Yıldıray Oğur
Yıldıray Oğur
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Katı olan her şeyin buharlaştığı bir ramazan

GİRİŞ 17.07.2015 GÜNCELLEME 17.07.2015 YAZARLAR

"Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor. Sonunda insanlar hayatın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor”

Ama seçimden bu yana geçen 40 günü gayet iyi anlattığı açık.. O 40 günün 30’unun denk geldiği ramazanın muhakkak katı olan kalplerin yumuşamasına katkısı büyük.
Ama yine de daha çok dünyevi bir durumdu yaşanan. Ve gönüllü değil metazori, cebren…

7 Haziran’la birlikte siyaset ve bütün cepheler “hayatın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlar ilişkiye zorlandı.”

Katı cepheden ilk sızıntılar tuzluğundan, tuvaletine mutlak kötülüğün kaynağı ilan edilmiş Beştepe’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a doğru yaşandı.

Muhalefet bloku içinden önemli isimler eleştirilere aldırmadan Cumhurbaşkanı’yla görüştüler. Deniz Baykal, Celal Doğan, bir rivayete göre Tuğrul Türkeş, Ahmet Türk… Hepsinin güngörmüş, sekterlikle, katılıkla siyaset yapılamayacağını bilen isimler olması tesadüf olmasa gerek. Evin büyüklerinin bir hal çaresine bakmak için bir araya gelmeleri hali herkese çok iyi geldi, borsa bile bu görüşmelerden pozitif etkilendi.

Yıllarca ona buna faşist deyip, milliyetçilik karşıtı bin tane bildiri imzalamışlar, anti-AK Parti cephesini çökertince MHP’yi ihanetle suçlayıp, o cephede yer alsa büyük devlet adamlığına methiyeler yazacakları  Bahçeli’nin eski defterlerini açtılar.  Marx’ın vaadini gerçekleştirip bu katılığı buharlaştırmak dünyanın en şairane milliyetçi lideri Devlet Bey’e nasip oldu. 

(Bu cephede son durum; MHP grup başkanvekillerinin Beştepe’ye gitmesine izin verdi, CHP vekillerini Erdoğan’la didişmeyin diye uyardı, HDP’li Sırrı Süreyya Önder’in “Erdoğan’ı Başkan Seçtirmeyeceğiz” siyasetini şahsi katılıkla değil, çözüm süreciyle ilgili yaptığı açıklamalarla ilişkilendirmeye çalıştı)
Sonra ilk gün edilen büyük laflar yutulmaya başlandı. 

Katılığın nasıl buharlaştığının çıplak gözle göründüğü örnek HDP cephesinde olan bitendi kuşkusuz.

İlk günden elini fazla gösterip, çıtayı epey yukardan “Korkmayın asmayacağız sadece yargılayacağız”dan açan taze siyasetçi Demirtaş’a ‘Genelkurmayı’ndan balans ayarı geldi. Bizim bildiğimiz asker-sivil ilişkilerinin tersine, siyasete, diyaloğa, pazarlıklara kapıyı kapatma diyen sivil bir balans ayarıydı bu.

(Bu cephede son durum PKK’nın ateşkesi bitirme kararının hiçbir heyecan oluşturmadığı, Kürt siyasetinin tv'lere çıkıp silahlara karşı olduklarını deklare ettikleri, izleme komitesinden ya da başka pek şeyden daha kalıcı bir buharlaşma….)
Sonra, “rövanş”, “Yassıada Yargılamaları”vari 17 Aralık Yargılamaları, hatta İstiklal Mahkemeleri, tasfiye, hesaplaşma isteyen şahin Gezici-devrimci-cemaat-sol aydın cephesinin süngüsü düştü.

(Bu cephe de son olarak AK Parti-CHP koalisyonu için neredeyse yalvarırken görüldü)

Katılıkları eritip buharlaştırmaya başlayan esas sıcaklığın kaynağı ise şüphesiz koalisyon temaslarıydı.
Muhalefetin bütün sihiri işte o anda bozuldu.

3 yıldır AK Parti’ye İŞİD'çiliğinden, PKK'lılığına, mezhepçiliğinden hırsızlığına, katilliğine eline geçen her şeyi fırlatmış  yan yana durulmasını dahi yandaşlıkla bir tutmuş muhalefet partileri,  kapılarında ellerinde çikolatalarıyla beliren AK Partili heyetleri biricik kızlarını istemeye gelmiş müstakbel dünürleri  gibi karşıladılar.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN...

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL