Yusuf Özkan Özburun
Yusuf Özkan Özburun
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

“Eğmeyen” ve “İtmeyen” Eğitim İstiyorum!

GİRİŞ 08.10.2011 GÜNCELLEME 08.10.2011 YAZARLAR

Tek tip adam yetiştirme anlayışı üzerine kurulu kalıplanmış okul müfredatlarıyla yetinmeyip, özel müfredatlar oluşturup uygulamaları, kendi aralarında dayanışma içinde birbirlerinin çocuklarına öğretmenlik yapmaları, eğitim ve öğretimin mekanını ve pedagojik yöntemini kendi kendilerine belirlemeleri de işin cabası…

Okul ortamlarının psikolojik ve fiili şiddete açık hale gelmesi hatta bu şiddeti üretmesi, uyuşturucu ve diğer zararlı alışkanlıkların edinilme mekanları haline gelmesi, zihinsel ve ahlaki bozulmaların temelini teşkil edecek davranış kalıplarının öğrenilmesine uygun zemin hazırlaması gibi pek çok faktör de bunu (evde okulculuğu) zorunlu kılıyor elbette….

Tek tip müfredatla sisteme uygun kafalar yetiştirmeyi amaçlayan, ‘iyi insan=iyi vatandaş’ anlayışıyla bireyi mevcut resmi ideolojiye göre kodlamaya çalışan ideolojik devletler (ki aslında devletin ideolojiden arınmış bir hizmet aygıtı olması gerekir), zihinler üzerinde faşizan bir tekel kurmaya çalışırlar.

Böylece temel amacı hür düşünen, üretken bir zihne sahip çocuklar ve gençler yetiştirmek olması gereken, insan yeteneklerini sonuna kadar geliştirmeyi amaçlayan, biçimsel bilginin (iki kere ikinin kaç ettiği, Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’nı kaçta yaptığı, suyun kaç derecede kaynadığı gibi bilgiler biçimsel bilgidir) yanında ve hatta daha fazla ahlaki erdemleri yaşayarak kavratmaya adanmış, sınırlar ötesi düşünen ve hisseden, uluslar üstü boyutta kendini ifade edebilecek, kalbi ve ruhu aşkın bilgiye açık olgun insan yetiştirmek olan Talim ve Terbiye, ‘Milli Eğitim’e indirgenir, daraltılır ve baskıcı, otoriter bir mahiyete bürünür.

Hal böyle olunca daraltılmış, açıkça olmasa da yapısı gereği baskıcı, insanı geniş anlamda donandırmak yerine kendi resmi mantığına göre şartlandırmaya militanca inanmış, insan zihnine ve duygularına çok küçük yaşlardan itibaren sistemli olarak müdahale ederek onun farklı ve üretken (creativ) yanlarını budayan, adeta yetenek ve düşünce özürlü hale getiren, ödül ve ceza, başarı ve başarısızlık anlayışını da bu zihniyet üzerine kurup eğitimden geçenleri köpeğin kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi bir kısırdöngüye mahkum eden bir eğitim biçimi ortaya çıkar. Bu eğitim, her insan tekini ‘eğen’ ve ‘iten’ bir sisteme dönüşür... Eğitim hürleşme yolu olmaktan çıkar, daraltılmış kafalar, söndürülmüş gönüller, kısırlaştırılmış yeteneklerden oluşan bir esaret biçimine dönüşür. Bilgisi arttıkça sıkıntıları artan, öğrendikçe zihni miyoplaşan, eğitildikçe yetenekleri yavanlaşan bir kesin inançlılar topluluğu (bir tür zombiler de diyebiliriz) ortalığı kaplar. Bu tür kapalı sistemlerde okul binaları bir kışlaya ya da hapishaneye, öğretmenler gardiyana, idareciler hapishane müdürüne, pisikolojik rehberlik uzmanları da hapishane papazına dönüşürler… Temel amaç bu genç kitlenin beyinsel ve bedensel enerjisini kontrol edip gütmek olur… Sözkonusu enerjiye bir mecra hazırlayıp insani gelişim ve verim yönünde sevketmek gözlenen bir durum değildir…

Kainat ve ötesine uzanan bir boyutta düşünen, dünya kültürü olan, ahlaki erdem derinliğine sahip, yetenekleri üst düzeyde gelişmiş her insan ideolojik devletin kurmaylarını korkutur, bürokratik rejimi (demokratik rejimi değil) ürkütür, büyük sermaye sahiplerini tedirgin eder (yeteneksiz yığınlar ucuz işgücüdür çünkü ve bu vahşi sermayenin müthiş işine gelir, pazarlık gücü olmayan vasıfsız insan tipi onlar için idealdir)…

İşte bu yüzden eğitim ve toplum üzerinde devletçiliğin ve milliyetçiliğin derinden hissedildiği toplumlarda insanlar içine çekilir, üretkenlikleri biter, basit birer uygulayıcı haline gelirler. İleri düzeyde, sanat, edebiyat, düşünce ve bilim oluşturamazlar… Gündelik hayatın baskıcı çarkının dönmesine yardımcı olacak ucuz, pespaye, derinliksiz, anlık haz ve unutmaya dayalı bir ‘zanaat’ kültürü ortaya çıkarırlar… 1917 bolşevik devriminden sonra Rusya’da dünya çapında bir düşünür, edebiyatçı, bilim adamı vs.nin çıkmamasını ne ile açıklarsınız? Aynı durumu Türkiye’nin tek parti ve sonrası dönemine de uygulasanız üç aşağı beş yukarı aynı vahim manzara ile karşılaşırsınız…

