Sümen altı gazeteciliği yeniden revaçta!
2011 yılında, “Yüksek Askeri Şura” toplantısına iki gün kala; Kara Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı ile birlikte “gördükleri lüzum üzerine” görevinden istifa eden dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’e ait bir ses kaydı sızmıştı…
Arkadaşlarını “gazeteciler” hakkında uyaran müstafi Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, şunları söylüyordu:
“Arkadaşlar! Hiçbir basın mensubu bize düşman olmaz ama dost da olmaz. Basın demek, basın mensubunun görevi demek, haber olabilecek bir şeyi yakalarsa çok affedersiniz, anasını bile satar onu oraya haber diye koyar. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Çünkü onun için en önemli şey haber bulmak, gazeteye koymak. Para alıyor çünkü”.
“Anasını bile satar” ve “Para alıyor çünkü” şeklindeki iki iğrenç ifade çıkarıldığında, geriye kalan kelimeler, esasında “gazetecilik” denilen mesleğin gerçek tanımını teşkil ediyordu.
Zira gazetecinin asıl görevi, “haber olabilecek bir konuyu yakaladığında bunu olduğu gibi okuyucusuna” aktarmaktır.
Dolayısıyla gazetecinin büyük bir entelektüel derinliğe…
Geniş bir bilgi dağarcığına sahip olmaktan ziyade, “bulduğu haberi çarpıtamadan aktarması” gerekir.
Üstelik bunu yaparken kimseyi memnun etmekle yükümlü değildir.
Önemli olan, verdiği haberin doğruluğu, kaynağını aldatmaması, kasıtlı davranmamasıdır.
Haliyle yaptığı işin karşılığında da çalıştığı kurumdan maaş alır.
Zaten gazetecilerin aldığı maaşlar da ortadadır.
Devletin ilgili kurumları, gazeteleri ve medya kuruluşlarını düzenli olarak denetlediği için hangi gazetecinin ne kadar maaş aldığı “sır” değildir.
Gazetecilikte büyük paralar ise “yazılan” değil “gizlenen” haberlerle kazanılır.
Hatta!..
“Gazeteci yazmadığı haberden para kazanır” şeklinde bir klişe de gazetecilik literatürüne girmiştir.
Üstelik doğrudan bu tanım ile itham edilen gazeteciler de olmuştur.
Örneğin…
Çiller ailesine yakınlığı ile bilinen gazeteci Memduh Bayraktaroğlu, 27 Mart 2012 tarihinde,
15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sonrasında kapatılan internet haber sitesi Rotahaber'de kaleme aldığı yazısında;
“Yıl 1998 olmalı... Özer Çiller çok ilginç bir söz etti o gece...
"Gazeteci milleti yaptığı haberden para kazanır ama bu Uğur yapmadığı haberden kazanıyor kardeşim…” şeklinde bir ifade nakletmişti.
(Bayraktaroğlu, parantez içerisinde Uğur isimli gazetecinin soyadını da yazmıştı ama durduk yere başıma iş almayayım diye aktarmıyorum)
Dolayısıyla…
Haber peşinde koşturan, ter döken gazeteciler, sınırlı imkânlarla şerefli bir hayat sürerken…
“Sümen altı gazeteciliğini” benimseyen ve haberleri gizleyerek ceplerini dolduran gazeteciler, hiç zahmet çekmeden camları bile zırhlı olan ultra lüks villalarda günü gün ediyor.
Bendeniz…
Meslek hayatım boyunca bu “sümen altı gazeteciliği”nin o kadar çok örneğini duydum ve gördüm ki...
Haber gizleyerek para veya ilan sızdıranları, bu isimlerin nasıl servet biriktirdiklerini, çocuklarını hangi özel okullarda okuttuklarını saymaya kalksam, sanırım soluğu mahkemelerde alırım…
Maalesef gazetecilik mesleğine gölge düşüren ve itibarını zedeleyen bu alışkanlık günümüzde de devam ediyor.
Mesela!
