Gömleğini çıkarmış, cüppesini çıkaramamışa karşı
GİRİŞ 27.04.2014
GÜNCELLEME 27.04.2014
YAZARLAR
Milli Görüş gömleğini çıkardık diyerek 12 yıl önce yola çıkan Recep Tayyip Erdoğan'ın yüzüne karşı söylenmiş bu cümlenin sahibi Saadet Partisi Genel Başkanı olsa herhalde kimse şaşırmazdı.
Medeniyet, adalet vurguları da bu kanıyı desteklerdi. Modası geçmiş bir tariz der geçilirdi.
Ama hayır bu cümle, hukukun siyasallaşmasına karşı çıkan Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın "evrensel hukuk manifestosundan."
Mahkemenin doğum günü kutlamasına gelmiş, cevap hakkı da olmayan Başbakanlar hakimlerin bu siyasi heveskarlıklarına alışıklar. Da, bu gömlek değiştirmeye, değişmeye dahi laf atan zatın bırakın hukuk adamlığını, demokrat, evrensel olduğunu nereden çıkardınız?
En baştan karşımızda evinde televizyon var ya da yok, İBDA'cı ya da değil, sonradan liberal hukuk okumaları yapmış ya da yapmamış, yani altına hangi gömleği giyerse giysin üstüne ilk başta bir geleneğin, bir kurum kültürünün cüppesini giymiş bir bürokrat var. İster yolunu AİHM kararları aydınlatsın, ister John Stuart Mill kitapları, sonunda karşımızda darbecilerin siyasetçilere, Meclis'e kolaçan olsunlar diye kurduğu bir mahkemenin başkanı var.
Her sabah işe giderken giydiği gömleğinin altında önce o gömleği taşıyor. İstese de istemese de…
Kuruluşu şöyle haberlerle duyurulmuş bir mahkemedir başında oturduğu; "Yüksek Soruşturma" Kurulu ile Yüksek Adalet Divanının görevlerinin nisan sonunda biteceği o zamana kadar Anayasa Mahkemesi'nin kurulacağı ilgililerce ifade edilmektedir" (19 Sralık 1961- Cumhuriyet)
Mahkemenin halefi olduğu Yüksek Adalet Divanı'nın Yassıada Mahkemeleri'nde o idam kararlarını veren divan olduğunu söylemeye gerek var mı? Yassıada'nın adı lanetle anılan Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol'un Anayasa Mahkemesi'nin ilk üyelerinden biri olarak görevine devam etmesi de o yüzden herhalde şaşırtıcı değil.
Yüksek Adalet Divanı'ndan Necder Darıcıoğlu, İbrahim Hilmi Senil'in Anayasa Mahkemesi başkanı yapılması, yine divanın üyelerinden Abdullah Üner, Servet Tüzün, Fazlı Öztan, Mustafa Karaoğlu'nun Anayasa Mahkemesi üyesi yapılmaları herhalde tesadüf değil.
Mahkemenin internet sayfasındaki tarihçesinde ilk başkan vekilini yemin ederken gösteren fotoğrafta kürsünün arkasındaki yüksek kürsüde gerçek patron kim gibi oturan adamın adı da Cemal Gürsel. Mahkemeye başkanvekili olarak atadığı Tevfik Gerçeker'i bir yıl sonra Diyanet İşleri Başkanı yapacak kadar gerçek patron.
Yani siyasetçi sevmezlik Anayasa Mahkemesi'nin genlerinde var. DNAları Yassıada'daki divandan. Tabii biraz mutasyona uğramış o DNA'lar. Neyse ki artık sadece kürsüden ders veriyorlar, kürsülerde kalemlerini kırıp asmaya kalkmıyorlar. Tabii asamayınca onca yıl boş durmadılar. Parti kapatma, siyasi yasaklı ilan etme, darbecilerin karşısında iki büklüm olma, kararlarıyla başörtülülere, Kürtlere zulmetme gibi epey şanlı bir tarihin altına imza attılar. Gericiliğin kalesi oldular. En son büyük kötülükleri de bu şanlı tarih bitsin diye yapılan 2010 referandumundan önce yargıdaki seçimlerde blok listenin önünü açan iptal kararları.
Haşim Kılıç "varsa üzerine gidilsin tabii" dediği yargıdaki paralel devletin o kararla önünü açmış isimlerden biri. O yüzden dün konuşmaya harika bir reddiye yazan Osman Can sonuna kadar haklı:
"17 Aralık'tan beri, durumun gerektirdiği hızlı ve acil tedbirlerin alınmasını, "haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden, siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişiklikler" olarak niteliyor ve baştan itibaren hukuk dışılığa mahkum ediyor. Paralel yapıyla mücadeleyi "haklı neden" olarak görmediğini deklare etmiş oluyor. Dolayısıyla "hukuk içinde mücadele verilsin" ifadesi ise anlamını yitiriyor."
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL