğretmeni/ ressam… Emekli olunca şu ikindi çayı senin, bu altın günü benim dolaşan emeklilerden değil… Sanki işe yeni başlamış gibi…
Hayalini kurduğu atölyesine geçtiğimiz aylarda kavuştu…
Amacı para kazanmak değil… O yüzden bu yazı da, hatır işi dost işi, yağcılık, yalakalık değil…
Atölyenin kirasını emekli maaşı ile ödüyor…
Ne gam..
Fotoğraflarını görünce ağladım… Şaka değil cidden ağladım…Sağ omzumda müthiş bir ağrı hissetim…
O yaşlarda ben de onlar gibiydim ve aileme o şekilde yardım ediyordum…
Lakin hiçbir ressam ya da bir başka sanatçı, ne benim ne de arkadaşlarımın farkına varmadı… O yüzden hep siyah giyişim… O yüzden Nuri Leflef(*) adını akraba isimlerinden daha çok hatırlayışım…
İşte Zennur hanımın benim için yazdığı o yazı… Bu hafta köşemi ona verdim… Çünkü o fırçalarını benim arkadaşlarıma veriyor…
***
Her günkü gibi bu sabah da atölyenin kapısını açtım.
İçerdeki boya kokusunu iyice içime çektim, ne güzeldi…
Şimdi bir kahve içmeliyim derken ayakkabı boyacısı iki çocuk atölyenin kapısından içeri girmeye çekinerek:
-Burada resim mi yapıyorsunuz?
-Evet, görmek ister misiniz, diye sorunca da bir iki adım attılar duvardaki, şövalyelerdeki resimlerde göz gezdirdiler.
—Bunları sen mi yaptın?
—Evet, dedim..
-Bende çok seviyorum resim yapmayı, derken diğeri de okulun en iyi resim yapanı bu, diye arkadaşının sözünü pekiştirdi.
—Resim yapmak ister misiniz?
—Hı hı çok isteriz…
—Haydi öyleyse alın size kağıtlar boyalar…
Hemen çizmeye başladılar, onlar çizerken de sohbeti ihmal etmedik.
Resimlerini büyük bir coşkuyla tamamladılar, üstüne kocaman yazılarla isimlerini yazdılar. Yaptıklarıyla ne kadar gururlandıklarını görüyordum.
-Çok güzel çizdiniz, resminizi çok beğendim, bana satar mısınız? Ama çok para veremem, 1 liraya ne dersiniz?
Sevinçle “Tamam!” dediler.
Resimlerini astım, kendilerine teşekkür ettim onlar da bana ettiler. Gözlerinde gördüğüm mutluluğu asla unutamam.
Kapıdan uğurlarken ben de çok mutlu olduğumu hissettim. Defalarca dönüp, dönüp el salladılar.
Kim bilir belki de bu gün hayatlarındaki siyahın üstüne ilk renkli fırça darbesini atmışlardır diye düşünerek atölyeye girerken yüzümde oluşan kocaman gülümsemenin farkında değildim. Oğlumun, “Anne hala karşında duruyorlarmış gibi gülümsüyorsun, ne kadar mutlu oldun” demesiyle kendime geldim.
Aslında o anda hayal kuruyordum. Keşke imkanlarım elverse de yaptıkları çalışmalarla İstanbul’da sergi açabilsem, resimleri satılsa geliriyle sanat eğitimi almak isteyen yetenekli öğrencilere için harcansa vs. vs…
-Deniz yarında gelirler mi, dedim…
Ertesi gün aynı saatte onları karşımda görünce biraz şaşırdım, yanlarında bir arkadaşları daha vardı, ertesi gün biri daha!
Onlarla düzenli olarak çalışma ve derslerinde daha başarılı olma konusunda anlaştık. Yavuz Nufel Boyacı çocuklar için der ki; “Onlar hayatı ayaklarından yakalamaya çalışan ve sadece siyaha boyayan çocuklar”
Oysa benim asıl amacım resim yeteneklerinin gelişip gelişmediğini gözlemlemek değil.Topluma daha iyi adapte olmalarını, kendilerine ve topluma iyi adam olabilme ideallerini, ilgi görmenin sosyal ve psikolojik olumlu etkilerini, özellikle sevginin gücünü görmek,herkese göstermek… Böylece hayatlarını siyaha boyayan çocuklara başka renklerin de olduğunu fark ettirmek.
Sizce ben çok mu hayalperest birisiyim? Olmaz mı yani?
Onların çocuk yürekleri sandıklara sığmaz, siyaha hiç boyanmaz… Bizim bile bilmediğimiz ne renkler içlerinde bir bilseniz. Biraz ilgi, biraz şefkat yetiyor inanın…
Yavuz Nufel - Haber 7
yavuznufel@live.nl
(*) Ayakkabı Cila kutularındaki isim..Ayakkabı cila markası…