AK Parti iktidarına yönelik en ufak meseleyi günlerce manşetlerinden indirmeyen ve sürekli canlı yayın açarak bu iddiaları köpürten Saraçhane medyasının, başta “asrın yolsuzluğu”nun yaşandığı İBB olmak üzere CHP’li belediyelerde patlak veren yolsuzluklara karşı nasıl “üç maymunu” oynadıklarını ibretle takip ediyoruz.
Hakeza!
Bizden göründükleri halde, sırf ilana “ilan-ı aşk” ettikleri veya İBB’den ihale aldıkları için CHP/YP’lilerin rüşvet ve uçkur rezaletlerine mesafeli duran bazı gazetelerin “ölüm sessizliğine” hep birlikte tanıklık ediyoruz.
Geçmişte yaşanan rezaletler hafızalardaki yerini korurken, Türkiye bir kez daha “yazılmayan haber” gerçeğiyle yüzleşti.
2020’de, sözde “gazetecilik” refleksiyle Libya’da hayatını kaybeden şehid MİT mensubunun kimliğini bile deşifre etmekten sakınmayan ve bu uğurda Silivri cezaevinde tutuklu kalmayı göze alan gazeteci Murat Ağırel…
Almanya'da yaşayan Sinan Çampınar isimli bir kişinin verdiği ve “Sarıgül ailesinin yurt dışına para kaçırdığı” iddialarının yer aldığı bazı bilgi ve belgeleri haberleştirmek yerine, sözde “doğrulatmak” amacıyla belgeleri dosyanın muhataplarına iletmekle suçlanıyor.
Dahası…
İddia sahipleri, “söz konusu belgelerin aktarılmasının ardından Sarıgül ailesi tarafından tehdit edildiklerini” öne sürüyor.
Bu yüzden tutuklanan Ağırel ise kendisine ulaştırılan iddiaları araştırma aşamasında olduğunu, belgelerin doğruluğundan şüphe duyduğunu ve iddiaları inandırıcı bulmadığı için basın etiği gereği teyit etmeden haberleştirmediğini belirtiyor.
Fon soruşturmasını bahane ederek, Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale ile birlikte Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ı, (Bakan Bey’in ifadesiyle ‘haysiyetsizce iftira’larla) hedef alan” ve tasfiye aşamasındaki fonlarda “VIP yatırımcı” olduğunu, “büyük kazanç elde edip soruşturma öncesi çıkış yaptığı” iftirasını teyit etme gereği duymadan aktaran Ağırel…
Şimdi kalkmış cezaevinden, “yapmadığı ve yayınlamadığı bir haber üzerinden suçlandığı” mesajını göndererek, mağdur ayağına yatıyor.
Bence Murat Ağırel’e yönelik işlemler, tutuklama ile sınırlı kalmamalı…
Geçmişte “haber gizleyen” gazetecilerin nasıl zenginleştiği dikkate alınarak, Ağırel’in hesap hareketleri ve birinci dereceden akrabalarının gelirleriyle orantılı zenginleşip zenginleşmedikleri de incelenmeli…
Yakınlarının üzerindeki taşınmazlar da araştırılmalı…
Öyle ya!…
Murat Ağırel ve şürekasının rol model aldığı ve “duayen” dediği isimler, geçmişte yazmadıkları haberlerden çok para kaldırdı…
Bu arada…
Asrın yolsuzluğu davasında yargılanan Ekrem İmamoğlu dün cezaevinden gönderdiği mesajında, yandaşlarına “bağımsız gazeteleri alın” talimatını göndererek, kendi yolsuzluklarını perdeleyen gazeteleri satın almalarını istemiş.
Aslında bu talimat bile neler döndüğünü ve kimlerin “sümen altı gazeteciliği” yaptığını özetlemeye yetiyor..
Zekeriya Say / Haber7
-
Sedat yılmaz 15 dakika önce Şikayet EtAğzına yüreğine sağlık hocamBeğen
-
düzce'linin fikri 1 saat önce Şikayet Etsayın hocam bunlar nezaman bu kadar ahlaki yozlaşmaya nasıl uğradılar? 28 subat dinsiz eğitimin sonucumu? 90'larda dine uygulanan baskı nedeni ilemi? ben anlayamadım biz hangi ara kul- yetim hakkı yer olduk?Beğen Toplam 1 beğeni