Zekeriya Yıldız
Zekeriya Yıldız
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Islahat Fermanı

GİRİŞ 15.02.2026 GÜNCELLEME 15.02.2026 YAZARLAR

1847 yılıydı.

Kudüs’ün yaklaşık on kilometre güneyinde bulunan Beytüllahim kasabasında garip bir hırsızlık olayı yaşandı.

Kasabanın adeta kalbi durumundaki Kutsal Doğuş Kilisesinin gümüş yıldızı ortadan kayboluverdi.

İnanışa göre Hz İsa’nın doğduğu gece Venüs ve Jüpiter üst üste gelmiş gökyüzünün en parlak yıldızına dönüşmüştü. Gümüş yıldız bu doğuşun sembolüydü. Doğumun gerçekleştiği yerin tam üstündeki mermer zeminde bulunuyordu ve kilisenin en kutsal objesiydi.

Kasabada büyük bir gerginlik doğdu. Farklı mezheplere bölünmüş olan Hristiyanlar birbirlerine düştüler. Katolikler, kendilerinin yaptırdığı kutsal yıldızın ortadan kaybolmasından Ortodoksları sorumlu tuttular. Onlar da Katolikleri suçladılar.

Üstelik gerginlik bununla da sınırlı kalmadı.

Kudüs’te Hz İsa’nın çarmıha gerildiği tepe üzerinde bulunan ve inşa edildiği dördüncü yüzyıldan itibaren Hristiyanların hac mekânı olan Kutsal Kabir Kilisesinin tamiratıyla ilgili yeni bir kavga başladı. Katolikler ve Ortodokslar bu konuda da birbirlerine girdiler.

Kavga kısa zamanda büyüdü. Filistin topraklarını aşıp uluslararası bir boyut kazanarak dünyadaki tüm Katoliklerin hamisi olduğunu iddia eden Fransa ile Ortodoksların hamisi Rusya’nın kavgasına dönüştü.

Osmanlı Devleti kavganın tam ortasında kaldı.

Ne de olsa paylaşılamayan topraklar ülkesi, oradaki insanlar vatandaşıydı. Fransa ve Rusya’nın baskılarını göğüsleyip Kudüs’teki sükûneti yeniden tesis etmek isteyen Sultan Abdülmecit, Gümüş yıldızı yapıp yerine koyma, kilise tamiratını da üstlenme teklifinde bulundu. Teklif her iki devlet tarafından da reddedildi.

Fransa, eski uygulamaya tekrar dönülmesi, yedi yıl önce ellerinden alınan hakların Katoliklere iadesini istedi. Eski uygulamadan maksat, Kanuni Sultan Süleyman devrinde yayınlanan fermanın yeniden yürürlüğe girmesiydi. Söz konusu fermanda; “Makamaât-ı mübâreke” olarak adlandırılan Hristiyan mabetlerin anahtarlarının muhafazası ve hizmetlerinin görülmesi işleri Katoliklere bırakılmıştı. İki asırdan fazla süren bu ayrıcalık, Fransa ile ortaya çıkan bir takım ihtilaflar nedeniyle 1840 yılında Katoliklerden alınıp Ortodokslara verilmişti.

Rus Çarı Nikola da Ortodokslar için bastırmaya devam etti.  Sultan Abdülmecit’e Küçük Kaynarca Antlaşması hükümlerini hatırlatıp tehditlerini sürdürdü. Zira 1774 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşını bitiren Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Ruslara İmparatorluk sınırları içindeki Ortodoksların hamiliği imtiyazı tanınmıştı.

İki büyük ülkenin hak talepleri ve bitip tükenmek bilmeyen baskılarından bunalan Bâb-ı Ali Hükümeti, meseleyi yerinde incelemek üzere bir komisyon kurarak zaman kazanmaya çalıştı. 1852 yılında raporunu tamamlayan komisyon, kutsal yerlerin, Katoliklerle Ortodoksların müşterek malı olduğuna karar verdi. Fransa, daha önce elde ettiği haklar saklı kalmak kaydıyla kararı kabul ederken Rusya itiraz etti. Kudüs’te okunacak bir fermanla Ortodoksların haklarının biran önce tescil edilmesini istedi. “Hayır” cevabıyla birlikte de Prut’u aşıp Eflak ve Boğdan’a girdi.

Böylece Kırım Harbi başlamış oldu.

Rus yayılmacılığından endişe eden Fransa, yanına İngiltere ve İtalya’yı da alarak Osmanlı Devletine destek çıktı.

Üç yıl süren savaşta Ruslar yenildi.

İşin ilginç yanı, yüz bini aşkın askerini kaybeden Avrupa devletleri, cephelerin hallaç pamuğu gibi atıldığı o günlerde bile Osmanlı uyruğunda yaşayan Hristiyanların haklarıyla ilgili reform paketi ısrarlarından vazgeçmediler.

