Yusuf Özkan Özburun
Yusuf Özkan Özburun
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

'Sen de çiçek açtın erkenden küçük zerdali ağacım'

GİRİŞ 15.04.2012 GÜNCELLEME 15.04.2012 YAZARLAR

Evet biliyorum, bu tür başlık atmalar, çiçek açmış bir ağaca bakmalar, yıldızlı bir gökyüzünün seyrine dalmalar şairlere ve aşıklara bırakıldı bu çağda. Nedense sadece onlara has romantik (yani çocuksu ve naiv) işlermiş gibi anlaşılıyor çoğunluk tarafından.

Eskaza, “Dün akşam ayın halesi vardı, yıldızlar da pek bir berraktı, epey bir seyrettim” filan gibi bir cümle sarfetmeye görün, hemen bakışlar değişir, dudaklar bükülür. Özellikle kendini ciddi işlerle uğraşan kallavi heriflerden sayan bazı kalaslar, size hafif küçümsemeyle bakarlar. En fazla şunu söylerler: ‘Duygusal bir arkadaşa benziyorsunuz!’ Eh, bunun yanında kimi çok bilmiş aklıevveller de sizin ‘çiçek böcek edebiyatı yapan’ familyadan olduğunuzu düşünür, hemencecik kategorize eder ve kendisinin vatanı, milleti, ümmeti kurtarma yönünde acayip reel politik filan yaptığını zannederek rahatlamayı tercih eder: Beni kategorize et, relaks ol bayım, rahatla! (Gündelik siyasetten başka ‘sahici gündemler’, enfüsi yazılara, yorumlara prim vermeyen düşünce çöpçüsü okuyucu sen de rahatlayabilirsin!)

Bir kısım kadınlar, bu tür cümlelere bayılır: ‘Ayyy ne romantik erkeeek.’ diye düşünür ve hemencecik evdeki adamın kendine sık sık çiçek almadığı, özel günlerinde tıpkı dizilerde olduğu gibi tek taş yüzük getirmediği, akşam eve gelince mart kedisi gibi bakmadığı, dizinde şiirler okumadığı gibi çağrışımlara garkolurlar.

Başını yerdeki küçük karınca yuvalarıyla meşguliyetten kaldırıp, aya, yıldıza, güneşe bakanların, mevsimlerin farkına varanların, yolun kenarında çiçek açmış ağacı fark eden gözlerin ve gönüllerin, çocuksu bir duygusallıkla yaşayan ya uçuk bir şair, ya da ayakları yerden kesik romantik bir kişi olarak algılanması ne büyük faciadır. Neyin küçük ve önemsiz, neyin büyük ve önemli olduğu konusunda ciddi bir karmaşa yaşanıyor zihinlerde. İnsanın dünyada bulunuş gerekçesine dönük işler, küçük ve önemsiz, dünyanın zavallı, gel geç kavgalarına ait şeyler önemli ve büyük sayılıyor. Televizyonlardan bangır bangır, radyolardan zangır zangır, gazete ve dergilerden haldır haldır bunlar haykırılıyor, ve dahi höykürülüyor. Kalbiyle ve kalbi için düşünen, dışarıya (afaka) da içteki bir pencereden bakan ne de azdır. Ya siyasetle, ya ekonomiyle, ya bizi (o ‘biz’ kimsek) dış güçlerin mahvettiği fikriyle, ya da sosyolojik, morfolojik, strüktürel yataysal ve dikeysel açılımlarla aklını ve kalbini sarhoş etmiş ne çok kişi görüyorum.

Bahara bakmak farzdır efendiler! Üstümüzden kuşlar gibi geçip giden mevsimleri oku’mak vazifemizdir. Gökteki aya nazar etmek, en az toplumsal ve politik olayları analiz etmek kadar elzemdir. Dış mihrakları, ülkeyi içerden yıkan iç güçleri düşünüp dertlenmek kadar, nefsinin tam ortasına kurulmuş düşmanlarına, aileni senden alan güçlere, çocuğunu senden çalan mihraklara yoğunlaşman ödevindir. Allah’ın her yerde bir ayet ve işaret olarak, kudretinin ve rahmetinin nişanesi olarak, enfüsün ve afakın göklerinde dalgalandırdığı sancaklarını, bayraklarını alaşağı etmeye çalışanlar daha çok dikkatini çekmeli değil midir?

Bizi Masonlar, Yahudiler, yerli işbirlikçiler, kötü yönetim, istikrarsız ekonomi v.s. mahvetmemektedir. Bizi mahveden, bir ilahi bayrak gibi dalgalanan şu çiçek açmış ağacı, kalbin ve ruhun neşvesiyle birlikte oku’yamamaktır. Bizi mahveden, sarı çiçekle söyleşememektir. Bizi mahveden, yüreğimizdeki Yahudiler ve aklımızdaki Masonlar, faşizm uğuldayan içimizin kuytularında uluyup duran Ergenekon, gerektiğinde dindar ve muhafazakarca kendini gösteren ‘nefsimizin Yeşil Ulusalcılığı’dır.  .

Bir bahar bahçesinde, bahar kadar bir ‘marifet’ güldestesi ve tefekkür toplayan bir dünya yolcusu olmaktan uzak düştüğümüz oranda, dünyanın çıkmaz sokaklarında ruhumuzu azıtmaya mahkum olacağız…    

Bir Cahit Külebi hayranı olduğum söylenemez ama başlığa aldığım dizeler, her baharın arifesinde dilime düşer ve fikrimden nice nice şeyler geçer. Bilhassa, ilk ikisinin devamında gelen dize beni ziyadesiyle meşgul eder:

Sen de çiçek açtın erkenden

küçük zerdali ağacım

aklın ermeden.

Yusuf Özkan Özburun - Haber 7

YORUMLAR 2
  • faran 13 yıl önce Şikayet Et
    farklı pencereden... yusuf abi,sayın umra arkadaşım..hatırlar mısın vahyin ilk tenezzül ettiği o tepedeki kayaya yaslanıp kabe ye bakarak yaptığımız sohbet,kritiği?evet,böylesi söylediğin hakikatin şaşmaz bir cüz'üdür ve fakat..mekke,ne ağacı var,ne yeşilliği var,ne ormanı var,ne gölü var,ne akarsuyu,ne muhteşem manzarası..toprağı bile yok,volkan kayaları arasında bir belde...uludağı eşşiz ormanlarında veya karadenizin o müthiş ambiyansında esma yı gözlemlemek kolay..maharet işte orada hakikati bulmak!hira,arayış demektir,arayan için vesile dal da olur,kuş ta,yaprak ta ama volkan kayaları ve kupkuru çöl de! aramayan cennette olsa nafile!hakikati kelimelerin,satırların içinde değil,hayatın ortasında sadırların içinde aramak gerek.öyle derim ben.mahsus selam.
    Cevapla
  • muhalif 13 yıl önce Şikayet Et
    :))). Beklediğim kadar romantik değilse de :)) çok hoş bir yazı olmuş. Pazar sabahım şenlendi, gönlünüze sağlık. Allah-ü Teala Hz. akleden, fikreden, anladıkları ile de amel edenlerden eylesin inş.
    Cevapla