Konuyu teorik düşünme biçiminde daha fazla devam ettirmemiz mümkün olduğu halde daha somut hale getirecek olursak; kanaatimiz o ki,

a) ‘Okul’ ve ‘başarı’ya bakışımızı yeniden gözden geçirip bazı köklü girişimlerde bulunmamız zorunludur. ‘Okul’un yanında ve paralelinde evin bir okul haline getirilmesi, evde daha geniş ve derin bir anlayışın çocuğa ve gence kazandırılması kaçınılmazdır.

b) ‘Zeka’ ve ‘başarı’ ilişkisinin herkese özel ve özgü ele alınması, öğrenciye (talep eden demek daha isabetlidir) özgü bir yaklaşım benimsemek daha isabetli olacaktır. Hatırlarsanız, çok kısa bir zaman öncesine kadar, (hatta hala günümüzde bile) zekanın bir sayısal bir de sözel olmak üzere iki tür olduğuna inanılırdı ve öğrenciler buna göre acımasızca kategorize edilirdi (ki halkımızın çok büyük kısmında bu anlayış bugün bile devam etmektedir). Kafası matematik ve fenne yatkın olan çocuklara aferin çekilir, adam olacak zeki çocuk muamelesi yapılır, sosyal alana yatkın olan çocuklara çoğunlukla idiot, embesil ya da moron gözüyle bakılırdı. Bu zihniyetin kıyımından geçmiş nice kuşaklar nice zeki insanlar vardır ki hadde hesaba gelmez…

c) Ödül ve ceza sistemini klasik koşullandırmanın kamçısına dönüştürüp, öğrenmek için değil not alıp sınıf geçmek ya da sınav kazanmak için öğrenen bomboş insanlar yetiştiren mevcut yapı sorgulanmalıdır…

d) Başarılı olmayı sadece yüksek puan almak, yüksek not almak ya da iyi bir üniversiteye girmeye endeksleyen, bir insanın potansiyelini açığa çıkarmasını, ahlaki erdemler kazanmasını, ruhsal ve manevi disiplin kazanmasını, yeteneklerini keşfedip geliştirmesini başarıdan saymayan mevcut algılama gözden geçirilmeli ve çocuklara bu yeni çerçevede muhatap olunmalıdır…

e) Bataklığı kurutmadan ya da yeni ziraat alanları açmadan sivrisineklerin etkin yöntemlerle öldürülmesi üzerine kafa yormanın faydasız olduğunu bilerek saydığım bu maddeler yazının diğer kısmıyla bağlantılandırılıp yeniden düşünülmelidir….

Yusuf Özkan Özburun - Haber 7

ozkanozburun@hotmail.com

YORUMLAR 3
  • efe 14 yıl önce Şikayet Et
    birde müfredatta. bir sürü kişi ismi var dalton,toriçelli falan filan veya geçmişte şöyle şöyle oldu diye hikayeleri milletlere ezberletmeselerde,direk sadede gelseler belki şimdiki gençliğin işi daha kolay olur.banane şu olmuş bu olmuş.sonuçtaki haliyle ilgilenelim.bizene kültüründen.ayrıca eğitim kitapları mantıksal açıdan bence iyi,ama bunu öğretecek kişiler hem gelişimsiz,hemde konusunun hakimi değil.meb in kitaplarda çözülmeyen problemleri dahi millet internetten öğreniyor.öyleyse daha öğretmesi gereken bir kitabı başaramayan öğretmenleri ne yapacaksın.zorla bizi devlette işe atayın diye bir çok kişide var.hükümet umarım statükoya teslim olmazda.öğretimin kalitesini artırır.
    Cevapla
  • Turgut İşleyen 14 yıl önce Şikayet Et
    Bilinçli anne baba olmak. Yazarın yazı başında bilinçli anne baba uyarısı ile örneğe başlaması aslında yazının ana fikridir. Günü birlik değişen milli eğitim düzenlemeleri ile okul verimi artık yetersiz kalmaktadır. İyi bir geliriniz var ise iyi bir okul , evde destekleyen ve yardımcı anne baba okulun vereceği başarıyı etkileyecektir. Elinizde bu imkanlar yok ise azmini idealini kaybetmemiş bir öğretmene düşecek öğrenciniz için dua etmeniz kaçınılmazdır. Lokantada hergün domates çorbası yiyen bir müşteri olarak artık kahvaltı yemek istiyorum diyerek firma sahibine ya birşeyler demeli yada lokantamızı değiştirerek ağız tadımızı düzene sokmalıyız. Eğer bunları yapamıyor isek domates çorbasını içmeli ama akşamları eşimizin yaptığı güzel yemekleri afiyet ile mideye indirmeliyiz. Bu sekilde vücudumuz gerekli besini alır sağlıklı bir hayat sürebiliriz. Yazar aslında güzel anlatmış. Anlayabilene.
    Cevapla
  • burak sönmez 14 yıl önce Şikayet Et
    Medrese Sistemi Geri Gelmeli. Üstad diyor; Bu ülke Tazminattan beri su alan bir gemidir. Evet hala su alıyor eğer gerekli tamirat ve bakım yapılmaz ise topyekün çökmeye az kaldı. Mesele buraya nerden geldi derseniz antayım efendim. Bir zamanlar üç kıtaya hakim olan ve Dünya'yı titreten koskoca Devlet-i Aliyye'nin eğitim sistemini herkes bilir, hatta bu sistem onlardanda önce vardı. Eğiti, Öğretim biz bu kavramların içerisini boşalttık içine bir kaç matematik bilgisi ve dil bilgisi dersleri bıraktık ve adına da EĞİTİM VE ÖĞRETİM dedik. Ancak eskiler ne yaptılar dizleri üstüne çöken öğrenciler büyük bir terbiye ve alçakgönüllülük ile
    Cevapla