Bâb-ı Ali de fazla direnmedi. Ne başına gelen bunca olaydan ders aldı ne de yarın karşılaşacağı sıkıntılarla nasıl başa çıkacağını düşündü.

Uzun yılların ardından gelen Rus zaferinin rehavetiyle Paris’te imzalanacak barış antlaşmasını bile beklemeden 18 Şubat 1856 günü Islahat Fermanını ilan etti.

Daha önce yayınladığı Tanzimat Fermanıyla ülkesindeki gayrimüslimlere geniş haklar tanıyan Osmanlı yönetimi, Islahat Fermanıyla çıtayı iyiden iyiye yükseltmiş oldu. Mehmet Emin Paşa ve Keçecizade Mehmet Fuat Paşanın kaleme aldığı ferman, gayrimüslimlerle Müslümanlar vatandaşları eşitliyordu. Artık onlar da memur olabilecek, askerî okullara girebilecek, aynı vergiyi ödeyecek, ibadethane inşa edebilecek, kiliselerinde çan çalabileceklerdi. Padişahın iradesi sınırlanıyor, ırk ve din ayrımı yapılmaksızın bütün Osmanlı uyruklarının mal ve namus dokunulmazlıkları, tasarruf hakları teminat altına alınıyordu. Halk arasındaki meşhur deyişle; “artık gâvura gâvur denmeyecek”ti.

Bugün olduğu gibi o günün münevverleri arasında da Islahat Fermanını alkışlayanlar, Türkiye’yi Avrupa’ya yaklaştırıp devletin laikleşme sürecine katkıda bulunduğunu söyleyerek takdir edenler oldu. Ama Müslüman ahalinin çoğunluğu dudak büküp iç çekmekle yetindi.

Kimileri fermanı duyduğunda “içinin soğuduğunu” söyledi, kimileri “Rus’u kovup Frenkleri getirmek için mi harbe girdik?” diye sordu. Kimileri de düşman ülkelerin baskısıyla hazırlanan fermandan hayır çıkmayacağını söyledi. İstanbul esnafından kayıklara doluşarak Dolmabahçe Sarayının rıhtımına dayanıp tepki gösterenler çıktı.

Hatta Kuleli Vakası denilen darbe girişiminin bu yüzden olduğu iddia edildi.

Kutsal Doğuş Kilisesindeki gümüş yıldızın paylaşım kavgası olmasıydı Islahat Fermanı çıkar mıydı bilinmez ama fermanla başlayan süreç Osmanlıya büyük kırılmalar yaşattı.

 

YORUMLAR 17 TÜMÜ
  • İbrahim 12 saat önce Şikayet Et
    Demek ki neymiş, Hiç bir zaman Avrupa ya ve Diğer Dinin mensuplarına yaranilmazmış. O yüzden Devlet büyüklüğünu gösterecek, Diğer din ve ülke mensuplarına bazı haklar verecek.Ama hayati önem taşıyan konularda ve olaylarda Devlet Çok Dikkatli olmak zorunda.
    Cevapla
  • Misafir 13 saat önce Şikayet Et
    El aklı ile Devlet Yönetimine talip olanların geçmişte Nizam-ı Alem Osmanlı idaresini ne hale getirdiklerini görüyoruz. Bu gün değişen bir şey var mı? Nasıl ki Esed uçağa binmiş ülkesinden kaçarken onunla görüşmeye gidelim diye akıl vermeye çalışanlar gibi, dağılmaya yüz tutmuş Avrupa Birliğinin hala kuyruğunda dolaşmaya çalışmak körlük değil nankörlük olsa gerek ?
    Cevapla
  • Emeklidur 14 saat önce Şikayet Et
    Ishalat,hala sürüyor.Durmak bilmiyor.Evlerimizin,ailemizin içine bile girdi
    Cevapla
  • Cemal Toptancı 14 saat önce Şikayet Et
    1967 -73 Yılları arasında okuduğum İstanbul Sultanahmet İTİA'de Medeni Hukuk dersimize gelen Ord. Prof. Reşat Kaynar, Gülhane Hatt-ı Hümayunu adıyla zikrettikleri TANZİMAT FERMANI nedeniyle Mustafa Reşit Paşa'yı hep metheder, bu FERMANA sahip çıkardı. Oysa yıllar sonra öğrendik ki, bu bir batılılaşma hareketinin öncüsü ve Osmanlı yönetim sistemine vurulmuş bir darbeydi.
    Cevapla
  • Hakan 15 saat önce Şikayet Et
    Peygamberimiz olsa nasıl yönetirdi
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle